1. dünyanın en eski yerleşim yeri. şanlıurfada bulunmaktadır.
  2. insanlık tarihi adına şimdiye kadar bildiğimiz tüm bilgileri tekrar gözden geçirmemize sebep olan dünya’nın ilk tapınağı. göbeklitepe günümüzden tam 12.000 yıl önce inşa edilmiş.

    arkeolojik olarak çanak çömlek öncesi neolitik döneme (m.ö 9.600 – 7.300) ait olan göbeklitepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda yuvarlak biçimli yapı bulundu. 1995 yılında arkeolog prof. klaus schmidt tarafından alman arkeoloji enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar sonucu elde edilen verilere göre bu yapılar yerleşim amaçlı kullanılmamışlar. göbeklitepe’de bulunan henüz sadece altı tanesi gün ışığına çıkarılmış, toplam 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu biliniyor, yani bu yapılar dünyanın ilk tapınakları. taş devrinden kalma bu tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpıyor, t biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki t biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alıyorlar.

    arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu t biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünüyorlar. bunun sebebi t biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller var.

    göbeklitepe
  3. 1994 yılında şimdi baraj suları altında kalmış olan hallan çemi'de çalışan bir arkeolog olan müteveffa dr. klaus schmidt'in tesadüfen keşfiyle ortaya çıkarılmış, insanlık tarihinin en eski yapısı ve tapınağıdır. aşağıya, 2 yıl önce çeşitli kitaplardan ve belgesellerden aldığım notları derleyerek yazıyorum. içinde çoğunlukla kaynaklarından alınmış bilgiler barındırmakla beraber aralara sıkıştırdığım kendi yorumlarımı da içerir.

    notları biraz dağınık bir şekilde almış olmam biraz da üzerinden epey zaman geçtiği için tek tek kaynak belirtemedim. çerez niyetine okuyun, merak uyandırırsa detaylıca araştırın. afiyet olsun:

    göbeklitepe’nin toplam alanı 90,000 m2. buradaki anıtların üzerinde bulunan yüksek hayvan kabartmalarını klaus schmidt’e göre büyük olasılıkla buranın koruyucuları. bu “t” biçimli monolitlerin yüzleri yok. bu da açık bir şekilde bunların insan değil insansı soyut varlıklar olduklarını gösteriyorlar. bunların en eski tanrı betimlemeleri olması ihtimali de bu nedenle bir hayli yüksek. stonehenge’den 6000, piramitlerdense 7000 yıl eski olan bu yer dünyanın “en eski” tapınağı/kutsal alanı.

    göbeklitepe’nin yapıldığı günümüzden 12000 yıl öncesinde ateş biliniyordu ancak tekerlek, çanak çömlek ve sürü hayvanları henüz yoktu. böylesi bir yeri yapmak için taş ustaları, kazıcılar, madenciler ve taşları taşıyıp yerlerine oturtacak insanlardan oluşan dev bir organizasyona ihtiyaç vardı. bütün bu insanlar yiyecek bulma uğraşına dâhil edilemeyecekleri için onları besleyecek büyük bir yiyecek toplayıcı ve avcı ekibe ihtiyaç vardı. bu rolü tarım toplumlarında çiftçiler oynayabilirdi ancak avcı-toplayıcı toplumlar bunun için hem sayı hem de organizasyon olarak fazla zayıftılar.

    göbeklitepe mısır piramitlerinden küçük olabilir belki ancak inşası piramitlerinkine benzer organizasyon yapısı gerektirmiştir. hem de piramitlerden 7000 yıl önce.

    ==göbeklitepe’de kemik buluntuları==

    en çok ceylan, daha sonrasında yaban domuzu, kızıl geyik ve koyun. tüm kemik buluntuları hayvanların yağlı bölgelerinden. tümü de vahşi hayvan kemikleri. bu da göbeklitepe’yi yapanların tarım öncesi avcı-toplayıcı insanlar oldukları yönünde bir başka güçlü kanıt.
    bu çok önemli bir kanıt çünkü çok uzun bir süre boyunca insanların göbeklitepe ayarında bir şey inşa edebilmelerinin tek koşulunun öncelikle büyük tarım toplulukları haline gelmeleri gerektiğine inanılıyordu. o halde durum şudur:

    - tarim; bize artı ürün sağlar. böylece her gün yiyecek aramak zorunda kalmayız.
    - yerleşik hayat; böylece mümkün olur ve “dini düşünceler” geliştirmek ve
    - tapinaklar inşa etmek için yeterli kaynak ve zamanımız olur. tapınaklar inşa edebilir ve yiyecek üretmeyen işçileri besleyebiliriz.

    göbeklitepe’nin keşfine kadar göçebelik, yerleşik yaşam ve kurumsal dinler arasındaki kronolojik sıralamanın aşağıdaki gibi olduğu tahmin ediliyordu:

    avcı-toplayıcı göçebe yaşam --> tarım --> yerleşik yaşam --> dinler --> tapınaklar(kurumsal dinler)

    ancak tarım ve yerleşik hayat öncesi döneme ait bir kült alanı olan göbeklitepe’nin keşfi yukarıdaki kronolojik sıralamada ciddi bir değişiklik meydana getirdi ve aşağıdaki hale çevirdi:

    avcı-toplayıcı göçebe yaşam --> dinler --> tapınaklar(kurumsal dinler) --> tarım --> yerleşik yaşam

    yani göbeklitepe’den çıkan vahşi hayvan kemikleri bize başka bir hikâye anlatıyor. göbeklitepe’yi inşa edenler yukarıda anlatılanın aksine çiftçiler değil avcı-toplayıcılar idi.

    tahminlere göre göbeklitepe’nin inşasından bin yıl kadar önce avcı-toplayıcılar bereketli hilal içinde yerleşik hayata geçmeye başlamışlardı. bunun nedeni tarım değildi. anladılar ki küçük gezgin bir grupla yaşamaktansa geniş yerleşik bir grupla yaşamak daha avantajlıydı.

    bölgedeki buluntulara göre aynı dönemde göbeklitepe ile eşzamanlı olarak var olan küçük avcı-toplayıcı yerleşimleri var. bu yerleşimlerden bazılarının merkezinde konut olmayan depo yapıları keşfedildi. bulgular bu insanların vahşi tahılları hasat ettikleri ve bunları topluluk içinde paylaştıkları şeklinde yorumlandı. böylece depolanmış yiyecekler sayesinde insanlar, anıtsal bir tapınak planlayıp inşa edecek zaman ve kaynağa sahip olmuş olabilirler.

    ==göbeklitepe su ve yiyecekten mahrum bir tepe üzerine kurulu olduğu için insanların burada kalması mümkün değildi. öyleyse bu insanlar nerede yaşıyorlardı?==

    şanlıurfa’da yapılan kazılar gösterdi ki günümüzden 11000 yıl önce şanlıurfa’da bir yerleşim mevcut idi. şanlıurfa müzesinde bulunan ve göbeklitepe ile aynı döneme tarihlenen heykellerin tarz olarak göbeklitepe’deki stellere çok benzemesi ancak çok daha insana benzer tarzda ve detaylı yüz betimlemeleri ile yapılmış oldukları görüldü. bu da göbeklitepe’yi inşa eden insanların, stelleri insana benzetmekten aciz, yeteneksiz heykeltıraşlar olmadıklarını, aksine istedikleri takdirde çok detaylı heykeller yapabilen insanlar olduklarını ancak stellerin kasıtlı bir şekilde “t” biçimli, yüzü olmayan insansı varlıklar biçiminde yapıldıklarını kanıtlıyor.

    peki, nasıl oldu da henüz tarımı bile keşfetmemiş olan bu taş devri insanları organize oldu, böylesi bir yapıyı planladı ve inşa etti? dr. rose, durumu şuna benzetiyor:

    “bu durum, 3 yaşındaki bir çocuğun oyuncak legolarla empire states binasını inşa etmesine benziyor.”

    ilk yapılar, taş yatağı üzerine oyuldu. yalnızca 10 cm derinliğindeki yarıklara yekpare taştan yapılma, 5,5 m uzunluğunda ve 14,5 ton ağırlığında iki merkezi stel dikildi.

    bu monolitlerin her birini yerinden söküp tapınak alanına götürmek için yaklaşık 50 kişi gerekiyordu. bunların etrafına sonradan yaklaşık 2 m yüksekliğinde taştan bir duvar inşa edildi ve duvarın içine 3 ila 5 m yüksekliğinde ve ağırlığında 10 tona kadar daha küçük “t” biçimli monolitler dikildi.

    uzmanlara göre bir yuvarlak yapının 60-70 kişilik bir grup tarafından yapılması yaklaşık 6-7 ay sürmüş olmalı. bitirilmiş olan yapılar(enclosure) 10 ila 30 metre çaplarında. yerin radarla taranması sonucunda kazılmamış alanlarda en az 14 tane daha dairesel yapı var. kuzeydoğudaki kazılmamış alandaki yapılar en eski olanlar. diğerlerinden yaklaşık olarak 2-3 bin yıl daha eski, ki bu da son buzul çağının sonlarına denk geliyor. yani günümüzden 14-15 bin yıl öncesi. yani bölgedeki ilk tarım aktivitesinden 5 bin yıl önce.(sümer medeniyeti ile aramızdaki kadar bir zaman farkı)

    ==peki, bu insanlar niçin böyle bir şeyi yapma ihtiyacı duydular? niçin?==

    hiç şüphesiz, göbeklitepe’yi anlamanın anahtarı taşlara oyulmuş şekilleri anlamakta yatıyor. biliyoruz ki göbeklitepe’yi inşa edenler avcı-toplayıcılar idi. bu da bize buranın ne için yapıldığı konusunda bir bilgi verebilir.

    göçebe gruplar, bilindiği üzere, aile üyeleri ve yakın akrabalardan oluşan nispeten küçük gruplardı v bu gruplar içerisinde paylaşım kolaydı. ancak yerleşik hayata geçen gruplar üreyip büyüdüler. nüfus yüzler hatta binler ile ifade edilir oldu. insanlar, ürünleri başka insanlarla, yabancılarla paylaşmak zorunda kaldılar. bu da yeni bir ahlaki kod geliştirme zorunluluğu doğurdu. böyle bir durumda bu topluluğu bir arada tutacak, insanlara aynı etik kültürü paylaştıklarını gösterecek bir şeye ihtiyaç duyuldu.

    böylesi büyük bir tesisin inşası, orada yapılan törenler böyle bir amaca hizmet eder. “eğer bizim topluluğumuza aitsen, bu şekilde davranırsın” şeklinde bir ahlaki kod doğurur.

    ==göbeklitepe nasıl bir inanç sistemini temsil ediyor?==

    buradan önceki paleolitik mağara resimlerini incelediğimizde vahşi hayvanlarla sembolize edilen doğanın en büyük ve merkezi obje olarak egemen bir güç rolünde tasvir edildiğini görebiliriz. buna göre, paleolitik çağın yaşam koşullarını da göz önüne aldığımızda; insanın, kendisini büyük doğal döngünün ancak küçük bir parçası olarak gördüğü ve betimlediği açıktır.

    http://i.imgur.com/BlXdArT.jpg
    resim 1: lascaux mağarası. m.ö. 15,000, fransa

    göbeklitepe’de ise dev insan biçimli taşlar, vahşi hayvanlarla tasvir edilen doğanın üzerinde ve ondan daha büyük olarak betimlenmiştir. açık bir şekilde görülüyor ki paleolitik çağın dev boğa ve geyikleri sahneyi insana devretmişler. hayvan figürlerinin “t” biçimli insansı heykellerin başlarından aşağıda çizilmiş olmaları da yine insanın onlardan üstün olduğunun birer işaretidir(bkz. res. 2).

    http://i.imgur.com/hqB089q.jpg
    resim 2: göbeklitepe'den çeşitli steller

    klaus schmidt’e göre tapınak alanında bulunan kemikler orada yapılmış olan ziyafetlerin bir işareti de olabilir. ancak bu dini motivasyonlu ziyafetlerde bolca yiyeceğe ihtiyaç duydular. böylece bu ihtiyacı gidermek üzere doğayı kontrol etmek ve yiyecek üretmek fikri doğmuş olabilir.

    bu fikir kulağa oldukça radikal geliyor. ancak eğer ki doğruysa bizi taş devrinden çıkarıp uzaya taşıyacak olan çağa doğru bir adım attıran kıvılcım “din” idi. (not: dindar ya da dinci filan değilim, ayar vermeye çalışıp canımı sıkmayın)

    bu yeni “din” bizi doğanın ve hayvanların üzerinde konumlandırarak bize psikolojik bir üstünlük sağlamış olabilir. bu da bize hayvanları evcilleştirme fikrini aşılayan ilk mental adımlardan biri olabilir.

    ==burada ne tür ayinler yapıldı?==

    başı olmayan ve erektil bir penisle tasvir edilen insanlar ve pek çok vahşi hayvan kabartması, buranın yeraltı dünyası ve ölümle ilgili ayinlerde kullanıldığı fikrini doğurabilir. çünkü göbeklitepe ile benzer tarihlerde bulunan kimi yerleşimlerde öldükten sonra gömülen insanların daha sonra mezarları kazılmak suretiyle başlarının gövdelerinden ayrıldığı ve kutsal obje olarak kullanıldığı bilinmektedir.

    !---- gui de souza'nın şahsi notu ----!

    ancak bu konudaki şahsi fikrim biraz farklı. çünkü başsız ve dik bir penisle tasvir edilen insan figürü, üzerinde bulunduğu stelin başının altında ve diğer hayvanların arasında, onlarla aynı büyüklükte. yani cinsel yönden uyarılmış olan insanın, akılsız ve hayvani bir varlık olduğu imasının var olduğunu düşünüyorum. bir diğer deyişle, kontrol altına alınmamış erkekliğin vahşi bir özellik olduğu açık gibi. bunun örneklerini diğer din ve mitolojilerde ve hatta masallarda dahi görmek mümkün.

    örneğin adem ile havva’nın cinselliği keşfetmelerinden sonra cennetten kovulmaları, kırmızı başlıklı kız masalında ormandaki kurdun sakınılması gereken vahşi erkeklik simgesi olarak kullanılması vb. bu durumla benzerlik gösterir.

    böylece, cinselliğin belli norm ve kurallara bağlanması ve dinler arasındaki bağın ilk örneklerinden birini göbeklitepe’de görüyor olabiliriz.

    !---- gui de souza'nın şahsi notu ----!

    ==göbeklitepe’nin sonu==

    yapılışından yaklaşık 1000 yıl sonra göbeklitepe tamamen toprakla örtülerek gömüldü ve bu suni tepenin üzerine daha küçük ölçekte benzer bir yapı inşa edildi. daha sonra bu yapı da gömülerek oluşan tepenin üzerine daha küçük bir başka dikilitaşlı yapı inşa edildi. ve en sonunda günümüzden 10,000 yıl önce bu yapı da toprakla örtüldü ve göbeklitepe terk edildi.
  4. yaratılışın sırrı adlı roman göbeklitepe'yi konu almıştır.
  5. güneydoğu anadolu'nun akeramik neolitik yerleşimlerinin günümüzdeki tek kalıntısı olan göbeklitepe'dir. ata kültü inancına bağlanan yerleşik yaşama geçişle besin üretimi ve depolama evresinin de en eski kalıntısıdır. tarımsal üretim denemeleri mülkiyeti meşrulaştırmış ve çeşitli bölgeler sahiplenilmiş. bu geçiş sonucu ortaya çıktığı söylenir göbeklitepe'nin de. ilk köy topluluklarının tinsel gelişmelerinin farklı bir panoraması vardır ve bu tapınak heykellerinden izlenir. ata kültü haricinde erkek tanrıların izi de vardır. bereket tanrıçasının yanında bulunması ilginçtir.
    klaus schmidt göbeklitepe konusunda uzmandır ve en sağlam kaynaklar onun. ata kültü bağlantısı nedeniyle mezarlık olarak da kullanıldığını düşünse de henüz öyle bir buluntu çıkmamıştır.
    sezgi