• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.64)
Yazar platon
devlet - platon
platon, felsefenin klasik yapıtlarından biri olan devlet'te, bugünkü üniversitenin öncülü sayılan akademia'nın kurucusu ve hocası sokrates'i konuşturduğu diyaloglarla ideal devletin nasıl olacağını anlatıyor. platon'un insanların mutlu olduğu bir bir devlet ütopyasını anlattığı 10 kitaplık devlet, aynı zamanda "mutluluk felsefesi" üzerine yazılmış bir metin olarak da kabul edilir. günümüzdeki devlet felsefesi konusunda en temel kaynaklardan biri sayılan devlet, bir dost evinde yapılan felsefe toplantısındaki konuşmalardan, tartışmalardan oluşur.platon'un kanaatkâr işçi sınıfının üreterek maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, cesur bekçilerin güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunduğu, bilge yöneticilerin yönettiği bu ütopya devletinde her sınıf erdemlidir.devlet'te, adalet, iyi-kötü, doğruluk, eğitim ve gücü, eşitlik, güçlülük ve haklılık, yöneticilik, mutluluk, zenginlik, sanat eğitimi, yasaklar, müzik, beden eğitimi, devletin ne olduğu ve değerleri, devlet biçimleri, devlette kadın-erkeğin rolleri ve eşitliği, çocuk eğitimi, filozofun ne olduğu, filozofların bozulması, demokrasi, insan gibi onlarca konudaki insanlık durumunu okuyoruz.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. felsefeye yeni başlayan biri olarak beğendiğim kitap. diyalogların şekli anlatılmak istenen düşünceleri çok iyi aktarıyor. ayrıca okudukça gündelik hayattaki her türlü durumu da kitaptaki sorgulama mantığına benzer bir şekilde ele almaya başlayacağınızı da söyleyebilirim. tavsiye ettiğim kitaplar arasındadır.

    !---- spoiler ----!

    yine de kitapta yapılan "guardian" tanımında bir insan olamayacağını düşündüğüm için anlatılan devletin ütopya olduğunu düşünüyorum.

    !---- spoiler ----!
  2. beyin yakan kitap. sokrates soru sorarak doğruyu buldururken bir anda "ulan neyden bahsediyorduk nereye geldik?" dedirtir.
  3. ilk utopia kabul edilir
  4. platon devleti insana benzetir üçe ayırır. çiftçiler insanın fizyolojik ihtiyaçlarını karşılar, koruyucular; egoyu temsil eder, yöneticiler ise akıl ve mantığı temsil eder. devleti insanlar oluşturduğu için organizma da insan gibidir der.
    abi
  5. "... doğuda ve batı'da hıristiyanlık ve müslümanlık'tan önce kutsal değilse bile, en önemli kitap devlet'ti. kaldı ki, ilk hıristiyan ve müslüman aydınları kendi din felsefelerini bu kitabın değişik yorumları üstüne kurdular. idea kuramı, ki platon'un hiç de kestiremeyeceği mistik ve metafizik dünya görüşlerine döküldü, en açık anlatılışıyla bu kitaptadır. hıristiyanın da müslümanın da gerçek-ötesi ve dünya zindanı 7. kitaptaki mağara benzetmesine bağlanabilir..."
    türkiye iş bankası kültür yayınları h. ali yücel klasikler dizisi önsöz'den.
    sabahattin eyüboğlu - m. ali cimcoz
    1962
    buzlu
  6. platon'un devletindeki en önemli sorun -ki bu felsefenin temellerindeki en büyük sorunlardan biri olacağı ve dolayısıyla modern çağda ben ve zihin tasarımının cinsiyetsiz olmayacağı anlamına gelmektedir- erkekliğin 'ontolojik' olarak ele alınıp alınamayacağıdır. varlığın ne olduğu sorusu ve insanlığın ne olduğu sorusu genellikle politik ve dolaylı olarak da pratik sorunlarla bütün olarak algılandığı için, erkek olma durumu kavramsallaştırılmış bir halde çıkmaktadır karşımıza. yani, atfedilen ve varlığı sorgulanan her şey özünde evrenselleştirilmiş bir erkeklik platon'un devletinde. logos, eril ve analizi de yalnızca aynı erkek olma haliyle gerçekleştirilebilir, çünkü akıl yaradılışı ve işleyişi dişi olandan bağımsızdır; bağımsız çok masum bir kelime zira kadın yok aslında. hatta timaios diyaloğunda platon, kadın bedeninde dünyaya gelmenin ruh için aşağı bir şey olduğunu söyler; kontrol babadadır ve kadın belirsiz bir alanda bulunur. platon erkekliği rasyonel olanla ilişkilendirir ve rasyonel/erkek olan, yönetme gücü ve iktidarla özdeşleşir -platon'un cinsiyetçi hiyerarşisi bu şekildedir.

    tam da şu noktada platon'u tokatlamak- daha da kötü şeyler geçse de insanın içinden- gerekiyor, ama gelenek buna izin vermiyor çünkü kendisi oldukça eril ve sorgulanamaz bir otorite. felsefenin temelleri aslında bu denli çürük; antik yunan bizim sandığımız kadar 'yunan' olmasa da oldukça 'antik' bu açıdan. bedenin zihin tarafından bu şekilde yorumlanması sonuçta bugünkü eril akılsallığın dallanıp budaklanmasına ve yer etmesine sebep oluyor. açık ki, bu sözde evrensel doğrular, doğaya ve rasyonaliteye aykırı olduğunda sorgulama kaçınılmaz. peki, bu metinleri önceleri büyük hazla okuyup, sonraları varlığını sezinleyemeyen kadın ne yapmalı?

    ''baba'' metinlerdeki bu cinsiyetçilik ifşa edilmeli ve tikellikleri göz ardı eden bu logos hedef alınarak, mağara alegorisi yeniden inşa edilmelidir, şayet tüm düşünsel izlek bu alegori üzerinden açıklanmak zorundaysa. bunu başarabilmek için tutulacak, mümkün görünen tek yol da cinsiyetlerin doğallaştırılması olacaktır- 'nötrleştirmek'ten bahsetmiyoruz çünkü nötr bir toplum ya da nötr bir akıl, egemen kabul edilen cinsiyet üzerinden ele alınır, alınmıştır, alınacaktır- tıpkı cinsiyetlerin eşitlenmesinin imkansızlığı savında olduğu gibi. eşitliğin bir ölçütü olmadığından, iki cinsin eşitlenmesi veya cinsler arası bir eşitleme de doğası gereği mantık dışıdır. aynı şekilde, gelenekteki karşıtlıkların önünü almanın tek yolu da budur çünkü platon, yalnızca aklı değil aynı zamanda ruhu da erkeklikle bağdaştırır. yüceltilen ve bir devlet adamı, yönetici olarak başa geçmesi gereken kişi filozoftur ve kendisi pek tabi bir erkektir.

    akıl tasarımı açısından bakıldığında, feminizmin doğuşunu platon sağlamıştır denebilir. özellikle antik metinlerin postmodern okumaları, erkekliğin ontolojik bir kavram olarak ele alınmasına imkan vermiştir.

    platon duysa üzülürdü şüphesiz, fakat biz kendisine çok olmasa da minnettarız.
  7. elbette ki bugün bunların tamamının uygulanması kabul edilmez ancak platon'un düşünme tarzını aldığınız vakit, onunla eş değer yollarla yeni bir ütopya oluşturabilirsiniz. bence bu kitabın olayı budur ve kesinlikle herkesin okumasını öneririm.
  8. "doğru insan nedir?" sorusunun cevabını doğru insanın yaşayacağı doğru devleti tanımlayarak verir. kendisi aristokrasi dese de pratikte komünist bir sistemi anlatır bana kalırsa.

    kitapta beni en çok şaşırtan aristokrasi, oligarşi, demokrasi, diktatörlük gibi yönetim sistemlerinin o dönemlerde dahi epey iyi bilindiği oldu. özellikle demokrasi ve sokratesin demokrasi düşmanlığı bana çok garip geldi.
  9. birçok ideolojide platon izleri olduğunu görmek şaşırtıcı. kitap, dürüstlük anlamsızdır. biz çocuklarımıza dürüst ol derken dürüstlüğün ona toplumda kazandıracağı değerleri düşünerek dürüst ol deriz. eğer birisi hesabını vermeyecek ve kimsenin bilmeyeceği bir şekilde dürüst olmayarak büyük bir kazanç sağlayabilecekken bunu yapmazsa onun aptal olduğunu düşünürüz diyor. bununla ilgili bir de lot te ki gibi insanı görünmez yapan bir yüzüğün örneğini veriyor. adaletin uydurma mı yoksa gerçekten bir değeri var mı derken konudan konuya neden adaletin tek gerçek olduğunu açıklamaya çalışıyor. çok fazla siyasi sistem eleştirisi olmasa da oligarşi ve demokrasi hakkındaki düşünceleri mutlaka okunmalı gibi geldi bana.

    oligarşiyi yıkıma götüren şey nüfuz sahibi olmak için pinti ve para peşinde koşan değersiz bireyler yaratmasıyken demokrasiyi yıkıma götüren şey peşinde olduğu sonsuz özgürlük arayışı olacaktır diyor. (ilgili bölüm benim okuduğum kitapta sayfa 290-305 arası.) aynı zamanda demokrasilerin tiranlığa evrilmek zorunda olduğunu söylüyor. o zamanlar güçler ayrılığı tartışılmıyor.

    kötülüğe yatkın olan ve kurtarılamaz kişi öldürülmelidir gibi bir cümle var kitapta. bazı konularda muhafazakar bazı konularda kökten devrimci. kitaba başlamadan idealar dünyası hakkında ön bilgi sahibi olmak okumayı kolaylaştırır.
  10. kendimi hep yaptığı mağara benzetmesine benzetirim bu eserindeki.

    “bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. içlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır.”

    hiçbir zaman gölgenin asıl kaynağına bakmadım.