• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
hayali cemaatler - benedict anderson
bugün içinde yaşadığımız dünya bir uluslar sistemidir. çok değil, yalnızca 150 yıl önce, bugün varolan ulusal devletlerin yarısı bile henüz ortada yoktu. son iki yüzyıldır milyonlarca insan, kendi uluslarına olan bağlılıkları nedeniyle başkalarına kin ve düşmanlık besledi, farklı ulustan insanları katletti. bu bir yana, insanları bile bile ölüme gidecek kadar fedakâr kılan bu bağlılığı, bir ulusa ait olma duygusunu nasıl anlayabiliriz?
benedict anderson, milliyetçi siyasal hareketler üzerine yapılmış çoğu çalışmanın sormadığı bir soruya yanıt arıyor: ulusların doğuşunu ve gelişimini, dinsel cemaatlerle, hanedanlıkların çöküşüyle, kapitalizm ve yayıncılığın gelişmesi, resmi devlet dillerinin oluşumu ve "zaman" kavrayışımızın değişmesiyle ilişkilendiriyor. ulusu, kan bağı ve din gibi eski tip cemaatlerin yerini alan hayal edilmiş bir topluluk olarak ele alan yazar, milliyetçiliğin, ilk kez amerika'da ortaya çıktıktan sonra, önce avrupa'daki halk hareketleri, sonra emperyalist güçler ve nihayet üçüncü dünya'nın anti-emperyalist mücadeleleri tarafından kopyalanıp çoğaltılabilir bir model oluşturduğunu savunuyor.
insanlığı ve coğrafyayı ulusal sınırlara bölerek, herbiri kendinin "en eski ve en köklü olduğunu" iddia eden ve sürekli "dış düşmanlara" karşı bir "biz" kimliğiyle kendilerini meşrulaştıran ulus-devletlerden kurtulmak mümkün mü? anderson, ulus ve milliyetçilik üzerine, resmi-tarihten gelen önyargılarımızı ve inançlarımızı sarsacak ve yeniden düşünmemizi sağlayacak tezleriyle, ilgiyle okunacak bir tarih sunuyor bize...
hayali cemaatler, ilk kez yayımlandığı 1983’ten günümüze, bütün dünyada olduğu gibi türkiye’de de sosyal bilimler literatürünü derinden etkiledi, birçok çalışma alanına esin kaynağı oldu ve açılım yarattı. (kitap bilgileri metis yayınevinden alınmıştır.)
  1. benedict anderson'un bu kitabı milliyetçiliğin nasıl ortaya çıktığını kültürel ve tarihi bir perspektiften anlatmaya çalışıyor. milliyetçiliğin kökenlerini kendini öncelleyen din ve hanedanlıklar kültüründe arayan anderson, ulus-devletler için milliyetçiliğin neden önemli olduğuna, milliyetçiliklerin ve milliyetlerin neden hayal edilmiş kavramlar olduğuna ışık tutuyor. dinlerin gerilemesiyle birlikte ortaya çıkan boşluğun milliyetçiliklerle ve ulusal dillerle nasıl doldurulduğunu anlatıyor anderson. kitabın özeti belki de şu "milliyetçilik nosyonuna sahip olan ve bir toplumda yaşayan insan, aynı toplumda yaşayan ve aynı milliyetten olan bir başka insanı doğrudan tanımasa da, o insanla aynı şeyleri düşündüğünü, aynı şeyleri yaptığını, aynı geleneklere sahip olduğunu 'hayal eder', bu yüzden de milliyetçilikler hayal edilmiş cemaatlerdir"