1. kitap başlığında "bir ceza avukatının anıları'nı" görünce hocamı hatırladım. hocamla son anımı anlatayım.
    ösym'nin yaptığı güzellik yüzünden hiç istemediğim okuluma yeni başlamışım (sene vermiyorum, aramızda o yıl doğan arkadaşlar vardır).
    hiç unutmam, aylardan kasım, yer ankara.
    her zamanki gibi ilk derse geç kalmışım. ankara üniversitesi hukuk fakültesinin binasını bilenler için sütunlu kapıdan okula girdim.
    bir kere daha söyleyim, puslu bi kasım günü, ankara hukuk avlusu (bilenler bilmeyenlere anlatsın)
    ortam zaten gerilim filmi için doğal dekor.
    binaya girdim, karşımda bir tabut. evet, bildiğiniz tabut. hareket kabiliyetim iptal olduğu için uzunca bir süre tabutla bakıştık (tabutla nasıl bakışılır demeyin, o anda onun da bana baktığından emindim)
    korkudan olduğum yerde öyle durup tabuta bakarken yaşar abi geldi (efsane yaşar abiyi bilenler bilmeyenlere anlatsın).
    "faruk erem hoca vefat etmiş, okulda tören yapılıp sonra defnedilecek, o yüzden buraya aldık rahmetliyi, hocalar gelecek şimdi, sende törene mi katılacaksın" dedi de hayata döndüm.
    hocamla yaşarken tanışamadım ama son yolculuğuna yollarken yanındaydım.
    faruk hoca, nevzat hoca, metin hoca sayesinde ceza hukukunu sevdim. tuttum bir de master yaptım. sonuç; ülkede hukuk yok ki yükseği olsun. hocam iyi ki bu günleri görmediniz. rahmet istedi demek ki akşam akşam. mekanı cennet olsun.
    bu da böyle bir anımdır. (bu kalıbı kullandığıma göre sıra kocişimle kahve qeyfinde.)