• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.11)
bin-jip - kim ki-duk
kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına kendi yöntemleri ile ortak olan bir adam... ve yardıma ihtiyacı olan genç ve güzel bir kadın... tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi... yine böyle bir misafirliği sırasında evde yalnız olmadığını fark eder. evde kocası tarafından işkence gören genç bir kadınla karşılaşan adam oldukça şaşkındır. ilk başta birbirlerinden çok farklı görünen bu iki insan giderek yakınlaşır ve aralarında sıradışı bir ilişki başlar.
  1. neredeyse hiçbir konuşmanın yer almadığı bir buçuk saatlik ağır ağır lakin hemen her anında iz bırakarak ilerleyen bir film. yönetmen anlatım biçimini jest ve mimikler üzerinden şekillendirmiş.

    !---- spoiler ----!

    filmde olay, mekan ve duygu bir örgü gibi işlenmiştir ve birbirinin yansımasıdır. bir tarafta eşi tarafından boşlanan, ilgi görmeyen ve şiddete maruz kalan sun-hwa, bir yanda yaşamını başkaları tarafından boş bırakılmış evleri sahiplenerek sürdüren ve zarar görmüş kısımları tamir eden, bakımını yapan tae-suk. tae-suk kentin tüm katmanlarından evleri taraması sadece lüks olanlara yönlenmemesi, sun-hwa'nın zenginlikten ziyade aşkı araması ile benzerlik göstermektedir.

    girdiği en gösterişli evde, güzeller güzeli sun-hwa ile karşılaşmış ona aşık olmuştur. birlikte girdikleri evlerden birinde ölü halde buldukları yaşlı adam, sun-hwa'nın eşine karşı sönen aşkını, cesede gösterdikleri hürmet ise elde ettikleri bu yeni bağlılığa olan tutunuşlarını simgelemektedir...

    filmin tüm sahnelerinde üç adet figür bulunmaktadır. üçüncü fazlalıktır ve diğer ikisi tarafından işlevsiz kılınır. tae-suk'ın nezarethanede kendini eğiterek, afişinde de kullanılan o meşhur sahne ile kocayı işlevsiz kılmayı başarır.

    !---- spoiler ----!
  2. sözden çok "öz"e değer verenlerin izlemesi gereken film.

    bazen dünya kadar konuşuyoruz, karşı taraf tek kelime anlamıyor. kim ki-duk öyle bir yönetmen ki koca film boyunca ana karaktere tek kelime ettirmeden dünyaları anlatıyor.

    film ağır ağır akarken sizi içine çekip alıyor. ana karakterdeki sakinlik, dinginlik, konuşmadan her şeyi anlatma becerisi, temizliğe düşkünlük insanı hayran bırakıyor. hele insanlara, bitkilere, eşyalara gösterdiği özen saygı uyandırıyor.

    başroldeki erkek boş evlere izinsiz girip geceyi geçiriyor; karşılığında çamaşır yıkıyor, bozuk eşyaları tamir ediyor. bizde böyle biri evlere girip genellikle arka kapağı olmadığı için pilleri sürekli düşüp kaybolan kumandalara pil taksa fena olmaz bence. girdiği evlerde hiçbir şeye zarar vermiyor. nedendir bilmem bana suç ve ceza'nın raskolnikov'unu hatırlattı. onu suçlamak imkânsız. özelikle girdiği bir evde kocası tarafından şiddete uğrayan kadının kocasına yaptıkları sahnede bunu düşündüm. kendince adamı cezalandırıyor. adam bunu hak ettiği için aklıma raskolnikov'u getirdi sanırım.

    bu filmde de kim ki-duk yine aşırı sahiplenme duygusunun insanı öfkeye ve şiddete yönelttiğini gösteriyor. zengin adam karısını çok sevdiğini söylüyor ama "ya benimsin ya toprağın" dercesine kadına saldırgan davranışlar sergiliyor. sevgisinin göstergesi ise kadının ailesine para göndermiş olmak.

    filmin sonu biraz ilginç. sondaki "yaşadığımız dünya hayâl mi gerçek mi söylemek zor" sözü kadının filmin sonunda içinde bulunduğu duruma uygun.

    kim ki-duk bu aralar beni pek sardı. sizi de sarması dileğiyle.
  3. filmin ilk yarısında kimin aklına gelir ki bunu yazmak diye düşünmeden edemedim. bir baş kahraman düşünün ki ne bir adı ne de bir kelimesi var. ve sonunda gölgesini dahi ardında bırakmayarak "hiç"liğe ulaşıyor. eğitim arka planım bana sürekli bir şeyleri tarif ettirmeye çalışsa da bildiğim hiçbir şeyin işe yaramadığını fark ettim.

    şairin de dediği gibi;
    dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
  4. dünyada bir şeye sahip olmamanın, bu dünyaya ait de olmamak olduğunu anlatan film.

    eğer sahip olmazsan, ait olmak zorunda da kalmazsın. bu sana saf özgürlüğü yaşama şansı verir. önündeki tek engel, kendi zihnin kalır. sesin, görüntün ve dahi gölgen bile kalmaz. toplumun yargılarından yavaş yavaş soyutlanan, bunu yaparken kimseyi de incitmemeye çalışan ve hatta yardım etmeye çalışan bir insanın hikayesi. bu soyutlanma kişiye mutlak hafifliği yaşatacaktır. artık ağırlıksız bir şekilde dolaşabilecektir dünyada. sınırları yok etmek için, toplumdan ve geçmişte sahip olduğun bilinçten arınmalısın teması çok güzel işlenmiş.

    kim ki-duk'a bize natacha atlas'ın bu mükemmel şarkısını dinlettiği için sonsuz teşekkürler.