• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
kuşlar yasına gider - hasan ali toptaş
pırıl pırıl ışıyan türkçesiyle hasan ali toptaş,
kuşlar yasına gider'de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor.

kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor.

"babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır" sözü yankılanıyor kulaklarımızda.

kuşlar yasına gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.
  1. hasan ali toptaş'ın son romanı. heba'nın hemen ardından bu kadar kısa sürede yeni bir hediye daha almayı ummayan bir çok okurunu sanırım çok mutlu etmiştir. ancak asıl büyük haberi hürriyet gazetesindeki söyleşisinde vermiş toptaş: "10 yıldır öyle kafamda gezdirip durduğum bir roman var. o romanı yazmayı düşünürken ‘heba’yı yazdım. sonra da ‘kuşlar yasına gider’i. sanıyorum şimdi kafamda gezdirip durduğum o romana geldi sıra. yazabilirsem onu yazacağım."
    mesut
  2. hasan ali toptaş hakkındaki en bilinen benzetme "doğunun kafkası". kendisi röportajlarından anladığım kadarıyla bu benzetme hatırlatıldığında mütevaziliğinden üzerini örtüyor. bense bu gibi bir benzetmeye gerek duymayacak kadar ayrı, özel bir yazar olarak görüyorum onu.

    bu benzetmeye dayanak olan anlatım tarzından heba'da başlayıp bu kitabında olabildiğince uzaklaşmış. olumsuz bir tarafı da yok bu durumun, aksine istediğinde dönebileceği, başarısı kanıtlanmış olan hayal - masal anlatımın yanında olaya, güne, mekana dayalı sade bir anlatımla da duyguyu pekala verebildiğini kanıtlamış. sanırım bu kitap ve heba 10 yıldır kafasında gezdirdiğini söylediği o büyük romanının birer denemesi.

    kitaba gelince...boğazımda bir düğüm, hemen her sayfada gözlerim dolarak okudum; belki yıllar önce kaybettiğimiz kamyon şoförü olan dayımın yasıydı, belki böylesine birebir bir benzerlik kurmasaydım da aynısı olurdu. bilemiyorum. okuyup kendiniz karar verin, ama lütfen okuyun.

    !---- spoiler ----!

    zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü. bu nedenle çocukluğumda annem, kardeşim ve ben hep yol gözlerdik. arada bir boynumuzu büküp içimizi çekerek uzaklara bakardık daha doğrusu. ovanın ucundan bir ışık göründü, bir motor sesi geldi ya da hafiften bir toz bulutu koptu mu bizim içimiz yeşerirdi hemen. yıllarca devam etti bu durum, yıllarca yıllarca devam etti. daha sonra babam bir daha uzun yol şoförlüğü yapmamak üzere kasabaya döndü ama ne hikmetse, gözlerini dikip bu sefer de uzaklara o bakmaya başladı. acaba o neden bakıyor diye, bakmaya biz de devam ettik tabii. böylece, uzaklara bakmak neredeyse ailemizin kaderi oldu.

    !---- spoiler ----!

    !---- spoiler ----!

    uzaklara değil göğe bakmak olsa keşke herkesin kaderi*

    !---- spoiler ----!
    mesut