• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
döşeğimde ölürken - william faulkner
20. yüzyılın büyük modernist romancılarından william faulkner'ın yazım tekniğinde radikal bir yeniliği temsil eden, benzersiz bir yapıt. ölüm döşeğinde olan addie, kırk mil uzaklıktaki jefferson mezarlığına, ailesinin yanına gömülmeyi vasiyet eder. addie'nin tabutunu bir katır arabasına yükleyen bundren ailesi, sıcakla ve sellerle boğuşacakları uzun bir yolculuğa çıkar. döşeğimde ölürken, on beş farklı anlatıcının ağzından anlatılan elli dokuz bölümden oluşur. ailenin öfke, üzüntü, endişe ve tutku dolu serüveni karakterlerin zihninden geçen akışın ritmiyle birleşir. bilinçlilik akışı tekniğini çarpıcı bir yetkinlikle kullanan faulkner'ın karakterlerinin "gözleriyle sesi kendi içine dönüp ağlayışını dinlemeye koyulmuş gibidir". düzyazıyı şiirselleştirmekte sıradışı bir yeteneği olan faulkner'ın bu romanı, sezgilerin, duyarlıkların, iç seslerin, boşlukların destanıdır.
  1. faulkner, okuması ve anlaması en zor yazarlardan olsa gerek. bilinç akışını bu denli ustaca kullanan isim azdır edebiyat tarihinde. döşeğimde ölürken'i on beş farklı karakterin dilinden yazmış. o yüzden okuması biraz zor bir kitap. anlamak için değişen karakterlere, cinsiyetlere, yaş gruplarına ve ruh hallerine uyum sağlayabilmek lazım. kendine has yazım dilinin getirisi olan kısa, karışık, tuhaf cümleler de cabası.

    "yalnız durdu, ölmekte olan anasına baktı, yüreği sözlere boşalamayacak kadar dolu."

    "babamın insanlar uzun zaman ölü kalabilmeye hazırlanmak için yaşarlar dediği aklıma gelirdi."

    "dua etti benim için, günahı göremediğimi sanıyordu, benim de diz çöküp dua etmemi istedi, çünkü günahı kelimeler olarak görenlerin gözünde kurtuluş da kelimelerdir yalnızca."

    "ama bilemiyorum ne deliliktir, ne değildir; kim karar verebilir kesinlikle. çünkü galiba her adamın içinde deliden de, akıllıdan da ötede bir başka adam var ve o adamın delice ve akıllıca işlerine aynı tiksinme ve aynı şaşkınlıkla bakıyor içerden."
  2. bilinçakışı tekniğinin, gerekli frekans yakalandığında nasıl bir sohbet hâline dönüşebileceğinin somut kanıtı bu kitap.

    amerika'nın yüz yıl önceki taşra insanını görüyoruz kitapta, değişik karakterin farklı bakış açılarıyla trajik bir olayı yaşıyoruz. evet, yaşıyoruz çünkü faulkner bunu başarıyor.
  3. 20. yüzyılın felaket rehberi faulkner'in yoğun romanları okurun kişisel tarihine de kazınıyor. yalın bir gerçeklik sunan faulkner romancılığının kusursuz tekniğinde acı bir şekilde yükseliyoruz. 'sahi nasıl' sorusu, onun romancılığındaki sahiciliği sorgulamaya gayret eden tek argüman olarak elimizde pıhtı halinde kalıyor. döşeğimde ölürken kişisel faulkner okumalarımda bir ses ve öfke veya bir absalom absalom! değil belki, ama neden değil; çünkü her romanı öyle kusursuzca işliyor ki faulkner bazen zirvenin uzağında kalabiliyor, döşeğimde ölürken gibi.

    döşeğimde ölürken, 15 farklı anlatıcının bilinciyle işlenir. mesele ölmek üzere olan addie'nin enkaza dönen penceresinin ötesinde aile üyelerinin yanları başındaki ölüme hazırlıklarıdır. kitap addie'nin marangoz oğlu cash'in tabut yapımında çıkardığı gürültülü seslerin öncülüğünde başlar ve bir süre bu seslerin baskısında devam eder. çevredeki evler bu seslerin getireceği sonucu tahmin etmektedirler.

    evin en büyük erkek evladı cash, ketum ve hayatının anlamı olmuş olan marangozhanesiyle nefes almaktadır. bilinci marangoz bilincidir, hesaplı bir şekilde işler. cash'in ardından evin 2. oğlu darl kitap boyunca bilincine en sık eriştiğimiz kişidir. gözlem yeteneği doğrultusunda yaşamın içinde bulunduğu hale en sıkı eleştiri onun bilincinin perdesinde izlenir. evin 3. oğlu jewel ise tipik faulkner kurgusundaki kilit rolü üstlenir. addie'yi darl ile birlikte en çok o sevmektedir fakat annesinin nefretle cisimlenmiş sevgisi yalnızca ona dönüktür. kitap boyunca jewel'in zihnini yalnızca 1 defa açar faulkner. hırçın ve belki de abisi cash'ten bile daha ketumdur. kendi emeğiyle aldığı nadide, benekli atına da büyük bir sevgiyle bağlıdır. cash'ın tabut yapımında çıkardığı testere çekiç sesleri ona büyük bir ızdırap vermektedir. evin küçük çocuğu vardaman'ın bilinci ise faulkner önderliğinde bir çocuk algısının yetkinliğiyle sunulur. tamamen hayal gücüne dayalı bir izleğe sarılır vardaman.

    evin tek kızı dewey dell ise 17 yaşında ve kadınlığın getirdiği hezimete bu yaşta uğramıştır. kendine bir çıkış yolu arayan dewey dell bu uğurda da kadınlığın ve saflığının hezimetine uğramaya yakındır.

    kentten uzak taşrada çekiç ve testere sesleriyle nabzı tutulan roman daha çok darl'ın bilincinde işlenir. roman addie'nin ölümü üzerine ailenin çıktığı yolu, selle boğuşmaları ve kişisel gerilimlerin trafiğinde ilerler. kent ve taşra arasındaki başıboş uzaklığı bir yandan irdelerken faulkner'in ördüğü bazı sahneler pek çok açıdan edebiyat tarihinin en acılı izlerini taşımaktadır.

    kitabı bitirdikten sonra hala çekic ve testere seslerini duyar gibiyim ve ailenin, taşraya ait insanın tanrıya yönelik perişan umutları hala zihnimde bir yerlerde tıkanmış durumda.