• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
heba - hasan ali toptaş
inceldiğinde, çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu bir hatıra deler onu; bazen henüz hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim fark edemediğimiz meçhul bir şey deler.işte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür. hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabii; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür.sise benzemeyen tuhaf bir sisin içindeydi şehir. on dokuzuncu katın hizasında ben gerçeğim diyen bir güvercin kanat çırpıyordu. binnaz hanım'ın tombul elleri vardı. ucu bucağı görünmeyen bir boşluğa düştü ziya. hışır hışır öten naylon şeritler. te ilerde suriye! kaldır başını! huoop! yüzü çilli bir çocukluk. efil efil tüten bir pişmanlık.hiç işte, hiçbir şey olmadı. şikâyetçi misin? değilim komutanım.kolonya, limontuzu ve su. bakma öyle karanlıkta mensur. aynalı kahve. güzel nefise. kim o uzaktaki adam? tufana emanet bir dünya.her kötülük, bir iyiliğin içine akıyor işte...heba, göz gözü görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın, lincin, kıstırılmışlığın romanı.edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı. ipek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam.sadık okurları için yeni keşifler sunacak, yeni tanışanları sadık okurlara dönüştürecek bir hasan ali toptaş romanı... (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. tasvirin, tahlilin ve kelimelerin efendilerinden h.ali toptaşın ödüllü kitabı. henüz okumaktayım, bitirince daha faydalı yorum yapabileceğimi ümid ediyorum. kanaat i şahsi acizanemce, toptaş nobel alabilecek sayılı yazarlarımızdan biri...
    pirus
  2. hasan ali toptaş'ın heba pşmuş bir hayatı anlatan, yürekleri yakan, dağlayan romanı. girişindeki o garip rüyadaki kadının kurduğu cümlelerle beni benden almış, bir solukta okunup bitirilivermiştir. altı çizili onca cümle arasında en'lerim arasına gireni elbette:

    "biliyorsunuz, uyku yekpare bir şey değildir. karmaşık safhaları, inişleri çıkışları, iç içe geçmiş dönemeçleri, dehlizleri, kuyuları ve çeşitli basamakları vardır onun. kimi zaman dünyanın dışına taşacak kadar kalınlaşır mesela, kimi zaman da tutar, tıpkı tülbent gibi incelir. inceldiğinde çeşitli sebeplerle delindiği de olur uykunun. ne bileyim, bazen zihnimizdeki sivri uçlu hatıralar deler onu; bazen hazmedemediğimiz bir sözün acısı, bazen kolu bacağı aklımızın dışında kalan bir düşünce yahut bir duygu, bazen de etrafımızda olup biten, bizim farkedemediğimiz meçhul bir şey deler. işte o vakit delinen yerden içerisi görünmez ama dışarısı görünür. hakikat oradan gerçekte olduğu gibi görünmez tabi; uykunun sisi yüzünden, kendisinin biraz berisinde yahut gerisinde görünür."

    hasan ali toptaş'ın ustalık eseri. o yazsın, biz okuyalım.
  3. içeriğinin yanında kapak resmiyle de gönülleri fetheden toptaş romanı. kitabı elime ilk aldığım zamanı hatırlıyorum da resimde ne anlatılmak istendiğini uzun uzun düşünmüştüm. kitaptan bir alıntıyla yorumumu sonlandırayım:

    "gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi geliyor."
  4. biliyor musunuz ziya bey, beni bugüne kadar hiç şımartan olmadı. belki çocukluğumda olmuştur diye bazen hafızamı yokluyor, oradaki hatıraların arasında bir müddet aç tavuklar gibi eşeleniyor ve gözlerimi çevirip sağa sola umutla bakınıyorum ama maalesef, şımartıldığıma dair küçücük bir iz bile bulamıyorum. zaten ne vakit hafızamın derinliklerine doğru şöyle birkaç adım yürüsem, her defasında annemin sessizliği karşılıyor beni. biliyor musunuz, plastik leğenlerle süslü yoksul bir dağınıklığın içinde yüzen annem sadece bizi azarlamak için açardı...
  5. sözcüklerin sabırla bir araya getirilip kumlardan oluşturulmuş bir sabır taşıdır. adeta boncuk boncuk ipe geçirir gibi sıraya dizmiş kelimeleri hasan ali toptaş. defalarca okunabilecek her okunduğunda insanı farklı bir yerde bırakacak bir kitap. içinde büyük bir melankoli ve depresyonu barındırıyor kuşkusuz. bunun yanı sıra hem kırsal hem de kentsel kesimde yaşayanların arsızlıklarını, hayasızlıklarını, hatalarını anlatıyor o ölünesi diliyle. tabi bu sırada heba olan hayatları.

    kitabı okuduktan sonra şu kısım dikkat etmeyenler için biraz ufuk esnemesi yaratabilir.

    !---- spoiler ----!

    kitapla ilgili şu bilgiyi vermek gerekir. kitapların anlatıcıları kitabın kimliğini değiştirebilir. burada da anlatıcının kimliği icra edilmesi kolay olmayan bir dal. tanrı anlatıcılık barındırıyor. bunu kitabın iki yerinde görüyoruz(kitap kulübünün faydaları) birincisi istanbulda ev sahibinin evinden çıkarkenki arkada duyulan kağıt sesleri. oysa orda kimse olmamalıydı gibi bir kısım var, bölüm sonunda. bir de kitabın en sonunda. karakterimiz öldüğünde girdiği kulübede karşılaştığı kişi anlatıcı(ki burda daha net anlıyoruz). bunun anlama noktamız şu ki karakter ölmüş ve ara ara gördüğü kulübe aslında diğer tarafı temsil ediyor. anlatıcımız da bu kulübenin içinde tüm olayları görmesini açıklayan da bu tanrı anlatıcılık.

    !---- spoiler ----!
  6. aslında hafızası iyi biri değilim ama okumamın üzerinden kaç yıl geçti, kitaptaki olayları o kadar net hatırlıyorum ki. romanın konusu bir yana toptaş'ın üslubu insanı romana bağlıyor.

    !---- spoiler ----!

    öyle bir üslup ki romandaki kuru fasulye tarifini bile okutuyor size :)

    !---- spoiler ----!
  7. sevinç ve keder, acı ve neşe, zulüm ve huzur, yenilgi ve zafer, ayrılık ve vuslat, vs ile yoğrula yoğrula biçimlenmiş insan ruhunun yoğunlaştırdığı sonsuz bir deryayı üç yüz sekiz sayfalık bir kitaba nasıl sığdırırsın sorusunun cevabıdır, heba.

    hasan ali toptaş ustanın da dediği gibi derinliği yüzeyde saklayan bir başyapıttır. öyle bir yüzey ki kitabın her sayfası üstünü kaplamış, sayfaların ortasından taa derinlere bakıldığında uçsuz bucaksız, başı ve sonu olmayan bir insan söylencesinin görüntüleri ve heybeti ancak hayal meyal seçilebilmektedir yalnızca...

    anlatılan hikâye sayısı yüzeyde ne kadar sayılabilir olsa da okuduklarımızdan kendi ruhumuza da yansıyan o sayfaların altındaki hikâye hem nitelik olarak hem de nicelik olarak sonsuzdur, her öykünün kendi içinde sakladığı kendi derin ulaşılmazlığı, uçsuz bucaksızlığı da cabası...

    bu öyle bir destandır ki, o yüzeyden aşağı sayfaların altındaki derinliğe bakan her görmüş geçirmiş göz için, orada sadece ve sadece kâinatın var oluşundan bu yana sonsuza kadar akıp gidecek tekmil bir insan macerası vardır. tüm gerçeği ve gerçekliği ile…