1. bilgi içerikli yorumlarını severek okuduğum youser. takipteyiz. kullanıcı ismi de derin düşüncelere sevk etmiyor değil insanı...
  2. orta dünyanın karanlık dehlizlerinde kalınca bir ağaç kavuğunda yanlız yaşayan elf yaşamaktan sıkılmıştı. gerçi neydi hayatın amacı. onu dünyaya gönderen tanrı hangi amaçla göndermişti. bir amacı varsa bunu neden yalnız başarmak zorundaydı. bunlardan daha da önemlisi bu amacın ne olduğunu neden bir türlü bulamıyordu.

    yağmurlu bir sonbahar akşamı bahçesindeki yaprakları süpüren elf yavaşça evine girdi ve eski kitabını aldı, belki 1000 defa okuduğu hikayeyi en baştan tekrar okumaya başladı. dünyadaki tek dostu bu kitaptı. kitap günlerce açık denizde yol aldıktan sonra bir adaya denk gelen korsanların hikayesini anlatıyordu. korsanlar adanın içlerine kadar uzanan yosunlarla kaplı karanlık bir nehirde yol alırken nehrin iki tarafını saran mağaralardan hayaletler çıkıyor, korsanlar korkuyor nehirden çıkmak istiyorlar ama nehir bir türlü bitmek bilmiyordu. korsanların ve hayaletlerin savaşı sonsuza kadar sürüyordu. zavallı elf her kelimesini ezberlediği bu hikayeyi okurken odanın içini deniz dolduruyor bir anda kendini gemide buluyordu, o da korsanlardan birisi oluyor ve hayaletlerle savaşıyordu. artık hayalle gerçeği ayırt edemez olmuştu. hayatta bu hikayeden başka tutunacak hiç bir şeyi yoktu. bu kitabı nereden bulmuştu bunu da bilmiyordu. geceleri odaya deniz kokusu doluyordu, öyleyse deniz çok uzakta olmamalıydı. deniz kokusunu nereden hatırladığını da bilmiyordu. uyurken dışarıda duyduğu seslerle uykusundan sıçrıyor bir umutla yataktan fırlıyor ama aklına hikayedeki hayaletler geliyor, korkuyor tekrar yatağına dönüyordu. bu her gece böyle tekrar edip gidiyordu. kendini de hikayedeki korsanlar gibi görüyordu, belki lanetlenmişti ve cezası sonsuza kadar yalnız yaşamaktı. kim bilir belki bu kitabı da kendi yazmıştı, kitapta yazarın adı da yoktu.

    elf'lerin binlerce yıl yaşadığı bu evrende yalnızlık acımasızca bir cezaydı. suçunun ne olduğunu da bilmiyordu. acaba bir korsandı da tanrı onu bu şekilde mi cezalandırmıştı. o kadar uzun zaman olmuştu ki, belki suçunu da unutmuştu. ona göre suçunu unuttuysan cezan bitmeliydi. çünkü aynı kişi değildin sen artık. hem suçunu bilmiyorsan çektiğin cezanın ne anlamı olabilirdi.

    bir kaç kez evinden ayrılmayı ve başkalarını aramayı denedi ama her seferinde yollar kendi evine çıkıyordu. labirentte sıkışmış fare gibi bir türlü çıkış yolunu bulamıyordu. tanrıya kendini öldürmesi için günlerce dua etti. hem tanrı kimdi? tanrının ne olduğunu da bilmiyordu, bu düşünce kafasına nereden yerleşmişti.

    yanlızlığın dayanılmaz olduğu bir akşam kendini öldürmek istedi. kafasından bir ses yapamayacaksın diyordu. bu ses o kadar yüksekti ki bir an arkasında birisinin durduğunu sandı. korktu, etrafında defalarca döndü. ağaçlara yaslandı, yere yattı ama arkasında kimse yoktu. delirdiğini düşündü. sonra ağaçlara baktı, yapraklar hışırtıyla sallanıyordu. korkuyordu. ölmekten korkuyordu. ah bir dostum olsaydı dedi kendi kendine, ondan beni öldürmesini isterdim. acısız ani bir ölüm isterdim. hiç farketmeden, usulca arkadan gelip boğazımı keserdi. sonra beni yüksekce bir tepeye götürür ve gömerdi. sonra yine kafasına düşünceler üşüştü belki öldüm ben ve burası benim cehennemim diye düşündü. sonra okuduğu hikayeyi hatırladı, nehirdeki korsanlardan bazıları denizde gemilerinin battığını ve cehenneme geldiklerine inanıyordu. kendini öldürmek isteyen korsanlar sürekli şunu tartışmaktaydı. "cehennemde ölürsen ruhun nereye gider." vazgeçti kendini öldürmekten elf, bu cezaya çarptırıldığına göre mutlaka büyük bir suçu olmalıydı.

    içeri girdi...

    kitabını eline aldı...

    ve okumaya başladı...