• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
moonrise kingdom - wes anderson
samimi ve içten aile hikayeleri ile kendi hatırı sayılır derecede bir hayran kitlesi oluşturan amerikalı bağımsız filmlerin yönetmeni wes anderson'ın yeni filmi moonrise kingdom, birbirinden ünlü oyunculardan oluşan kadrosu ile yine yönetmenin kendine has tarzını anlatan bir film. senaryosunu wes anderson ve roman coppola'nın birlikte yazdığı film, küçük bir kasabadan kaçan genç aşıkları ve onları bulmak için seferber olan kasaba halkının maceralarını anlatıyor. (kaynak: http://www.beyazperde.com/filmler/film-187864/)
  1. hazır budapeşte otelinden kaynaklı bir wes anderson popülaritesi oluşmuşken bir başka şahane filmini de sıkıştıralım araya.

    wes anderson'un tarzı çok belli. masal gibi anlatım, bolca renk, aşırı ünlü yan roller, başka film ve dizilere göndermeler ve ortada somut komik bir olay olmasa da daimi gülümseme ile izlenen filmler.

    film için hani; aşkın en masum hali klişe tanımlaması yeterli olacak herhalde. filmin bol tepki çeken bir de çocukların sevişmeye çalıştıkları bir sahnesi mevcut ama aynı masumiyet burada da korunuyor bence.
  2. "what kind of bird are you?"
  3. çocukların mantığı, büyüklerinse konuşmamayı, açılmamayı ve dolayısıyla kaçış için çocukluk etmeyi seçtiği bir ters yüz filmi. hani arada denir ya 'kazık kadar adamsın hala çocukluk ediyorsun' diye...çocuk kalmak mı yoksa çocukluk etmek midir kötü olan biraz buralara dokunuyor. çocukların dünyası ile büyüklerinkinin farklı ışıklandırmalarla anlatılmış olması da yine bu mantıkla çok yerinde olmuş, büyüklere odaklandığımız her karede ortam biraz karanlıklaşıyor...

    onun dışında benim için yine yeni bir wes anderson algı sorunu... wes anderson filmleri için the royal tenenbaumsu bir kenara koyarsak, the grand budapest hotel'de de yaşadığım genel sorun bu filmde de vardı. wes anderson'un tarzının en belirgin yönlerinden olan karikatürize edilmiş karakterlerin muhteşem renklerle masalsı bir atmosfere yerleştirilmesi bir süre sonra derinlik algımı yok ediyor. kız çocuklarına alınan (gazeteler kuponla verirdi), genellikle babanın oturup yaptığı maket oyun evleri gibi...içi oyuncaksız, boş; dışı rengarenk, rüyalara dalmaya müsait...

    wes anderson için zamanında bir yerlerde "fransız olmaya çalışan amerikalı" yorumunu okumuştum...sanırım öyle, fransız yemeğine ketchup sıkıyor arada.
    mesut