• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.78)
Yazar stendhal
kırmızı ve siyah - stendhal
kırmızı ve siyah, ilk baskısı 1830'da yapılan, fransız yazar stendhal'ın romanı. parma manastırı ile birlikte stendhal'ın az sayıda eseri arasında en sağlam iki yapıtından biri kabul edilir. napoleon bonaparte'ın sürgüne gönderilişi ile yaşanan restorasyon dönemi'ni ustaca anlatan stendhal; katolik kilisesi'ni, liberaller, aristokratları, burjuvaları, kralcıları ve özgürlükçüleri tutkulu bir aşk hikâyesi içinde aktarmıştır. yükselme ihtirası ile yanıp tutuşan genç julien sorel'in zaman zaman ikiyüzlülüğe kadar varan içten pazarlıklı halini, bağlı olduğu dünya görüşünü ve napoleon hayranlığını saklamaya çalışırken yaşadığı bunalımı anlatan roman bu yönüyle bir psikolojik roman özelliği taşır.

ingiliz yazar somerset maugham kırmızı ve siyah için şöyle der:
kırmızı ve siyah, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikâyesidir. korkuları, duraksamaları, ateşli tutkusuyla, usta elinden çıkmıştır.
(tanıtım bülteninden)
  1. başladığım kitabı yarım bırakmaktan nefret eden biri olarak, iki kere okumaya çalışıp üzülerek bıraktığım stendhal romanı.
    olaya bir türlü girmiyor. giremiyor çünkü siz bir bağlantı kurmaya çalışırken başka bir kopukluk yaşatıyor. dolayısıyla tam bir heyecan yakalayamıyorsunuz.
    velhasıl kelam, kitapta tarif edemediğim cinsten bir kopukluk buluyorum her seferinde.
    ikinci kez okumaya başladığımda bu sefer çok dikkatli olup hiçbir şeyi kaçırmayacağım dedim. gene olmadı arkadaş. bir kitabı okurken "ne alaka şimdi ? " cümlesi ne kadar kullanılırsa o kadar kullandım herhalde, düşünün artık.

    tüm bunların dışında okuduğum kısımlarla ilgili şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu adam ruhsal tahliller konusunda oldukça iyi.
    ama konular arasında bir bütünlük olmayınca insanın psikolojik açıdan ele alınması bir süre sonra ilgi çekici gelmiyor okuyucuya.

    tamam klasik olabilir, stendhal yazmış da olabilir ama bazen bir kitap, içine girmenize izin vermez. ya da bu sizinle ilgili bir durumdur. okumaya hazır olmadığımız kitaplar olduğuna inanıyorum, yaş ve birikim itibariyle.
    belki de ben hazır değildim. belki de kitap gerçekten eleştirdiğim noktalarda kötüydü. bilemiyorum.
    tüm bunlar üçüncü kez okumaya başladıktan sonra yeni bir değerlendirmeyle belli olur diye düşünüyorum.

    evet doğru anladınız. pes etmedim, üçüncü kez okumaya başlayacağım.
  2. deneyip de okuyamadığım nadir romanlardan biri. çok da merak etmiştim konusunu fakat hiç ilerlemedi. ilk defa bir kitabı bitirmeden gidip son sayfasını okudum.
  3. kırmızı asker üniformasını siyah ise papaz cüppesini temsil eder. kitabın ana karakteri julien sorel aslında napolyon hayranı bir köylü çocuğudur. zeka ve bilgisiyle aristokratlar arasında kendisine bir yer edinir. o dönem fransasının sosyal yapısı ve halk tabakaları çok iyi betimlenmiştir. kanımca, julien sorel aslında arada kalmıştır, siyah da ona tam olarak uygun değildir kırmızı da... aristokrat da değildir burjuva da... yazar, bu arada kalmışlığını çok iyi anlatır. julien sorel efsane bir karakterdir. bir de fonda aşk hikayemiz vardır. daha da ne olsundur, biraz uzundur ama yılmayın okuyun, biraz ilerleyip olayların içine girerseniz devamı gelir.
  4. yarım bıraktığım ilk ve tek kitap. tesadüf ki başlığı açan arkadaş da yarım bırakmış. bu kitabın garip bir enerjisi var. okuduğum dönemde hem çok okumak istedim hem de her satırı saniyeleri sayarak geçtim ve kitabı bitiremedim yarım bıraktım. sonra bir gün canım çok sıkıldı ve rafa doğru baktım. okunmayı bekleyen romanım yoktu, sadece yarım bıraktığım kırmızı ve siyah vardı. aldım elime ve okumaya başladım. 4-5 günde bitirmiştim sanırım, ki ben bu kadar çabuk bitirmeyi sevmem genelde kitapları. 1 hafta veya 1.5 hafta idealdir benim için çünkü böyle yapınca uzun soluklu bir dizi izliyormuş gibi hissederim ve kitaba daha çok bağlanırım. bir bardak suyu, tadını alamadan, sadece susuzluğunu gidermek için içmiş gibi hissederim ben kitapları bir çırpıda bitirince. lakin bu sefer böyle olmamıştı. sanırım kitabı daha önceden yarım bıraktığım için sezon arası gibi olmuştu bana ve sıradaki sezonu anlamak için önceki sezonu tekrar izlemek gibiydi.
  5. kitabın bu ismi bir bakıma yanlış çevirinin kurbanıdır. zira orduyu simgeleyen renk kırmızı değil, kızıldır. bazı yayınevlerinin kitabı kızıl ve siyah adıyla çıkarttığını da zaten görmüşsünüzdür.
    okumanın zor gelmesi, bitirememe mevzusu da sanıyorum fransa'nın karışık dönemlerinden birine hiçbir açıklama yapmaksızın, bodoslama giriş yapılmasındandır. bu nedenle, dönemin fransa'sı hakkında bilgi sahibi değilsek kitap bizi bir ön araştırmaya mecbur bırakır. yoksa kitabın içindeki çoğu şey havada kalacaktır.

    !---- spoiler ----!

    julien kendisine, "erişmek istediğin o pis mutluluğu gör işte. o mutluluğu bu şekilde, bu insanlar arasında tadacaksın. belki yirmi bin franklık bir mevkin olacak ama, bu etleri yutarken o zavallı mahpusun türkü söylemesini yasak edeceksin. onun sefil nafakasından çaldığın paralarla başkalarına ziyafet çekeceksin, sen ziyafet çekerken, o daha da bahtsız olacak! ey napolyon! senin gününde savaş meydanlarında yüksek mevkilere erişmek ne tatlı şeymiş! şimdi ise, sefillerin çektiği acıları alçakça artırmak var!" diyor, iletişim yayınları, 1. baskı, sayfa 137'de. bu bir bakıma kitabın da özeti işte.
    he, julien o mutluluğa pis diyor da hiç ona ulaşma çabasından geri kalıyor mu? tabii ki hayır. üstelik gittikçe daha da hırslanıyor, gururlanıyor, hatta kibirleniyor.

    bir de 369. sayfa'da, tartışma bölümü'ne napolyon'un sözleriyle başlıyor stendhal. bu sözler napolyon'a ait midir, değil midir bilmem çünkü stendhal kitaptaki bu bölüm başı alıntılarının çoğunu kendisi yazmış deniliyor. söz de şudur; "cumhuriyet! bugün halkın iyiliği için kendisini feda eden bir kişi varsa, kendinden, kendi zevkinden başka bir şey düşünmeyen binlerce, milyonlarca insan var. paris'te erdemli olduğu için değil, atı, arabası olduğu için adama itibar ederler!"
    anlayacağınız, değişen hiçbir şey yok.

    !---- spoiler ----!
  6. ...'doğal hukuk' diye birşey yok. bu deyim, geçen gün beni mahkemede fena halde sıkıştıran savcının xiv üncü louis'in müsadere emriyle dedeleri zenginleşmiş olan o adamın ağzına yakışır, eskiden kalma budalaca bir söz. ceza tehdidiyle, falan şeyi yapmayı yasak eden bir kanun olduğu zaman hukuktan söz edilebilir ancak.

    kanundan önce ise 'doğal' olarak yalnız ihtiyaç vardır. hayır, bugün herkesten saygı, itibar gören kimseler aslında suç işlerken talihi yardım edip yakalanmamış olan namussuz insanlardır.'...