• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.54)
a torinoi lo - bela tarr, agnes hranitzky
meşhur filozof-yazar nietzsche’nin italya, torino yolculuğu sırasında karşılaştığı bir attan bahsedilir; bir çiftçi ve kızına ait olan bu atın sahipleri tarafından dövülmesini engellemek için nietzsche atın boynuna sarılmış. film işte bu atı ve sahiplerini hikayenin merkezine alıyor.
  1. üzerinde konuşulmayacak filmler vardır. üzerinde konuşulacak filmler vardır.

    bir de üzerinde çok konuşulacak, çok tartışılacak filmler vardır. işte o filmlerden birine merhaba deyin.

    61. berlin film festivali'nde gümüş ayı kazanmış aynı zamanda da bela tarr'ın sinemaya 146 dakikalık siyah-beyaz bir veda şaheseri.

    film izlemesi ve anlaması son derece ağır bir yapım. 146 dakikanın her biri ciddi derecede sabır sınayıcı ve aynı zamanda hayranlık uyandırıcı mahiyette. öyle ki filmde diyaloglar dahi minimum seviyede tutulmuş. tahminimce toplamda en fazla 10-15 dakikadır.

    filmin hikayesi 1880'li yıllardaki insan yaşamına odaklanıyor. özellikle de nietzsche’yi ölümüne bir suskunluğa hapseden atın sahibi olan yaşlı çiftçi ohlsdorfer ve kızının hayatına ve torino atının şiddet ve dünyanın sonu karşısındaki onurlu duruşuna...

    her filmi film yapan bir de müzik vardır. o müziğin altında da mihaly vig'in imzası var.
    filmin müziği

    !---- spoiler ----!
    bir fırtınanın ve kaosun tam ortasında kalmış, artık sonu gelmiş bir dünyada çok az konuşup sadece haşlanmış patates yiyerek hayatlarını idame ettiren ve inanılmaz bir uyum içinde yaşayan huysuz baba ile kızının ve atlarının 6 gününe şahitlik ediyoruz.

    ikinci ya da üçüncü gün ohlsdorfer bir yere gitmek için atı ve arabasını hazırlar. at gitmemekte ısrar edince acımasız bir şiddete maruz kalır. yine ikinci ya da üçüncü gün adı bernhard olan bir ziyaretçi gelir, akla zarar bir konuşma yapar, palinkasını alır ve gider. giderken de tepe ve o tepenin üzerindeki ağaç ile birlikte mükemmel bir kare oluşturur. dördüncü gün çiftliğe ve tabi suya bir çeşit yabancılar dadanır. huysuz ve paylaşımcı olmayan baba, kızına bu yabancıları def etmesini söyler. yabancılar giderken kıza bir kitap verirler. kız kitabı alıp okumaya başlar. bu sırada da at, yemeyi ve su içmeyi bırakır. beşinci gün su biter. bunun üzerine çiftliği terk etme girişiminde bulunan üçlümüz, gidecek başka hiçbir yerleri olmayınca çiftliğe geri dönerler. beşinci günün sonunda ışık söner ve fırtına diner. altıncı gün güneş doğmaz, dünyaya zifiri bir karanlık ve ölüm sessizliği çöker. ve son sahnede baba ile kız çiğ patates yemek zorunda kalırlar. ki bu sahne, derinden etkileyici bir sahnedir.

    son sahne

    son sahneyi, filmin bütününe etki ettiğinden ve filmin bütününden etkilendiğinden bambaşka bir noktaya koymak gerekir. bunun sonucunda da elimizde filmin can alıcı noktası olarak, palinka almak için gelen ziyaretçi bernhard'ın çoğunluğu Nietzsche'nin sözlerinden oluşan 5 dakikalık konuşması kalır.

    bernhard'ın konuşması

    bonus olarak filmin bir karesinde karşımıza belli belirsiz Nietzsche portresi çıkar:

    porte

    !---- spoiler ----!

    sonuç olarak filmin kesinlikle izlenmesi gerekir. eşi benzeri kesinlikle yoktur kanımca.
  2. b-612
  3. ne zaman evde patates pisirilse aklima son sahnesi gelir. filmde toplasan 5 dakikalik diyalog yok ama, seni oyle bir icine alir ki iliklerine kadar usudugunu hissedersin.
    edit: filmin basinda bulunan at sahnesindeki kamera gecislerine hala akil sir erdiremedigim film.
  4. renklerinin, müziğinin ve sahnelerinin olağanüstü etkisini bir kenara bırakıyorum. kanı olan bir film. bela tarr'ın gözlerini ödünç alın mutlaka.
  5. derler ki atın sahibi nietzsche 'yi attan uzaklaşması için uyarmış, hemen ardından ise uyarılara kulak asmayan nietzsche' ye vurmuş - artik kırbaçla mı tekmeyle mi orasını hatırlamıyorum -.
    takip eden günlerde, nietzsche bu darbe etkisiyle gittikçe ivme kazanan bir hastalıkdan ölmüş.

    nietzsche'nin 'o' ata duyduğu acıma, kendisiyle belki de ilk ve son celismesi olmuştur. (ilk olmasa bile son olmuştur)
  6. !---- spoiler ----!

    varoluşun dayanılmaz ağırlığını en iyi yansıtan filmdir.

    varoluş tam olarak budur işte der bela tarr. akşama kadar patates yiyen,uyuyan,odun kıran ve fırtınaya teslim olmaktan başka hiçbir çaresi olmayan bir baba kız anlatılır bize. başka yere gitmek isterler ama gidemezler. yağmacı çingeneler bile ''geberin, geberin, geberin!!'' demekten ve kıza bir kitap vermekten başka hiçbir şey yapmazlar.(sanılanın aksine o kitap incil değil bela tarr'ın 'satantango, turin horse ve man from london'da birlikte çalıştığı senarist ve romancı lászló krasznahorkai'nin bir eseridir. büyük ihtimalle şeytan tangosu (satantango) adlı kitabı.) tüm renkler terk etmiştir onları. su hatta tanrı bile yoktur artık, ölmüştür.çünkü ''tanrı öldü, ve ben yorgunum.'' diyor tarr, sinemaya son şaheserini bırakırken.

    ve torino atı. nietzsche'den, ohlsdorfer'den ve kızından daha başroldür torino atı. sahibine, dünyaya hatta tanrıya küsmüş bir attır o. sapasağlamdır ama hiçbir şey yemek istemez. intihar etmek ister sanki, dediğim gibi varoluşun dayanılmaz ağırlığı altında ezilmek istemez daha fazla at. torino atı. sağlam yapılı ve bıyıklı nietzsche bile kurtaramamıştır onu..

    !---- spoiler ----!