• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
Yazar Sevgi Soysal
tante rosa - sevgi soysal
ilk yayımlandığında "yerli" olmamakla eleştirilen tante rosa, sevgi soysal'ın, sinemaya da uyarlanan en özgün eseridir. bir roman bütünlüğüne sahip olacak şekilde birbirine ustalıkla bağlanmış on dört hikayenin ana konusu kadınlık ikilemleridir. sevgi soysal'ın, o kendine özgü ironisiyle anlattığı tante rosa, yaşamın kurallarına ve sınırlandırmalarına başkaldıran, ancak kadınlığına hapsolduğu için hep yenilen biridir. o, "bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır."
  1. yazarı sevgi soysal'ın "bütün kadınca bilemeyişlerin tek adı" diye tanımladığı, ilk defa 1968 yılında basılmış, birbiriyle bağlantı 14 kısa öyküden oluşan kitabıdır. yayımlandığı dönem çok ağır eleştiriler almış, yabancı olmakla suçlanmıştır. o dönemin eleştirilerini yazarın kızı funda soysal şöyle açıklar:

    "memlekette romancıları bekleyen onca sorun, romanlaştırılacak onca memleket kadını ve memleket kadınının da onca başka sorunu varken, neden almanya'da yaşayıp ölen, arkasına bakmadan kocasını ve hele de çocuklarını terk ediveren, “orospuluğa” bile özenen bir tante rosa sorusu yankılandırılır dört bir yandan.

    gerçekten de yabancıdır tante rosa. ama yaşadığı ülkeden, yetiştiği kültürden kaynaklanmaz bu yabancılık. tante rosa, çirkinlikleri yaşamaktansa onları cesurca terk edebilen, hatalar yapan, kendi hayatını kendi elleriyle kurup yine kendi elleriyle yıkabilen bir kadın olduğu için yabancıdır bu topraklara. tante rosa ne bir azizedir ne ana ne bacı ne de namus, yalnızca kadındır. bu kimliğiyle de kanımca edebiyatımızın erken ötmüş horozlarından biridir. yıllar sonra değeri anlaşıldığında görülür ki tante rosa, sevgi soysal'ın anlattığı evrensel bir kadınlık halidir ve hiçbirimize yabancı değildir.
  2. ilk baskısı 1968 yılında yapılan, yayınlandığı zaman pek çok eleştiriye maruz kalan, on dört hikâyenin bir araya gelip bir roman oluşturduğu söylenebilecek sevgi soysal kitabı...

    romandaki en önemli tema gerçeklik-yanılsama ikilemi... "bütün kadınca bilmeyişlerin tek adı" olan rosa bu yönüyle bovarist bir kahraman olarak görülebilir. öykülerin başlıkları karagöz oyunlarının adlarını çağrıştırır. bu durum, yazarın bu kitabı eğlenmek amacıyla yazdığını düşündürür. oysa amaç bence daha farklı. "tante rosa'nın düşü" bölümü yazarın bu öyküleri katarsis amacıyla yazdığının göstergesidir. bu bölüme kadar anlatıya bazen anlatıcının bazen rosa'nın dilinin ve bilincinin hakim olması, bu bölümde kahraman ile anlatıcının bir çekişme yaşaması bu görüşü destekler.

    inceleme yapacaklar için üzerinde durulabilecek diğer temalar, konular ve teknikler: hayal kırıklığı yetersizlik-başarısızlık erkeklere bakış açısı öykünme beğenilme isteği iletişimsizlik doyumsuzluk sınıfını kabullenememe din eleştirisi savaşın insan psikolojisi üzerindeki etkisi modernizm eleştirisi saflık arayışı üstkurmaca ve evet... o etkileyici dili...

    kötü bir sinema uyarlaması da var.ışıl özgentürk'ün yönettiği, sumru yavrucuk ve mahir günşiray'ın oynadıkları seni seviyorum rosa filmi pek çok ödül alsa da benim hayalimdeki tante rosa'yı öldürdüğü için güzel değildir. çünkü tante rosa içini öldüremez. içi prensestir. prenses prensindir ve prensin olan bir şeyi öldürmeye sizin bile hakkınız yoktur.
  3. aslında bence hayatın ta kendisi bu kitap, hiçbir zaman yaptığının önünü ardını düşünmeyen bir kadının hayat tarzını aynalıyor olabilir. hayatı gelişine yaşamak ve kadın olmak diyor aslında, o muhteşem diliyle tante rosaların tanrıçası sevgi soysal: hayal mi , düşünce mi , gerçek mi?
    okurken şöyle diyorsunuz: ne fark eder? ya da bir önemi var mı?
  4. sevgi soysal'ın farklılaşmak ama nasıl sorusuna ancak kendi iç sesimizle yol alarak cevap verebileceğimizi anlatan, günümüzde kadın ve toplum üzerine çözümlemeler yapan birçok öykü ve romanın bile üstünde olan kitabı..

    tante rosa'nın yolculuğu bölümünden:

    "senin bir ağaç gibi, bir kedi gibi, bir kanarya gibi, bir koltuk gibi, bir kağıt gibi, bir perde gibi,bir giysi gibi, bir kalem gibi,bir şapka gibi, kuruverdiğin, uyuzlaşıverdiğin, ötmeyiverdiğin, yırtılıverdiğin, yıkılıverdiğin, eskiyiverdiğin, aşınıverdiğin, bitiverdiğin, uçuverdiğin demektir bu. ancak bir ağaç kuruyuverir, bir ev yıkılıverir, bir makina duruverir, bir pabuç aşınıverir, ansızın bu anlaşılıverir ve hiç önemli değildir bu. öncesiz ve sonrasız, bağlantısız ve ve belgesiz tükenivermek bir ağacın, bir evin, bir pabucun hakkıdır. bir insanın, bir insanın ama, bir rosa'nın niçin eksildiğini bilmem gerek, yeni rosa'yı bunun üstüne kurmam gerek."