• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (5.00)
havuz başı - sait faik abasıyanık
"bir bahar günü sait faik ve orhan veli ile birlikte yaptığımız bir boğaz gezintisini anımsıyorum. üsküdar'dan beykoz'a kadar her iskelede sait beni sınava çekmişti:'şu iskeleyi anlatmak gerekse neresinden başlarsın?' anadoluhisarı iskelesi'nin yanında küçük bir kahve vardır. 'haydi' dedi, 'mademki hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?' baktım üç dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım basma resimler... iran şahının, atatürk'le resmi falan. 'bu resimleri belirtirim' dedim. kızdı birden, 'ulan!' dedi, 'o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? işte asıl hikâye o be?' "oktay akbal,şair dostlarım, 1964. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. havuz başı, çatışma, su basması, mektup. bu dört öykü tamam yalnız diğer öyküleri ben yazsam ve bir siteye koysam bir allah' ın kulu da gelip altına çok güzel yazmışsın demez, bu kadar da iddialıyım ama sait faik yazınca kimse bir şey anlamasa bile olsun lan sait faik sonuçta diye öyküyü övmeye kalkıyor. sait faik' in türk edebiyatı' na katkılarını sırf iki üç güzel kıza şekil olsun diye wikiden filan araklayıp yazacak değilim, oralarda yazıyor girin okuyun. o katkıyı bu hikayelerle yapmışsa eğer, keşke ben o dönemde yaşasaydım diyorum, kim bilir ne katkılar yapardım türk edebiyatı' na. bir tane hikaye var mesela 10 kadın ve 10 erkeği bir çiftlik evinde bir araya getiriyor, hah dedim türkiye' nin sade' ını buldum, şimdi müthiş bir ahlaki sorgulama le karşılaşacağım ama nerede... gereksiz bir sürü ayrıntıdan sonra cüzamdan gitti bizimkiler. son derece sıradan ve basit hikayeler. bana hiçbir şey vermedi, hiç de keyif almadım okurken. dil sade, karakterler sade, her şey sade zaten. paragrafın başında yazdığım 4 hikayeye gelirsek onlar gerçekten muazzam işte, öyle bir hikayeyi ben yazamam. onun dışında kitaptaki her hikayeyi yazarım. tabii kitapları yazıldıkları döneme, o dönemin şartlarına göre de değerlendirmek gerek kaldı ki öykü yazmak roman yazmaktan da daha zordur. sonunda okuyucuyu ters köşeye yatıramazsanız ne yazarsanız yazın pek de kıymeti olmayacaktır okuyucunun gözünde. hatta tüm öykü zaten son paragraf için okunur bir bakıma. ya da ben öykü deyince o. henry' i hatırladığımdan böyle sanıyor da olabilirim. sevmeme nedenim hikayelerin sonunda neden sunay akın gibi otların arasından kaplan çıkarmadı bu diye düşünmem değil elbette. marquez seven biri olarak, hayatımın en iyi kitaplarından biri olduğunu düşündüğüm ve son kelimesi 'bok' olan albay' a mektup yok isimli öyküye hayran bir olarak, bir hikayenin sonunda bir şey olmadı diye hikayeyi kötülemem. anlatım olarak da ilgimi çekmedi öyküler. dört muazzam öykü hariç diğer öykülerin ne sonunda ne de anlatımında benim açımdan ilgi çekici hiçbir şey yoktu.

    müzik konuşmaktan nefret ederim, bana müzikle ilgili bir şey söylenmesinden de ama bir cümle söyleyip geçeceğim; gitarı bulmak demek dünyanın en iyi gitaristi olmak demek değildir. gitarda bir tekniği yaratmak demek de o teknikte en iyi olduğunuzu göstermez ama yaratımınızla elbetteki saygı duyulan biri olursunuz her zaman o ayrı. chuck berry' den daha iyi gitar çalan sayısız adam vardır ama bu sayısız adamın gitar çalma nedeni chuck berry' dir. aslında söylemek istediğim isim chuck değildi de işte yurdumun yağız rockcılarıyla sidik yarıştırmak istemediğim için chuck dedim.

    sait faik öykücülüğüyle bir çığır açmış olabilir, bu öyküler de o dönem için muazzam eserler olabilirler belki ama örneğin simitle çay(tam sizlik bu öykü) isimli öykü biraz kitap okumuş herkes tarafından yazılabilir.