1. oğuz atayın nefret ettiği yazı yığını.
    dlg
  2. dostoyevski' de sevmezmiş.
    kaynak
  3. ilgilenmediğim kısımdır. önsöz okumayı hiç sevmem, gereksiz bulurum.
    abi
  4. gördüğüm-konuştuğum kadarıyla insanların okuma alışkanlığınn olmadığı kitap bölümü. bir de cidden bazı önsözler var ki spoiler üstüne spoiler.
    can yayınları hayvan çiftliği ve 1984 bunlara örnek. en sonunu bile söyleyip üzerine bir de açıklıyor.
    mesela dublinliler-james joyce kitabında murat belge önsözü de hikaye hikaye hepsini açıklıyor. o hikayedeki yeşil kelimesinin ne anlama geldiğini bile anlatıyor.
    sonrası ne tat ne tuz.
  5. özellikle kitabın yazarı dışında birinin kaleme alması durumunda, okuyup okumama çelişkisine düşüren bölümdür. (bkz: kitabın içine sıçtık)
  6. bazı kitapların önsözleri ilginçtir. çok şey öğrenebilirsin. hele kitabı yazarından başka biri yazmışsa sana o kitabın hatırlattığı bir çok kitabı örnek gösterebilir. sen de yeni kitaplar keşfedersin zevkle.
    örnek: sineklerin tanrı'sı kitabının önsözünden karanlığın kalbi ve mercan adası kitapları ile özdeşim kuran bir yazar seni taaaa kumsal kitabına ulaştırır.
    örn: nahit sırrı örik kıskanmak kitabına bir önsöz eklemiştir ki yayınevi, önsözü yazan kişiyi merak eder; okuduğu tüm kitapları okumak istersin.
    mesela umberto eco gül'ün adı kitabına bilmem kaçıncı baskıda öyle bir önsöz eklemiştir ki; o önsözü okumayan kitabı asla yeterince anlayamaz.
    kısacası türkler önsöz okumaz yanlış bir sözdür; genelleme yapmayınız sözü daha doğrudur.
  7. kitabı bitirdikten sonra üstüne tatlı niyetine okuduğumdur. çünkü gerçekten bazı önsözler hiç 'söz' dahi olmamalıyken oraya ne hikmetse konur, bazıları ise çok değerlidir.
    kitap bitirildikten sonra okuyunca başka biriyle sohbet ediyormuşum gibi gelir bana hep, baya baya diyalog kurarım önsözün yazarıyla hatta.
    bazen bana bir şey katar kendileri, afiyette olsunlar; bazıları da çok hadi be sen de! dedirtir.
  8. önsöz, kitabı değil yazarı okumak isteyenlerin ayıracıdır. 150 sayfalık bir kitabın 24 sayfa olan önsözünü görünce üzerime çöken yılgınlığı bu tanımla üzerimden attım. önsöz çok güzel bir yemeğe tam başlayacakken ellerini yıkadın mı diyen anne gibi. tam esere başlayacağız, kitabın adı, konusu, ünü tüm vücudumuzu meraka doldurmuş vaziyette kitabı açıyouz ve önsöz sürpriziyle karşılaşıyoruz. dur bu leziz eseri okuyabilmen için önce bunu okumalısın buyruğu bu.

    insanlardaki önsöze duyulan antipati incelenmeye değer. yazı okumaya karşı tembellik olarak açıklanamaz. muhatabımız 'okur' zaten.aklıma nietzsche'nin meşhur sözünü konuya dahil etmek geldi. "bir eser tamamlanınca yazarına düşman olur." önsözler, yazarla eser arasında bir bağ kuruyor. yazar ben burdayım diyor ve kutsal bir yazın'ın yanında bir insan görüyor okur. önsözün bu bağ etkisini farkeden ancak yine açıklama yapmak zorunluluğu hisseden yazarlar, önsözlerinde kendilerinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsediyor. tolstoy ve victor hugo ilk aklıma gelenler.kimi yazarlar bu ince duyguların farkında olmadan ben burdayım dercesine önsöz yazıyorlar ve bu bizce kötü bir koku olarak algılanıyor. kötü koku şu: insanlığın ortak duygularının, herkeste olanın yalnızca eser sahibine aitmiş gibi algılanması. toplum buna dur diyor, sen ortak duygularımızı tercüme ettin sadece bunlar hepimizde var. bu cevap eseri sahibine düşman ilan eden cevaptır ayrıca. bense üçüncü tekil şahıstaki ruh yüceliğine, yazarın evet gördüğünü gördüm dercesine göz kırpışına kutsal bir evetle karşılık verip yazarı okuyorum diyerek önsözlerle barış içindeyim.