• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.91)
le samourai - jean-pierre melville
profesyonelliğinden ve soğuk kanlılığından asla ödün vermeyen ve tüm işlerini arkasında tek bir ipucu bırakmadan neticelendiren bir katil olan jef costello yeni bir görev için atanır. bu yeni görevde bir gece kulübünün sahibi olan martey'i öldürmesi için kiralanır. kiralık katil her zamanki gibi tüm planlarını son derece titizlikle kursa da bu kez olay yerinde kimi tanıklar tarafından görülür. bunlardan biri de gece kulübünde çalışan güzel piyanist valerie'dir. polis memuru costello'nun katil olduğuna inansa da kanıtlar yeterli olabilecek midir?
  1. başrolünde tüm karizmasıyla alain delon'un arzı endam ettiği 1967 yapımı bir jean-pierre melville filmi. film-noir esintileri taşıyan senaryo kurgusuyla fransız filmlerini gereğinden fazla durağan bulanların bile sevebileceği bu klasik, kendisinden sonra çekilen birçok filmi etkilemiştir. kanımca fransız sinemasının en güzel seyirliklerinden bir tanesi.
  2. önce inanılmaz remix'i

    yönetmeninin deyimiyle bir şizofrenin hikayesi... seyirciyi güzel bir açılış sahnesiyle karşılıyor. dingin adımlarla ilerleyen film, günümüzdeki bol görsel efektli bulamaç halini alan kolpa tetikçi filmlerinden değil. açılış sahnesine dönecek olursak,(c'era una volta il west) filminin giriş sahnesiyle birlikte beni en çok etkileyen film oldu.

    bir çok yerde söylenmiştir. klişe olacak ama bir çok filme ilham veren filmdir. kuşkusuz türk sinemasını da etkisi altına almıştır. (lütfi akad'ın yaralı kurt filmini örnek gösterebiliriz.) jef castello için para, çok önemli bir kıstas değildir. yaptığı işin bir karşılığı var ve karşılığını almalıdır. para faktörü filmin dinamiklerinden değildir. sadece işinin küçük bir parçasıdır. kahramanın yalnızlık sorunsalı hikayenin ana etkenidir. jef castello'nun kendisi için yarattığı bir dünya ile karşılaşırız. gürültüsüz, patırtısız, minimalist bir çizgide, samuray düsturunu şiar edinmiş bir tetikçiyi izleriz. bu salt sanat eseri için fransız, amerikan, uzak doğu harmanlaması diyebiliriz.

    lütfi akad'ın yaralı kurt filminde ise para faktörü, filmin baş kahramanı ali için araç konumundadır. gayesi almaya'ya gidip refahını sağlama almaktır. yaralı kurt filminde her ne kadar toplumsal faktörler göz önünde ise, le samourai filminde de bir o kadar psikolojik faktörler göz önündedir. iki filmi ayıran en önemli unsur budur kanaatimce...

    melville, jules dassin, sidney lumet... bu üç adamın kadri kıymeti pek bilinmez ama sessiz sedasız sinema sanatının en güzel örneklerini sunmuşlardır... ne varsa eskilerde var deyip sözlerimi bitiriyorum.
  3. alain delon'un muhteşem oyunculuk sergilediği ve kendisiyle tanışmama vesile olan ilk filmi ismini sıkça duyduğumuz fakat filmini izlediğim(iz)de kendisine hayran bıraktıran bir oyunculuk ve ustalık sergileyen; jean-pierre melville'in görüşlerime göre usta başyapıtlarından... doğallığı, saflığının yanı sıra izlerken o metrelerce olan film şeritlerinin bir zamanlar kesilip birbirlerine eklenerek yapıldığı dönemde alkışları hakedip herkesin izlemesi gereken ustaca kurgulanmış film le samourai...
    sdrex