1. hem evrim karşıtlarının hem de tam olarak bilimsel zemine oturtmamış eksik bilgi ile evrimi savunanların içerisine düştüğü en büyük yanılgı bu evrimde "rastgelelik"lik kavramlarıdır.
    doğal seleksiyon demek tek basamaklı özel bir seçilimin doğurduğu evrimsel bir durum olmaktan çok uzaktır.
    bu yetersiz argumanı destekleyebilmek adına genelde belgesellerde ya da mr. nobody tarzında filmlerde şu sağlıksız örnek verilir;
    bir maymunu bir bilgisayarın karşısına oturtsak, elinin altına da klavye versek, eğer maymuna "yeterince zaman" verecek olsak maymun rastlantısal olarak shakespeare'nin hamlet'ini eksiksiz yazabilir.
    bu verilen örnek bir tek basamaklı seçilim örneğidir. evrimde böylesine tesadüfi bir sıçrayıştan bahsetmek imkansıza yakın olacaktır.
    (buna benzeyen bir olasılık olarak yine evrim savunucuları, içinden çıkamadıkları yerde genetik sürüklenme" teorisini ortaya atarlar)
    maymunun eksiksiz bir şekilde hamlet'i yazabilme ihtimalini bir olasılık teorisidir. bu durumun gerçekleşebilme olasılığı matematiksel olarak milyar kere milyar kombinasyonun düzenli bir şekilde bir araya gelebilme ihtimaline bağlıdır ki bu mevcut evrenimizin yaşının dahi çok üzerinde hatta evrenin yaşının gün sayısından dahi fazla olacaktır. (evrenin yaşı konusundaki öngörü 14. milyar yıl olduğu yönünde.)
    böyle bir ihtimal bilimsel anlamda bir mana taşımaz. evrim eğer böyle bir seçilim tesadüfü üzerine kurulu olsaydı bir arpa boyu kadar yol katedemezdi.
    işte bu noktada meseleyi anlaşılır ve bilimsel zemine oturtur kılan fikir birikimli seçilimdir. dünyada yaşayan bütün canlılar bir birikimli seçilimin ürünüdürler.
    canlılar bazen mutasyon geçirirler. geçirilen mutasyonun sonucunun işe yarar olma ihtimali milyonda birdir. canlı serüveninde suda yaşayan ve tamamen kör olan ilk canlı (ki hala bir çok canlı türü tamamen kördür.) türlerinden bazıları binlerce tesadüfi mutasyonun yalnızca bir sonucu olarak ışığa karşı hassasiyeti olan hücreler geliştirmişlerdir. oluşan yeni koşul, mevcut koşula uyum sağlama yani hayatta kalma ve türün devamı anlamında canlıya bir kazanım sağlamıştır.
    (bu kısımda "iyi" ya da "üstünlük" ifadelerini bilerek kullanmadım yazımın devamında sebebine değineceğim.)
    bu kazanım, birikimli seçilim sayesinde aşama aşama işlevselliğini artırır ve türe özgü bir biyolojik farklılık oluşturur.

    bu birikimli seçilim kazanımı olan özelleşme durumu uzun vadede yeni bir tür oluşturduğu gibi türdeşler arasında da çeşitliliğin nedenidir.
    örneğin daubentoniidae familyasının bir türü olan aye-aye (daubentonia madagascariensis ) maymunları gibi.
    bu canlı için, evrimin koşulları olan, izolasyon, adaptasyon, mutasyon, doğal seleksiyon koşullarının sağlandığı bir ortamda, ağaçların içerisinde yaşayan kurtçukları parmağı ile ağaca vurarak, aynı maden ocaklarında yapılan sağlamlık testi gibi akustik kontrol yöntemi ile böceğin yerini tespit eder, ağacın dış kabuğunu dişleri ile açarak kurtçuğun yaşadığı giriş deliğini bulur ve bir şekilde kurtu dışarı çıkararak yer.
    işlerin yolunda gitmediği bir gün genetik bozulmayla mutasyonlu doğan yavru diğerlerine görece daha uzun orta parmak fenomeni ile doğar. bu parmağın avlanmaya başlanıldığı zaman işlevselliği anlaşılır hayvan, parmak farklı ile daha çok böceğe ulaşabildiği için gürbüzleşir ve üremede rekabetinde birinci tercih edilebilir konumuna yükselir.
    bu avantaj daha çok kulanılan uzuvun daha çok gelişmesi ilkesinin de etkisi ile nesilden nesile pekişir ve aye aye maymunlarının orta parmakları frankeştaynvari diğer parmaklarının 3 katı uzunluğa erişir ve hayvan bu parmağı tıpkı bir kanca gimi kullanmaya başlar.
    işte bu tek basamaklı bir rastgele seçilimin değil birikimli seçilimin eseridir.
  2. bir diğer evrim yanılgısı da süreç ile ilgilidir. evrim bizim zaman anlayışımıza göre yüzyıllar sürecek bir zamanda gerçekleşir, çünkü evrenin yıl ölçeği milyon ve milyar'dır.

    eğer evrenin zaman ölçeğini insanoğlunun zamanına güncelleyecek olursak, ortalama 80 yıl süren insan hayatında her saniye 1 canlı gözle görünür bir değişim (+-) evrim geçirecektir.
  3. evrim savunucularının hatrı sayılır bir kısmı ile evrim karşıtlarının bir diğer yanılgısı da "üstün canlı" insan ve "evrimin neden olduğu sürekli bir iyileşme" sanrısıdır.
    söyleye söyleye dilimizde tüy bitti.
    evrim her zaman daha güçlü, daha kaslı, daha dayanıklı ya da daha zeki olanı bir üstün olan megalomaniası ile geleceğe taşımaz.
    şartlara daha çok uyum sağlayan tür hayatta kalır. bu bu kadar basittir. buna göre insan en üstün canlıdır denirse "neye göre" diye sorarım ben. çünkü üstünlük göstergesi evrimsel anlamda zeka, etçillik, otçulluk, çeviklik gibi kıstaslar değildir. eğer bir canlı günümüz dünyasında hayatta kalmayı başarabiliyor ve yaşamak için kendine doğal olarak bir rota çizebiliyor ise o zaten üstün bir canlıdır.
    nasıl olsa insan üstün canlıya, 3 aylık bir sınırlı süre için sizi tutalım çırıl çıplak amazon ormanının ortasına bırakalım. bakalım kaç gün hayatta kalabileceksiniz? bu durumda bir orangutan insandan daha mı üstün dememiz gerekir?
    bir hamam böceği, bir meşe ağacı, bir insan, bir penguen ya da bir bakteri olmuş, evrim için hiç fark etmez. hayatta kalabiliyor ve değişen şartlara ayak uydura biliyorsa bu üstünlük için yeterli koşuldur. eğer üstünlük kıstası sanıldığı gibi yukarda sayılan özelliklere bağlı olsa idi şu anda homosaphiens yerine neandertallerin yaşıyor olması ya da onlardan daha güçlü ve avlanma konusunda daha yetenekli olan dinozorların (dinozor sözcüğünü dinazor diye yazanlara özellikle gıcığım) yaşıyor olması gerekirdi. filhakika sonuç hiç de öyle değil.

    evrime biyoloji nazariyesi yerine insan nazariyesinden bakalırsa yanlışa düşülür. bu mantıkla şuanda dünyanın gerçek sahipleri belki insanlardan daha çok tardigradlardır. ya da buğday bitkisidir. pancar ya da köpeklerdir.
    insanoğlu buğdayı, pancarı ya da köpeği kendi hayatta kalma çıkarları doğrultusunda evcilleştirirken esasında köpekler ve buğday da hayatta kalmak için insanı evcilleştirmiş sayılır. çünkü bu mutualist bir ilişkidir.

    dünya ve bütün evren hiç bir zaman "normal koşullar" altında kalmaz sürekli devinir. bu devinim periyotları arasında mevcut şartlara mükemmel derecede uyum sağlamış süper donanımlı bir canlı dahi farklıbir periyoda geçip de dünyada mevcut yaşam koşulları değiştiğinde hayatta kalamayabilir. bir yanardağ patlar ve dünyanın 3/2 sini müthiş bir toz bulutu kaplar, bu bulut güneş ışınlarını keser ve sera etkisi yaratır, oksijen miktarı düşer ve o "mükemmel" dediğimiz canlının nesli tükeniverir. bir virüs ortaya çıkar ya da bordo bereli bir bakteri, tüm insanlığı kırar geçer, bu olabilir.
    örneğin; şu anda 2.6 milyon yıllık pliyosen çağ dediğimiz buzul çağı ile holosen çağının tam ortasındayız, bundan 500 bin yıl sonra kendini kim upgrade edecek, kim gidecek, kim kalacak ? tanrı bilir.
    eğer sanıldığı gibi bir üstün ya da mükemmel canlı olsa idi diğer türlerden bahsetmemiz mümkün olmazdı çünkü bu süper canlı tüm diğer canlıları yayılmacı ve tür mücadelesi politikası ile muhtemelen yokederdi. (gerçi insan bu konuda hatrı sayılır ölçüde başarılı) neticesinde bu kadar çok türleşmeden bahsetmemiz mümkün olmazdı.

    evrim ve iyilik sanrısı;

    evrim mekanizması bir bilinç ya da "iyilik" gibi kutsi bir amaç taşımaz. tamamen kör ve bilinçsizce hareket eder ve tek gayesi "varolmak" olan sanat eserleri doğurur.
    bu nedenle en iyi canlı ya da evrimin en iyileri seçtiği gibi komik çıkarımlar tamamen yanlıştır.
    eğer böyle bir adhominem arguman sunarsanız, tıpkı leibnizgibi "tanrı mümkün olan evrenlerin en iyisini yarattı ve tanrı insan için mümkün olan en iyi dünyayı yarattı" paradoksundan kurtulamazsınız. çünkü karşı savcı; bu durumda sizin leibnizden ne farkınız kaldı diye sorar. eğer leibnizin düşüncesi dogmatik ise evrimle iyilik arasında kurduğunuz denklem de en az o kadar dogmatik bir bilgidir. yani bilimsel bir bilgi değildir.
    evrimin kimseye iyilik yapmak gibi bir amacı yoktur. hatta amacı yoktur. sadece değişken şartlar ve canlılık vardır.