• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.17)
Yazar stefan zweig
olağanüstü bir gece - stefan zweig
olağanüstü bir gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. sıradan bir pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. içindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.
  1. ben kitabı bir çırpıda okudum ancak hata ettim, aslında ağır ağır okunup iyice hazmedilmesi gereken bir öyküydü.

    zweig 'ın tüm eserlerinde olduğu gibi bu öyküsünde de psikolojik tahliller çok iyi yapılmış. ve anlatım hep insan ruhu üzerine, yani olay akışı pek de yok açıkçası. ama bu zor okunduğu anlamına gelmesin.

    okumakta geç kaldığım, zweig 'ın müthiş öykülerinden yalnızca biri.

    * ayrıca iş bankası kültür yayınlarında kapak olarak yıldızlı geceler - van gogh seçilmesi beni mest etti.

    editle bir alıntı:
    "daha iyi bir insan olduğumu iddia edecek cesaretim yok elbette, ama daha mutlu bir insan olduğumu biliyorum, çünkü o buz gibi donuk hayatım için yeni bir anlam buldum, yaşamın kendisinden başka bir sözcükle açıklayamayacağım bir anlam."
  2. burjuva hayatının zorluklarını bizzat yaşadığımı düşündürmüş harika tespitlerden oluşan öykü, öyküm. zengin miyim, pek sayılmaz. birkaç ay daha baba parası yemeye devam edeceğim. varacağım nokta kahramanımızla birazcık izdüşebilir bile belki, kim bilir.. gerçekten olağanüstü bir gece yaşatmıştır.

    "o dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı. fazlasıyla aklı başında bir yöntemle varoluşumdan bütün çelişkileri uzaklaştırmıştım ve bu çelişki yokluğu canlılığımı söndürüyordu."
  3. burjuva sınıfının toplumla arasına çektiği duvarı suç ile kırmak ve sonrasında gerçek hayatı öğrenmek bu olsa gerek .
    hayat öyle dar kalıplar halinde yaşanıyor ki herkes kendisini bir sınıfa ,gurüha ,soya ait hissetme ihtiyacı duyuyor.oysa ki gerçek hayat bizim kalıp yaşantımızın dışında,şehirlerin arka sokaklarında .
  4. daha baştan kitap kapak tasarımı ile insanları tavlıyor ardından stefan zweig tarafından yazıldığını görünce okumazsan olmaz.60 küsür sayfalık kısa bir zamanda bitirilebilecek bir kitap ancak yavaş yavaş anlayarak okunmalı çünkü ilk 50 sayfada cümle bitmeden devam eden uzun uzun birçok paragraf var ve anlaması oldukça güç.toplu taşımada okumaya uygun değil yani sessiz sakin kafayla okunması gerekiyor.

    zweig'in insanları sherlock holmes edasıyla çözüp tanımlaması size wow dedirtiyor.buna zıt olarak bu kitabın daha başlarında sadece sesini duyduğu bir kadını gözlerini kapatarak nasıl bir dış görünüşe sahip olduğunu anlamaya çalışıyor ve gözlerini açıp tamamen yanıldığını görünce onun sherlock olmadığını anlıyorsunuz.

    okuduğum kitaplar arasında içinde kendimi en çok bulduğum kitap buydu.hele ki son 20 sayfasında kendi hayatımla çelişen sayfaları birer birer çevirerek sona ulaştım.

    "bir insan kendisini bulduktan sonra, onun bu dünyada kaybedebileceği hiçbir şey yoktur. ve o kişi kendi içindeki insanlığı anladıktan sonra, bütün insanları anlayacaktır."
  5. hikayede bir numara yok ama anlatım çok leziz. öncelikle şu hikayede bir numara yok kısmına değinmek istiyorum; yorumlar arasında(neokur isimli sitedeki yorumlardan bahsediyorum ekşi' nin fularlı üyeleri) bu kitabın kurgusu zayıf kalmış çünkü yazar kendisinin yazmadığı bir hikayeyi derlemiş benzeri bir cümle okudum ki gerçekten bu kafaya ulaşmak herkese nasip olmaz. kitap baştan sona zweig kitabı, yayalım. girişteki kısım kurgunun bir parçası. zaten aksi olsa kitap zweig' in olmazdı. neyse bu gereksiz muhabbeti uzatmadan kitabın içeriğine geçeyim.

    konuşmaya değmeyecek hikayeyi bir yana koyarsak o kadar güzel, o kadar akıcı duygu tasvirleri, ruh çözümlemeleri var ki olayı falan zerre umursamayıp o pasajların içerisinde kayboluyorsunuz. yani karakterin ruh halinin anlatımı ve bir de kendine yabancılaşma ile ilgili enfes bir pasaj vardı, oralara bayıldım. diğer yandan her ne kadar hikayede bir numara yok desem de böyle küçücük bir olayın insan düşüncesine, ruhuna etkisini bu kadar derinlemesine ve incelikle anlatılabilmesi saygıyı hak ediyor. adam ruhsal çözümlemelerde o kadar başarılı ki küçücük bir olaydan insan zihnini ve duygularını merkeze alan dolu ve uzun bir öykü yaratmış. bir de şehveti yaşayış biçimini ve cinselliğe bakış açısını çok sevdim, kendime yakın buldum. onun dışında başka da bir şey söyleyemem sanıyorum bu kitapla ilgili. herhangi bir alıntı eklemeyeceğim ama çok uzun olmasaydı o kendine yabancılaşmayla ilgili olan pasajı eklerdim. bir de zaten tüm kitap belki orijinal metinden belki de çevirideki başarıdan dolayı o kadar güzel ki her sayfadan bir alıntı yapıp da paylaşmak mümkün zaten.
  6. "bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar."
  7. zweig'in yine yapacağını yaptığı, adı gibi olağanüstü bir tat bırakan kitap.
    öyle hap gibi de okumamak gerekiyor, yavaş yavaş, sindire sindire gitmek gerek.