• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
ses ve öfke - william faulkner
yüzyılın klasikleri arasına girmiş bir roman. ses ve öfke. faulkner'ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman.
ses ve öfke'de, abd'nin güneyinde yaşayan compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor. zihinsel engelli oğul benjy'nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi quentin'in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş jason'ın anlatımlarıyla ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. kız kardeş candace'ten jason'ın vasiliğini aldığı yeğeni quentin'e, zenci hizmetçi dilsey'den torunu luster'a pek çok karakterin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, faulkner'ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke anı kadar yüksek sesli.
  1. bir insan evladı nasıl bu kadar yalın olup bu kadar iç acıtabilir?

    faulkner'in bu eserindeki zamanı yönlendirişi zamanla oynayışı kusursuzdur. okuru 'quentin' ismiyle hayret verici hallere sokacak kadar da acımasızdır.
    faulkner bu eserinde yerelin batıl inançlarına, idealleştirilmiş birey figürlerine sık sık gönderme yapar. yerelden çıkarak kabuğunu kıran quentin dışarıdaki bağımsız taleplere rağmen yereldeki yaşamına o kadar kayıtlı kalmıştır ki bir yanılsama ağının dolaylarında amaçsızca dolaşır. en sonunda septimus ve santiago nasar ile birlikte en sevilen kitap karakterlerinden biri oluverir.

    "dilsey:
    katlandılar"

    "aşağıdakiler compson ailesinden değiller. zenci bunlar."

    "ama ölümü hepsinin üzerinde sevmiş ve sadece ölümü sevmiş, bilinçli ve hemen hemen sapık bir ölüm sezgisini sevmiş, ve bu sezginin içinde yaşamış"

    "üç şeyi sevmiş. candace'ın düğün masraflarını ödemek ve quentin'i harvard'a göndermek için satılan çayırı, kız kardeşi candace'i ve alevi. ama bunlardan hiç birini kaybetmemiş, çünkü kız kardeşini hatırlamıyor sadece onu kaybedişini biliyor, ve aleve her zaman uykuya dalarken gördüğü parlak şeklin aynı,çayır ise satılmadan önceki halinden daha iyi..... .... 1913'te hadım ediliyor, 1933'te devlet akıl hastahanesine konuluyor. böylelikle bir şey kaybetmiyor, çünkü kız kardeşi olayında olduğu gibi, çayırı değil sadece çayırın kaybını hatırlıyor ve alev de hala o parlak biçiminde."
  2. faulkner tek bir roman yazmıştır esasen, o romanın bölümlerinden biridir ses ve öfke.her faulkner romanı gibi bu romanda da olayların birbiriyle bağlantısını kurmak özellikle ilk bölümlerde güçtür fakat kitap sona yaklaştıkça bir takım meseleler daha iyi kavranır, olayların nedenleri-sonuçları öyle ya da böyle açığa çıkar. ilk bölüm yapıtın en zorlayıcı bölümüdür, bu bölümde zihinsel engelli benjy'e onun karman çorman zihninden tanık oluruz ya da olamayız, bunun yanında sanırım birçok okurun da favorisi olduğunu düşündüğüm quentin'in bölümü eşsizdir, yalnızca babasının kendisine verdiği bir saatten yola çıkar quentin, geriye ne zaman bırakır ne mekan.
  3. devrimselliğini çevrimselliğini göremediğim faulkner kitabı. okuduğum her sayfasında "allah'ım ben bunu neden okumaya devam ediyorum" iç sesi ile cebelleşerek bir haftada bitirdim. kitabı bitirdiğimde de elimde kalakala okurun gözüne sokulan zencilere de pek iyi davranmamışlar sikko tespitinden gayrı bir şey kalmadı.
    yazar ha bire basmış içine metaforu, bilinç akışını, karakter tahlilini deneysel bir şeyler yazmaya çalışmış kendi çapında. edebi teknikleri bakımından başarılı da sayılabilir. ama benzerleri ile mukayese edildiğinde vasatın altında.