• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
oxv the manual - darren paul fisher
özgür irade, kader, frekanslar v.s hakkında.
  1. knowledge determines destiny! yani ' bilgi, kaderi belirler! ' düşüncesini yapıbozuma uğratan film. peki bunu nasıl yapıyor?

    pierre simon laplace'in determinizm üzre ileri sürdüğü 'laplace şeytanı' düşünce deneyi, yani atomik düzeyde bütün değişkenler bilinirse bütün zamansallığın muhtevasına, geçmişin ve geleceğin ne'liğinin bilgisine erişilebilir düşüncesi karşısına 'özgür irade' konularak irdeleniyor. lâkin bu irdeleme neticesinde hem ' bilgi kaderi belirler! ' hem de 'özgür irade' tersyüz ediliyor. şöyle ki;

    filmde frekansı yüksek olanlar ve frekansı düşük olanlar bir araya geldiklerinde doğa buna tepki gösteriyor. lineerliği sekteye uğruyor ve kaosu ortaya çıkarıyor. buradaki frekans metaforu iq ile eşleşik. yani 'zeka' ile.
    frekansı yükseklik, yani zekalılık, nedensellikle düşünen, dizgesel zihin sahibi olmak,
    düşük frekanslılık ise, duygusallığın ağır bastığı bir zihin sahibi olmak.
    yüksek frekanslı marie'nin duygusallığının yokluğu, düşük frekanslı isaac'in duygusallığı derinden yaşayışı karşıtlığı üzerinden devam eden film, isaac'in bu bir araya gelişlerdeki kaos'u dizginleyen bir metotla ortaya çıkışı üzerine metamorfoza uğruyor.

    bu metot 'kelâm' metodudur. yani, marie ile isaac bir araya geldiklerinde isaac, spesifik bir kelimeyi dillendirdiği zaman frekansın kaotik 'bozulmaları' dizginleniyor. ve bu kelimeleri söylemeye devam ettikçe de frekanslar, doğadaki lineerliği sağlayacak biçimde stabil kalıyor.

    işte burada filmin en önemli imlemesi ayyuka çıkıyor. logos'un, zihin üzerindeki hegemonyası, insanın kendiliğindenliğinin kaosunu sönümlendiriyor ve ortaklaşa bir uzam yaratarak herkesi kendi varlık uzamından buraya çekerek indirgiyor. illüzyoni birbirilikleri yaşatıyor bu uzamda.

    bunun illüzyoni olduğunu da film ilerleyen sahnelerinde gösteriyor. bu kelimeler kullanılırken, kullanan kişi, kelimeleri söylediği kişinin hareketlerini ve duygudurumunu yönlendirebiliyor. isaac, marie'yle konuşurken bu spesifik kelimelerden birisini söyledikten sonra 'beni seviyorsun' diyor ve marie, isaac'e aşık oluyor.

    burada ise kelimelerin 'gücünden' ve insan'ın bu güç altındaki çaresizliğinin altı çiziliyor.

    başta bahsettiğim tersyüz edişe değinirsek, ' bilgi kaderi belirler! ' şuna evriliyor; ' bilgi kaderi belirler. '

    ne farkı var denirse şu farkı var, bilgi'nin ne'liği 'kelimeler'in oyuna girişi ile dekonstrüktive olmuştur.

    bilgi artık 'eminlik' içeren bir nedensellikle kaderi belirlemez, eminliğinin yitirilmişliğiyle kader'i yaratır olmuştur. ikinci cümledeki bilgi, birinci cümledekinden farklıdır artık.
    naturâl 'kesinlik çıkımsızlığı', 'çıkımsızlığın kesinliğine' evrilir. yönetmen de isaac'e söylettiği şu cümleyle aks eder bunu;

    ' manuel'i(*:kaosu dizginleyen kelimeleri söyleyen cihaz) insanları manuel kullanmamaya ikna etmek için kullanmak mümkün olmalı. '

    işte bu bizi hegelyan determinizmin dışarısına meyleden determinizmi çıkımsızlığına iter. burada postmodernist bütün filozoflar devinir. nietzsche, heidegger, derrida, blanchot, foucault, saussure, barthes v.s.

    yani aslında diğer bir sürü sistemsel eleştiri, dil içre yaşanan paradokslar v.s. arasından sıyrılıp şu soruyu sordurmaktır aslolan amacı, filmin;

    bu logossal illüzyonu üzerimizden silkip reel insanlığımıza kavuşmak için logosu ve onun en büyük yareni dili kullanarak, logos'tan nasıl çıkılır, ötesine nasıl geçilir?

    çağımızın yegâne sorulması gereken sorusu olan bu soruyu sordurmak olmalı işte 'sanat' denenin amacı.