• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.25)
bildiğin gibi değil 90'larda güneydoğu'da çocuk olmak - rojin canan akın, funda danışman
bildiğin gibi değil, iki genç araştırmacı funda danışman ve rojin canan akın'ın, 90'lı yıllarda çocukluğu güneydoğu’da geçmiş kürt gençleriyle yaptıkları on dokuz söyleşiyi bir araya getiriyor.

yoğun bir şiddet ortamında geçen çocukluklarını ve ilkgençlik yıllarını anlatıyorlar: türkçe bilmedikleri için gerizekâlı muamelesi gördükleri, zaman zaman ajanlık teklifleri aldıkları eğitim hayatlarını; babalarının, analarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının gözlerinin önünde dayak yediği, öldürüldüğü, koruculuğa zorlandığı, evlerinin kurşun yağmuruna tutulduğu aile hayatlarını; sokaklarda, "yanı başlarında sürekli birilerinin öldürüldüğü", vurulduğu bir ortamda veya bm mülteci kamplarında geçen "gündelik" hayatlarını dinliyoruz onlardan.
politik söylemler tek tek insanların ne yaşadıklarını gizliyor, örtüyor. bildiğin gibi değil, bu kürt gençlerinin batı'daki, büyük şehirlerdeki akranlarına bir iç dökmesi olarak okunmalı. binlerce insan "çocukluğum sorulduğunda aklıma açlık, rezillik, sefalet, perişanlık, bombalar, savaş uçakları geliyor" diyecek haldeyse, bu gençlerin hemen hepsi "bana yaşatılanları affetmem mümkün değil ama barış mümkün, barış istiyorum" diyorsa, politik kaygılara değil vicdanlara hitap edecek gerçek bir barış ortamı kurabilmek için bu kitaptaki seslere kulak verilmeli.
  1. kitap yıldırım türker'in sunuşuyla başlıyor. sunuştan bir bölüm:

    sözlü tarih çalışmalarının en özlülerinden biri, bu kitap. bundan yüzlerce yıl sonraya kalacak bir belge, dolayısıyla. onlarca yıldır hayatımızın, önünde kan ve ter döktüğümüz kördüğümünü anlamak için başvuracak insanlık, 90'lı yıllarda çocukluğunu cehennemin tam gözünde geçirmiş insanların anlatısına. onları, insan aklının alamayacağı bir zulümle yaralamış olan devlet aygıtının sığ-derin bütün yüzleri var bu kitapta. kürt isyanının doğuş hikâyesi de. ama en önemlisi çocuk gözünden; en çıplak, en güçlü, en kırılgan olanın, insan tomurcuğunun yanı başından bakmaya zorluyor bizi. başkasının yarasına gözlerimizi kaçıramadan bakmanın aynasına buyur ediyor.

    o yıllardan sağ kalanlar, dev bir yetimler ordusu olarak ulaşabileceğimiz bir mesafede yaşıyor. onlara yaşatılan zulüm, insanlık tarihinin en kanlı toplama kamplarını aratmayacak zenginlikte. anna frank'ın güncesi, savaşın, ırkçılığın, vahşetin hikâyesini en kapsamlı tarih metinlerinden daha güçlü hissettirir insana. hiçbir şey, on üç yaşındaki o hülyalı kız çocuğunun arta kalan sözcükleri kadar yakıcı olamaz.

    bu kitapta da onca işkenceden geçip sağ kalmayı başarmış insanların hikâyelerini dinleyeceğiz. sanki bir ateşin başında, fısıltıyla anlatılıyormuş gibi. onları okurken kendi çocukluğumuzun yaralarıyla yüzleşeceğiz bir kez daha. çünkü bilirsiniz, 'gökyüzü gibi şu çocukluk / hiçbir yere gitmiyor.'

    90'larda çocuk olmak bir de böyle bir şey. duymaya, dinlemeye ve tanıklık etmeye ne dersiniz?
  2. gerçekliğinin insanı acıttığı satırlar, tanıklık etmenin zorun ötesinde olduğu yılların tanıklarından nerdeyse canlı betimlemeler... "insan" damarınızı sızlatan anılar... türkiye'de yaşayan herkes okumalı, anlamak için benzer olmaya gerek yok anlamak için sadece içinizdeki anlama isteğini kaybetmemeniz gerekiyor. onları anlamak istiyor musunuz?90ların güneydoğu çocuklarını anlamak istiyor musunuz? cevap evet ise okumalısınız.