• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.46)
idi i smotri - elem klimov
"ikinci dünya savaşı'nın en karanlık dönemlerinden birinde, alman işgali altındaki küçük bir belarus kasabasındayız. naziler tüm yahudi köyleri yerle bir edip yerli halkı acımasızca katlederken 13 yaşındaki florya sahip olduğu tek şeyi, annesini bırakıp sovyet partizanların güçlerine katılır. partizanlar almanlar'a karşı savaşmaya gittiklerinde küçük florya, glascha isimli bir kızla arkadaş olur. bu sevimli dostluk esnasında florya kendi köyünün adım adım yok oluşuna şahit olur. savaş bir kez daha acımasızlığını kanıtlayıp insan hayatının ne derece ucuz olduğunu su yüzüne çıkarırken, suçsuz siviller bir kez daha hiç uğruna kaybeden tarafta olurlar."
  1. "gel ve gör (orijinal adı "idi i smotri"), bir 1985 sscb yapımı elem klimov filmidir.

    ales adamoviç'in "kathyn'in öyküsü" kitabından uyarlanan film, ıı. dünya savaşı'nda alman işgali altındaki sovyet beyaz rusya'sında bir gencin partizanlara katılma hikâyesi çevresinde, nazi işgalinin yarattığı maddi ve ruhsal yıkımları ele alır. en önemli savaş karşıtı filmlerden biridir."
  2. her anlamda bundan daha iyi bir savaş filmi yok bence. izlemeden nalları dikmeyin.
  3. savaşa cephenin gerisinden bakan bir filmdi. seyrederken gerilmemek mümkün degil hatta savaş en çok da bu tarz filmlerde tanınıyor.

    askerler cepheye gittiğinde geride kalanlar savaşın tam anlamını düşman köye geldiği zaman anlıyor. filmde yaşanan bu şok mükemmel yansıtılmış. baş karakter olan çocuğun hevesle savaşa katılması ve ardından yaşadıkları filmin sonunda yüz ifadesinden anlaşılıyor. adeta yaşlandi çocuk.

    filmin birçok yerinde savaşın etkiai derinden hissediliyor bu bakımdan cok başarılıydı. savaşın igrenc yönünü bir kez daha görmüş olduk. filmde mozart eserlerinin kullanılması da ilginçti.

    filmi tavsiye eden clifford clavin'e teşekkür ederim, seçim gayet iyiydi. rus sinemasının tadını çıkarmak da iyi geliyor. savaş hakkında düşünmek isteyenler bu filme kesinlikle bakmalı. fakat aksiyon arayanlar için pek uygun değil.
    abi
  4. "dünya uğultudan ibaret ve biz yuvarlak bir uğultunun üzerinde yaşıyoruz sanki. her şey uğulduyor. özellikle duran şeyler daha çok uğulduyor benim gözümde. uğultu sadece ses de değil aslında, görüntüleri de bir çeşit uğultu olarak algılıyorum ben. bu yüzden ışıkların, mesafelerin, babaların, çocukların, umutsuzlukların ve daha bir çok şeyin uğultusu var. bunların yanı sıra, zamanın da uğultusu var tabii. bir toz bulutundan ziyade, mat ve kendi içine doğru bir yolculuk eden bir uğultu bu. kıvrım kıvrım ve dairevi. uğultu kelimesini kullanmak aslında hoşuma gitmiyor ama kullanmak zorunda olduğumu hissediyorum. bugünkü dünyanın uğultusu, anlamların yerinden oynadığı, araya silah patırtılarının girdiği, kalın ve rahatsız edici bir şey. keşke daha kesik kesik, daha zarif uğultular olsaydı." diye yazıyor hasan ali toptaş, hayvan dergisinin mayıs 2006 sayısında. filmin bana hatırlattığı, ilk olarak bu yazı oldu. uğultulu, vızıltılı, gürültülü bir sağırlık var sanki filmde.

    öncesinde das weisse band izlenmeli bence. orada konu edilen alman çocuklarının yetiştikleri o ortamdan çıkıp dünyanın başına nasıl bela olduklarını bu filmde görebilirsiniz. 

    köyleri yakıp yıkan, insanları öldüren naziler de, "bir partizan asla kaç faşist var diye sormaz. faşistler nerede diye sorar." diyen sovyet gerilla da militarizmin, milliyetçiliğin, yapay sınırlar için savaşmanın mide bulandırıcılığını yansıtıyor. ve aklıma albert einstein'ın "fikirler ve tercihler" kitabındaki o ünlü sözleri geliyor:

    "eğer bir insan marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur. uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki, böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi. benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.”

    son sahnelerde, "bu bir savaş ve kimsenin suçu yok." diyen alman'ın sözlerini daha iyi değerlendirebilmek için nurdan gürbilek'in "sessizin payı"nda, "suç ve ceza" başlıklı yazısında incelediği "kopuş stratejisi" de  okunmalı mutlaka. 

    keşke savaşa dair şeyler  the secret of santa vittoria'daki gibi eğlenceli olabilseydi ama bu film, savaşın tüm iğrençliğini ve insanlıkdışılığını yüzümüze çarpıyor. fliora'nın yüzündeki gülümsemenin yerini derinleşen çizgilere bıraktığı bu filmi, öncelikle, "gerekirse evlatlarımızı feda etmeye hazırız!" diyenlerin ve bu savaş çığırtkanlarını alkışlayanların mutlaka izlemesi gerekiyor.
  5. ne platoon, ne full metal jacket ya da bir başkası... savaşın getirdiği yıkımı ve travmayı daha çarpıcı anlatan başka bir film yok bence. savaş karşıtı ya da yanlısı her insanın mutlaka izlemesi gereken filmlerin başında gelir.
  6. !---- spoiler ----!

    7 yaşındaki çocuğu 100 yaşındaki haline getiren savaş

    !---- spoiler ----!