• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.27)
Yazar oğuz atay
korkuyu beklerken - oğuz atay
oğuz atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmıyor. kitaba adını veren hikayenin "korkuyu beklerken" kendini evine hapseden kahramanı, atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle var ettiği "beyaz mantolu adam"da öyle... (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. sekiz farklı hikayeden oluşan eserin ismi hikayelerden birinden gelmektedir. hikayeleri okuduktan sonra eserin ismini içlerinden birinden seçmeniz istense sizler de "korkuyu beklerken"i seçerdiniz. belki "babama mektup" ile arasında kalabilirdiniz. eserdeki hikayeler kalabalıklar içinde yalnızlık yaşayan insanlardan, sevgi ve nefretin uçuk gücüne kadar uzanmakta. sırasıyla hikaye isimleri şu şekilde;
    beyaz mantolu adam
    unutulan
    korkuyu beklerken
    bir mektup
    ne evet, ne hayır
    tahta at
    babama mektup
    demiryolu hikayecileri, bir rüya
  2. !---- spoiler ----!
    beyaz mantolu adam ve demiryolu hikayecileri, bir rüya öykülerine ayrıca parantez açılması gereken kitaptır. abartılı bulunabilir, bilemiyorum ama beyaz mantolu adam öyküsü aynı çizgi üzerinde giden kafka'nın dönüşüm'üne göre çok daha sağlamdır.
    !---- spoiler ----!

    demiryolu hikayecileri, bir rüya öyküsü mehmet atay tarafından muhteşem seslendirilmiş. kitabı okuyanlara onu tekrar yaşama fırsatı vermek, okumayanlara da ne kaçırdıklarını göstermek adına;

    https://www.youtube.com/watch?v=kKvVFQd4KTs
  3. kitaba ismini veren öykü korkuyu beklerken öyküsündeki çaresizlik iç burkar. toplumda yer edinebilmiş birey/düşüncelerinde dünya olmuş birey döngüsünde sürer gider hikaye. gerçekten çok düşünmekten planlar yapmaktan mı ilerleyemez insan olan ya da çoğunluğa uyan birey hiç mi düşünemez?
  4. !---- spoiler ----!
    " (...) mesele bir şeyleri sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi duyabilmekti. bense bunu hiç becerememiştim. ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile. (...) ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. beli de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. yarabbim ne korkunç! belki de birilerinden duymuştum, onlar da başka birilerinden duymuştu, başka birileri de... ülkeme ve insanlarına kızmaya başladım: kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu. doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı. bu yüzden insan, duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu. belki bu zavallılığın, bu yarım yamaklığın, bu gülünç durumun bile bir aslı, gerçek bir biçimi vardı. düşünme! dedim kendi kendime, düşünme. düşünmeyi bile bilmiyorsun. "
    !---- spoiler ----!
    (bkz: tehlikeli oyunlar) ile korkuyu beklerken bence oğuz atayın tutunamayanlarının gölgesinde kalmış olmasına rağmen daha kaliteli kitapları. ruhu huzur bulsun, huzurumla oynayan adamın.
  5. kitaba adını veren korkuyu beklerken adlı öyküden:

    !---- spoiler ----!

    "üç evli sokağımı düşüncelerle geçtim, birden kapımın önünde buldum kendimi. demek ki düşünmüşüm dedim. çünkü, düşününce hep böyle olurdu."

    "yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor."

    "günler geçtikçe, sadece kötü hatıralar artıyor."

    "yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır."

    "bütün hayatım ayıklamakla geçti, gene de bitiremedim süprüntüleri atmayı. bankanın çirkin defterini buldum. allahtan kimse görmüyordu yaptıklarımı. işimde de bunun için yalnızdım; herkese, istediğim yanımı gösteriyordum böylece."

    "hayır, ben zengin olacaktım; kendi başıma yaratamadığım heyecan havasını, parayla satın alacaktım. şimdi onun arabası var, katı var; bir insanın daha başka neyi olabilir? ben, otobüse biniyorum; yüksek düşüncelerimi anlayamayacak kimselerle yolculuk ediyorum, yüzlerine bakıyorum; hayır, anlamıyorlar."

    "acaba iyi bir şey olacak mı? hayır, dedim kendi kendime. iyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. ya da hiçbir şey çıkmaz."

    "ne zaman vaktin var? dedi. her zaman. ona bu sözü söylemedim tabii. her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz."

    "tam adamını buldunuz diye söyleniyordum. daha basit bir mesele bile ortaya atsaydınız, gene içinden çıkamazdım. bütün meselelerimi sıfıra indirdiniz."

    "düşündüm. avucuma aldığım nohutlara bakarak hayatımı, ne işe yaradığını bilmediğim zavallı yaşantımı düşündüm. nohut ve makarna gibi, bir araya getirilemeyen parçalardan oluşan günlerime acıdım."

    "fakat, mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti."

    "yapacak bu kadar çok işimin olması birden sevindirdi beni: yapmasam da önemli değildi; yapacak işlerim vardı ya."

    "tabiattan, payıma düşen çok az şey kalmıştı. ömrümü eşya ile geçiriyordum. eşyayı da sevmiyordum galiba. daha doğrusu, eşyayı insanlarla bir tutuyordum, ikisiyle de aramda, yalnız benim bildiğim ve başkalarına açıklanması güç meseleler vardı."

    "ben ucuz bir romandım. hayır, kötü bir edebiyatın bile bir gerçekliği vardı: can sıkıcı taklitçilikleri bile benden gerçekti. ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yan yana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düşünce olsaydı. binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denilseydi."

    "ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. insanların düşmanlara da ihtiyacı vardır. dostlarının değerini bilmek için."

    "neden bir şeyi elde etmenin anlamı kalmayıncaya kadar, onu vermemekte inat ediyorsunuz?"

    "kendimi ihbar etmek istiyorum, komiser bey."

    !---- spoiler ----!
  6. ruh halime biraz ağır geldi, bu kadar karamsarlığı bu kadar çökmüş insanları okumak içimi sıktı aslında.
    en beğendiğim öykü korkuyu beklerken oldu, adım adım çöküşü çok güzel çok etkileyici anlatmış.

    genel olarak ağır ve kasvetli bir kitaptı. anlatımın da ağır olduğu bazı yerler vardı,
    bunun dışında ne evet ne hayır öyküsünde mesela; parantez içi ifadeler beni sıktı ve yordu açıkçası. gazeteciyi gereğinden fazla muhalif buldum.

    öykülerin genelinde karakterlerle de pek bağ kurduğum söylenemez, pek empati de kuramadım, bilmem belki bu yüzdendir biraz mesafeli kalmam...
  7. "ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?" diye sorarak sevgili okuyucusunu arayan oğuz atay başyapıtı.

    hangi öyküden başlamalı iç dökmeye bilemiyor insan. şunu demeliyim sanırım ilk olarak: birçok hikayenin sonunda evet ya, dedim, en beğendiğim hikayesi buydu. ikinci olarak demeliyim ki, yüzüme pat pat vurdu. her hikayeyi tek tek ele almam mümkün değil, sadece birkaç bölüm yazmak istiyorum.

    !---- spoiler ----!

    ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düşünce olsaydı. binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denseydi. (sayfa 66)

    ben sonra eve dönmedim babacığım. bazı durumlarda sana oranla biraz aşırı davrandım. belki de kendime bu dünyada bir yer yapabilmek için, birçok düşüncemi 'kuvveden fiile' çıkarmaya çalışıyorum. aslında sen böyle bir şeyi hiç düşünmedim; bununla birlikte, yeryüzünde senin kadar yer yaptığım da söylenemez. bu yüzden sinirli, sabırsız ve hırçın oldum. biliyorsun seninle de çok çatışırdım, kapılar filân vurup giderdim. bana hep haksızlık yaptığın duygusu vardı içimde: bence her zaman bana haksız yere söylenirdin; çalışkan bir öğrenci olduğum hâlde "bu çocuk kitap yüzü açmıyor," diye homurdanırdın, üstüme uymayan kötü dikilmiş elbiseler giydirirdin, istemediğim okullara gönderirdin beni, sızlanmalarımı da hiç dinlemezdin. bugün, belki de sen artık öldüğün için, bana bir zamanlar haksızlık ettiğini düşünemiyorsam da, bana haksızlık edildiği düşüncesi içimde öylesine gelişti ki artık bütün dünyayı suçluyorum bu bakımdan. bu bakımdan da istemediğim bir yerlere vardım, artık bütün dünyanın suratına çarpıp duruyorum kapıları. (sayfa 179-180)

    !---- spoiler ----!
  8. korkuyu beklerken öyküsünde kahramanın evinde yiyecek bir şey bulamadığından dolayı evde bulunan tüm malzemelerden 'kendince' aşure yapması güldürmüştü.
  9. kitabı "ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" sorusuna buradayım cevabı ile kendisini saygıyla anarak bitirdim.

    sekiz farklı öyküden oluşuyor bu öykülerin içinde benim en beğendiklerim beyaz mantolu adam, korkuyu beklerken ve babama mektup öyküleri oldu.

    beyaz mantolu adam hiç konuşmayan, tepki vermeyen varlığı ile yokluğu belli olmayan birisi, beyaz mantolu adam öyküde bir nevi bereket tanrısı gibi veya ilham perisi gibi aktarılmış.

    kitaba adını veren korkuyu beklerken öyküsünde kahramanımızın evde bulduğu yabancı kelimelerle yazılmış esrarengiz mektup sonrasında yaşadıklarını anlatıyor, uzun süren bu korkuyu bekleme durumu bir zaman sonra alışkanlık haline geliyor bu bekleyiş sonlandığı vakit kahramanımız büyük bir boşluğa düşüyor, bocalama döneminden geçiyor son olarak beklediği korkuyu kullanmaya başlıyor.

    babama mektup öyküsü, bir oğlun ölen babasının ardından kendince hesaplaşmasını ve babasına karşı şikayetlerini, serzenişlerini anlatıyor. bu oğul babaya karşı ne kadar şikayet de etse aslında onun aynısı olduğu gerçeğini içtenlikle mektubunda belirtiyor.

    bir de mektup öyküsü var bu öyküyü okurken sanki bir delinin anı defteri öyküsünü okuyor muşum hissine kapıldım.