lev nikolayeviç tolstoy

Kimdir?

lev tolstoy 28 ağustos 1828 tarihinde moskova'da doğdu. babası kont nikolay ilyiç tolstoy, 1812 napolyon savaşlarına katılmış emekli bir yarbaydı.

tolstoy romanlarında, insanoğlunun ne kadar değişik karakterli olduğunu vurgular. ''savaş ve barış'', ''anna karanina'' insan tahlileri ve canlı tasvirler bakımından birer baş eserdir.

lev tolstoy'un kendini arayış serüveni ölünceye kadar sürdü. karısı bile onu anlamadı. tolstoy, bir çocuk gibi hayata küstü ve kaçtı. seksen iki yaşındaki karanlık ve yağışlı bir ekim gecesinde köyünden ayrıldı. yolda hastalandı 7 kasım 1910'da küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti.

lev tolstoy zengin bir ailenin çocuğu olarak rusya'nın tula şehrindeki yasnaya polyana adlı konakta doğdu. çok küçük yaşlarında önce annesini, sonra babasını kaybetti, yakınlarının elinde büyüdü. çocukluğundan beri gerçekleri incelemeye karşı büyük bir ilgisi vardı. öğrenimini tamamlamak için moskova'ya gitti. çalışkan zeki bir öğrenci olarak başarı ve sevgi kazandı. fransızcasını ilerletmiş, voltaire'i ve j. j. rousseau'yu okumuş, bu iki yazarın kuvvetli etkisinde kalmıştı. yasnaya-polyana'ya döndü, yoksul köylüler arasına katıldı. ilk eseri olan "çocukluk"u bu sıralarda yazdı.

lev tolstoy bir süre sonra orduya girdi; kafkasya'ya gitti. kafkas halkının yoksulluk dolu yaşayışlarını ele aldığı izlenimlerle ilk gerçekçi hikâyelerini yazdı. 1854'te kırım savaşı'na subay olarak katıldı. sonra askerlikten ayrılıp petersburg'a gitti. bir kısım eserlerini oldukça sakin geçirdiği o yıllarda yazdı. gene de içinde, aradığını bulamayan bir ruh çalkalanıyordu. batı avrupa ülkelerinde uzun bir gezintiye çıktı. almanya, fransa, isviçre'de dolaştı. yurduna dönüşünde gene yasnaya-polyana'ya yerleşti. asalet ünvanlarından, lüksten sıkılıyordu. köyünde bir okul kurdu. bu okul, öğrenim, eğitim bakımından yepyeni bir kurumdu. huzura kavuştuğuna kanaat getirdikten sonra, 1862'de evlendi.

lev tolstoy evlendiğinde karısı sophie behrs 16 yaşında idi. bu evlilik onun düzenli bir hayat özlemini giderecekti. bu evlilkten 12 çocukları oldu; bu çocuklardan 5'i öldü. eserlerinden en kuvvetli olan iki romanı "savaş ve barış" ile "anna karenina'yı" bu dönemde yazdı. karısı, eserlerini yazmasında en büyük yardımcısıydı. hatta "savaş ve barış"ın düzeltmelerini 12 kez yapıp yazmıştır. aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı. geniş halk yığınlarının, özelikle rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. kaba saba giyiniyor, giydiği her elbiseyi kendisi dikiyordu. değişmeyen tek tarafı bıkıp usanmadan yazmasıydı. "kroyçer sonat", "efendi ile uşak", "karanlıkların gücü", "iman nedir", "inciler", "kilise ve devlet", "itiraflarım" hep bu yılların ürünleridir.

lev tolstoy eserlerinde insanlığın çeşitli meselelerine değinen tolstoy'un dünya ölçüsünde bir sanat ve fikir değeri vardır. kendi ülkesinin toplumsal siyasal çalkantılarını, halkının yaradılışını, yaşayışını büyük bir ustalıkla yansıtmıştır. gerçekçi edebiyatın en büyük temsilcilerinden olduğu kadar, bir filozof ve bir eğitimci olarak da ün kazanmıştı. yukarıda sayılanların dışında "diriliş", "gençliğim", "çocukluk", "hacı murat", "ayaklanış", "sergi baba", "tanrı bizim içimizdedir", "kazaklar", "tesadüf", "iki süvari" gibi eserleri vardır.

lev tolstoy 82 yaşındayken, 1910 yılında öldü. kış ortasında evini terk ettiğinde hasta düştükten sonra, astapovo'da tren istasyonunda zatürre'den öldü. polis, cenazesine katılmak isteyenlere ulaşımı sınırlandırmak için çalıştı, ama binlerce köylü cenazesinde sokakları doldurdular.

82 yaşında vefat eden lev tolstoy birçok kez büyük sıkıntılar yaşamıştır. marksizm'den etkilenerek oluşturduğu mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle bütün servetini köylülere dağıttı, her haliyle onlar gibi yaşamaya başladı. bu sebeple ailesiyle arası açıldı. hıristiyan anarşizmini geliştirmeye çalıştığı kitabı "tanrının egemenliği içimizdedir" kitabıyla yeni bir hristiyanlık akımı tanımlaması, ortodoks kilisesi tarafından aforoz edilmesine sebep oldu. tolstoy, ömrünün son yıllarını büsbütün derbeder bir şekilde geçirdikten sonra, bir küskünlük sonucunda, evini bırakıp yollara düştü. astapovo tren istasyonunda ölü olarak bulundu. ölümüne zatürrenin sebep olduğu bilinmektedir. hayatı boyunca yaşamın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalıştı. eserlerinde bunu eksiksiz olarak yansıtmayı hedef edinmiş en büyük rus yazarlarından birisi olarak edebiyat ve dünya tarihindeki yerini aldı.

  1. ''duyun beni. sevin beni. ancak bana bu hissi verirseniz, yaşadığıma ikna olabilirim. size muhtacım. size muhtaç olduğum için sizi sevmek zorundayım. gözünüzün önünden ayrılırsam yok olurum.''
    "bugünün en büyük günahı: soyut insan sevgisi, uzaklarda bir yerlerde bulunanlara beslenen, kişilikten yoksun sevgi...tanımadığımız, hiçbir zaman karşılaşmayacağımız insanları sevmek o kadar kolay ki! hiçbir şeyi gözden
    çıkarmanız gerekmez. aynı zamanda da alabildiğine hoşnut oluruz kendimizden! bilincimiz aldanır. -hayır. benzerimizi sevmeliyiz, ama kendisiyle birlikte yaşadığımızı, bizi rahatsız edeni."

    alıntılar şizofrengi'nin 26. sayısındaki bir yolcu: lev tolstoy isimli fatih altınöz yazısından alınmıştır. güzel bir okuma için tavsiye ederim.
  2. zirveye vardığında düşünmüştür neden yaşıyoruz ?
  3. oğuz atay - tutunamayanlar kitabında yazdığına göre, "düşündüklerinizi yazmaya değer bulmuyorsanız yazmayın, diyor. siz öyle bulamazsanız, gerçekten yazmaya değmezmiş." diyor...

    sosyal medya bu düşünceye karşı olarak ortaya çıkmış gibi duruyor.
  4. notos dergi'nin haziran-temmuz sayısının dosya konusu dünyayı yazan dev yazar başlığıyla lev nikolayeviç tolstoy idi.

    derginin genel yayın yönetmeni semih gümüş, sunuş yazısında şöyle söylüyor:

    “tolstoy’u uzaktan okuyamazsınız. sesini nasıl duyacaksınız. yakından okumaya başlayınca anlatılanlar birbirinin üstüne oturmaya başlar. iyi bir okuma sırasında üst üste bindirdiğiniz katmanların arasına da arada bakmayı unutmadan. yapılan okuma böylece derinlik kazanmaya başlar. kadın ile erkeğin, çocuk ile yetişkinin, savaş ile barışın, doğum ile ölümün, cennet ile cehennemin benzerlikleri ve bir araya gelmeyecek yakaları ancak böyle anlaşılıp tutulabilir.”

    tolstoy ve dostoyevski kıyaslamaları edebiyat dünyasını yazarından, eleştirmenine ve okuruna kadar pek meşgul edegelmiş bugüne kadar. dergiden bu bağlamda birkaç paragraf paylaşmak istedim:

    iki yazara da eşit derecede hayran olduğunu düşünen okur, sonunda bir tercih belirtmek zorunda kalacaktır: bana dostoyevskici mi tolstoycu mu olduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

    tolstoy da az kötü niyetli değildir. 1881'de dostoyevski öldüğünde, tolstoy belki de ilk defa hayranlığını belirtir: "o ölünce, ona ihtiyacım olduğunu, bir dost, bir akraba gibi bana ne kadar yakın, benim için ne kadar kıymetli olduğunu anladım." onu asla bir rakip olarak görmedi: "kendimi onunla kıyaslamak aklımın ucundan bile geçmedi - asla." fakat bir müddet sonra daha katı bir yargıda bulunur: "iyi ile kötü arasındaki içsel çatışmanın en hararetli safhasında ölen bir adamı peygamber ve aziz mertebesine çıkardılar. evet, heyecan ve ilgi uyandırıyor, ama hayatı sırf kavgadan ibaret olan bir adamın heykelini dikemez, gelecek nesillere örnek gösteremezsiniz."

    tolstoy mu dostoyevski mi? bir anlaşmazlığın hikayesi - karen haddad - wotling
    fransızcadan çeviren: sosi dolanoğlu

    *****

    "tolstoy bilerek ve isteyerek kendisini homeros ile ilişkilendirecek "epik" bir tarz yaratmıştı. dostoyevski ise shakespeare'den sonra gelmiş en büyük, en çoksesli dram yazarıydı. tolstıy'un siyasal "aşkıncılığı", ütopik inançları son derece iyimserdir. insanlığın adaletin egemenliğine ve dünya sevgisine doğru ilerlediğini düşünür. budala'nın ve büyük engizisyoncu'nun yaratıcı ise, en kasvetli trajik metafizikçilerimiz arasındadır. tostoy'un tanrı'sı dostoyevski'nin tanrı'sıyla taban tabana zıttır. rilke'nin arkaik apollon heykelinin, bizden nasıl "hayatımızı değiştirmemizi" istediği malumdur. tolstoy ve dostoyevski de bizden bunu ister, ama genellikle birbirine oldukça zıt biçimlerde. bu çağrı, romanlarında nasıl oluşmaktadır? bu yazarların birini ötekine göre daha inandırıcı bulurken tarafsız kalmak bence, olanaksız değilse de, yapmacıklı bir tavır olur. batı düşünce tarihinde insanların ya platoncu ya da aristotelesçi olduğunu söylemek klişe haline gelmiştir. edebiyatta da "tolstoycular" ile "dostoyevskiciler" arasında benzer bir ontolojik ve psikolojik uzaklık vardır. bu durum bu yazarların yapıtları karşısında büyülenmiş ve öfkelenmiş çağdaşları için bile çok açıktı."

    george steiner - "tolstoycular" ile "dostoyevskiciler" arasındaki uzaklık

    tolstoy mu dostoyevski mi, çeviri sevda çalışkan, iş kültür, 2015
  5. savaş ve barış'ı yazarken o savaşın yapıldığı meydanda 8 sene boyunca gözlemler yapmış; güneş nerden doğuyor, su birikintileri nerelere doluyor, ağaç kovukları ne şekilde, karınca yuvaları nasıl, rüzgar nerden esiyor, toprağa basınca ne kadar göçüyor gibi detaylar için ince işçilik yapmış realizmde aşmış büyük usta.
  6. tolstoy, 25 yaşındayken “istisnai bir insan olduğum fikrine kesin olarak alışmalıyım” diye yazdı ve “benim kadar iyi ahlaklı veya ideali uğruna her şeyi feda edecek bir adamla tanışmadım” diyerek bu fikrin altını çizdi. aşırı alçakgönüllülük tolstoy’un kusurlarından biri değildi. bunları söylemeden yedi yıl önce, “hayatın kuralları” adını verdiği bir düzenle, kendisi için çoktan erdemli ve gayretkeş bir hayat tasavvur etmişti; bu da muhtemelen üstün bir varlık olduğu inancını içermeyen katı bir mütedeyyin hayat arayışının habercisiydi. yazarın hayatına hükmeden kuralların bazıları ise şunlardı:

    sabah 5’te uyan,
    gece en geç 10’da yat,
    gündüzleri iki saat kadar uyuyabilirsin,
    çok yemek yeme,
    tatlıdan uzak dur,
    her gün bir saat yürü,
    geneleve ayda yalnızca iki kere uğra,
    faydanın dokunabileceği insanları sev,
    akla dayanmayan kanaatleri umursama,
    aynı anda iki şey yapma,
    gerekli olmadıkça hayal âleminde kaybolma.
    tolstoy, yetişkin hayatının şafağında belirlediği bu kurallara daha sonra şunları da ekledi:

    hislerini belli etme,
    başkalarının senin hakkında düşündüklerini umursama,
    göze batmadan iyilik yap,
    kadınlardan uzak dur,
    şehvetini sıkı çalışarak bastır,
    bahtsızlara yardım et.
    tolstoy’un hayatı hakkında fazla okumamış olsanız bile, bu genel prensiplerin bazılarında belirli dürtülerle mücadelenin kanıtlarını görebilirsiniz: mesela, ayda iki kere genelev ziyareti kısıtlamasının daha katı ve pek gerçekçi olmayan kadınlardan uzak durma kuralına dönüştüğünü gözlemlenebilir. geride bıraktıklarının büyüklüğüne ve ehemmiyetine bakılırsa, şehvetini bastırmış veya bastırmamış olsun (her ne olursa olsun, 14 çocuğun babasıydı), tolstoy sıkı çalışma yönteminin faydasını gördü. nihayetinde yazarları nasıl yaşadıklarına göre değil, nasıl yazdıklarına göre değerlendiriyoruz. belki de hayat dolaylı olarak tolstoy’un kendisi için yazdığı bu katı kuralların en tepesine bir ihtar ekliyor: kimse kusursuz değil.
    edit, ahanda link
  7. itiraflarım'ında kımız içmenin hayatına olan faydalarından söz etmiş yazar.