• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
bitmeyen kavga - john steinbeck
işçilerin hakkını savunan ve grevlerde işçilere yardımcı olan bir partiye üye olan jim görev yeri olarak zor şartlar altında ucuza çalışan tarım işçilerinin yanına grevi yönetmek için gönderilmiştir.
  1. john stainbeck tarafından yazılan bir şaheser.gerçekçi bir şekilde yazılmış ,insanı okurken işçilerin yanında gibi hissettirir.elma işçilerinin yanına grevde işçilere yardım olması için gönderilen jim ve
    mac'in çabasını anlatır.jim ve mac doktor olmayan bir yerde hamile bir kadının doğurmasını sağlayarak bütün işçilerin gözüne girer ve greve ve işçilerin davasına ön ayak olur.
  2. burası bir düşünce platformu olduğuna göre bende bu kitap hakkındaki düşüncelerimi ve bana düşündürdüklerini yazmak istiyorum.

    -sistemleri tarafsızca anlatıyor gibi. ikisininde eksik yönlerini gösteriyor. ben kitapta bir taraf görmememe rağmen içimden sisteme bir baş kaldırma isteği geldi. ne olursa olsun. en iyi sistem bile eksiktir.

    -insanlar bazı düşünceleri körü körüne savunuyor ve sisteme hizmet ediyorlar. bu davranış onları sistemin kendini beslemek için kullandığı bir araç yapar. peki neden insanlar sistemleri yaratır? toplum içinde yaşamamız fark etmez, tek başımıza yaşadığımızda bile aslında bir sistem yaratıyoruz ve onu sürekli beslemeye başlıyoruz. kendimizi isteğimizle sisteme adıyoruz, onu yaşatıyoruz kendimizi eksilterek. kendimizi eksiltiyoruz sistemin tam olacağına umarak ama o yaşadığı sürece hep eksik kalacaktır. buna inanmıyoruz. inanmak istemiyoruz. sistemin içerisindeyken onu savunuyoruz bir köpek gibi. iyi ya da kötü olması önemli değil, bizim o sisteme olan borcumuz köpeklik sadece. insan neden kendini zincire vurmak ister ve sonra özgür olduğuna inanır? insan yaşamak ister ve kendince kendini en iyi yaşatacak sistemi tasarlar bir mimar gibi, sonra elleriyle yarattığı bu tasmayı boynuna geçirir ve diğerlerini de tasmalamak ister sistem için. kendi elleriyle yarattığı canavar için. insan tam bir aptaldır. hayır. yaşamak için aptal olmak zorundadır.

    -sistemin köpeği bir adam ve sistemin köpeği olmak için can atan başka bir adam. köpek sıkıntılarına rağmen halinden memnun, köpek adayı sıkıntılı taraflarına rağmen sisteme girmeye hevesli. köpek iyi olduğunu düşünüyor, köpek adayı sadece köpek olup iyi olduğuna kendini inandırmak istiyor. ne kadar zararlı bir şeyi koruduklarını bilmiyor ikiside. bir sistem her türlü zararlıdır.işçi hakları için işçilerin elindeki azıcık olan şeyleri de kaybetmelerine sebep olmak !? iki türlü de mantıksız ve adaletsiz. mantıklı öneri ne peki? doğmamış olmak. en kesin çözüm bu gibi. bu kavga gerçekten bitmeyecek.

    -toplum, insandan farklıdır. sayı farklılığı değil kast ettiğim. toplum düşünemeyen bir hayvan, insan düşündüğünü zanneden bir hayvandır. insan kendine büyüdükçe ve düşündükçe -yani kendisi öyle zannettikçe- bir kafes inşa eder.kafesin boşluklarından bakıp özgür olduğunu zanneder. aslında kendi için tuzak kurmuştur ve tuzağa hayran kalıp içine isteyerek girmiştir. toplumu ise kafese koyarsın ama o kafesi parçalamaya çalışır ta ki onu mutlu edene değin. biraz ekmek ve göz boyaması yeterlidir. işte o zaman toplum kafeste olduğunu unutur ve mutludur artık, kafesinize zarar vermeye kalkışmaz. insan da kafeste olduğunu unutup mutludur ama onun mutluluğu kendi kafesi olmasıdır. toplum ve insan yani birey farklıdır. insanın davranışları önceden kestirilebilir ama toplumunkini kestiremezsin -mac in de dediği gibi-, her an her şeyi yapabilir yönlendirmek gerekir sadece. insan kafesine uygun gelen şeyleri yapar.

    -fakirler, fakirlikleri unutturuluncaya kadar -karınları tok sırtları pek tutuluncaya kadar- mutludur, kanaatkardır. açlığı bilir, daha da aç kalmaktan korkar, haline şükreder. fazlasını istemeye korkar çoğu. istese ne olur? ya karnı doyar ya da aç kalır. açlığı tatlığı için risk almaya korkar. o yüzden istemez ve yemek verenlerin kölesi olur. yemek verenler güzel bir ekmek yediğinde ağızlarından düşen kırıntıları fakirlere verirler. fakirler kırıntılarla doyar, yemeğe el uzatmaz. yemek verenler ise asla doymaz. onlar acıktıkça fakirler doyar. bu fakirlerin mutluluğunun devamı için şarttır. onlar ne kadar acıkırlarsa daha fazla yerler ve daha fazla kırıntı bırakırlar. ne mutludur aza tahammül edenler. ne bedbahttır yemeği olanlar. keşke ruhları değişebilseydi.

    -nabza göre şerbet vermek. insanları ele geçirmenin en kolay yolu. onlara yollarında ilerliyormuş ve gittikleri yol doğruymuş hissinin uyandırıp en sonunda farkına varmasını sağlamayarak kendi yoluna çekmek. artık kendi yoluna soktuktan sonra onları, kendi yollarındaymış gibi emin yürürler ve istediğin gibi kontrol edebilirsin. senin yolunu farkında olmadan benimsemiş ve sorgusuz sualsiz kararlı adımlarla yürümeye başlamışlardır. ama bu işte ustalaşmadan denemek kötü sonuçlar doğurur. mac bu işi iyi biliyor, jim'de da o potansiyel var ve ait olmak istediği bir yol arıyor.hatta dunken -ismi yanlış hatırlıyor olabilirim kusura bakmayın- kamyonu yanana kadar onları sorguluyordu. elinden en değer verdiği şey alınınca o da yola kendini mahveden yola kendi isteğiyle katıldı daha büyük bir düşmana karşı.

    -doktor ise tarafsız. sadece bir eleştirmen, olmamız gereken kişi. ait değil ama işini aksatmıyor. çünkü öğrenmek ve bilmek istiyor. aitsizliğin farkına daha iyi varabilmek için. bir şeyi reddedebilmek için önce onu bilmek gerekir. doktor da anlamaya çalışıyor içlerine katılarak. toplumumuza yönelik kısa bir eleştiri yapmak istiyorum. genelde tam olarak okumadan bilmeden her hangi bir şeye tapmaya ya da odan nefretle birlikte gelen bir reddetmeye çok alışmışız. bir tarafa ait olma hissi bu. ne kadar erken o kadar iyi. bu cehaletten ileri geliyor aslında. ve bir sürü kötü şeyi doğuruyor; savaş, güvensizlik, yoksulluk v.b tembelliği kanıksamışız artık. facebook' ta saatlerce komikli video izlerken halimizin farkına varamıyoruz. zaman öldürüyoruz. bizi kurtaracak şey okumak ve bilme arzusu.

    -jason ise tam bir maşa. böyle insanlar çok faydalıdır arkasından siz olduğunuz sürece. fazla değinmeye gerek yok.

    -çocuğu yeni doğan kadın ise dünyanın en mutlu insanı. siz ona canını vermişsiniz. tek korkusu açlık ve ondan şikayetçi. yolda gördüğümüz onlarca kadindan -yine tc vatandaşlarına eleştiri- farklı değil. sırtının pek tutulmasını, huzuru, bebeğinin sağlıklı ve yanında olmasını istiyor. kavga umurunda edğil. o hayatını çoktan bebeğine adadı. dünya yansın ama bebeğine zarar gelmesin. (not: tc kadınlarını eleştirirken okuyan, araştıran, kendi kararlarını verebilen, kendi ayakları üzerinde durabilen kadınları tenzih ederim. ama büyük bir çoğunluk ne yazık ki böyle değil)

    son olarak kitap gayet akıcı ve ağır olmayan bir dille yazılmış. bunlar benim düşüncelerim yani kitabın bana düşündürttükleri de diyebiliriz. okuyun, öneririm. bu uzun yazı hakkında da eleştirilere açığım.