1. son zamanlarda beni ciddi olarak etkileyen durum. burada en fazla değinmem gerekenler anne ve baba. ne kadar yaş almış olursanız olun, sanki gün geçtikçe kendinize en fazla yettiğiniz zamanlarda özellikle, ortaya çıkmasına mani olamadığınız bir korkudur.

    henüz nasıl baş edeceğimi bilmesem de yalnız kaldığım zamanlarda ya da onlar varken, sık sık aklıma gelmeye başladı.
  2. sadece kaybetmek değil üzülmeleri, mutsuzlukları bile insana korku verecek güçte.

    sevebildiğim çok az insan olduğu için.
    (bkz: insanları sevmemek)
    dkare
  3. özellikle kişinin sevdikleri / yakınları arasında ciddi bir hastalık süreci geçirmiş/geçirmekte olan biri varsa, zaman zaman paranoya seviyesine ulaşabilen korku.
  4. sevdiğimizi kaybetme durumu eğer ölümse kastedilen bana aile kurmamayı bile düşündürtmüştür. bir eşin olacak bir çocuğun ne olacağı belli değil. diğer yandan zaten kaybetmeyi göze alacağın insanlar varken böyle bir oluşuma girmek sonunu düşünmeden cesaret işi gibi duruyor bana göre. aile kaybı yaşamak sevdiklerini kaybetmek her türlü kötü tedirgin edici, her ne kadar kabul etsekte ölümü hayatımızda gün geldiğinde kabul etmiş gibi davranamıyoruz, zaten davranamayız da. ölüm benim için o kadar hassas bir durum ki ailemi kaybetmemek adına bazen daha önce kendim ölsem acı çekmem gibi bir bencillik düşüncesi bile sarmıştı zamanında.

    çok sağlıksız bir konu bu ölüm anasını satayım. insanı çok dert ediyor hele ki sevdiğin biriyse. sağlıklı düşünemediğim nadir konulardan biridir hayatımda, birde buraya girmiş yorum atıyorum neyse bakmayın bana.


    edit: şunu da söylemek istiyorum. ölümün varlığından habersiz insanlarmışız gibi küçücük şeylerden küsüp gurur yapıyoruz ya birde işte en büyük saçmalıklardan biri de budur.
  5. 38 yaşında bypass ameliyatı geçirmesine rağmen gizli gizli sigara içen bir anneye sahipseniz arada bir yoklayan endişedir. fakat ölüm gibi, deformasyon gibi, duygusal değişimler gibi kontrol edemeyeceğiniz olguları kabullenmek işinizi kolaylaştırır. gerçekten yapabileceğiniz birşey yoksa bu ve bunun gibi endişeler sizi olmak istemediğiniz bir herife çeviriverir.
  6. bir yakınını kaybedenlerin en çok bildiği şeydir. dozunda korkmalıyız bunlardan bence. önemli olan ölmesi değildir bana göre kezâ "ölüm allahın emri" derler. önemli olan o öldüğünde yeteri kadar yaşanmışlıklarımızın olup olmadığıdır. o bizi gülümsetecek, ağlatacak anılar olmamasından korkmalıyız asıl. o anılar olduğu sürece onlar yanımızda olmasa da gülümseyeceğiz...
  7. şu hayattaki en büyük korkum. gerçekten klişe ama doğru bi şey var, on saniye sonra bile hangimize ne olacağı belli değil. saçma sapan şeylerden karşımızdakini kırmaya, bencil olmaya, söylemek istediklerimizi içimizde tutmaya ne gerek var? özellikle karşımdakine söylemek istediklerimi söyleyemeyen kaybedersem diye hep çok korkuyorum. çok.
  8. yirmili yaşlardan itibaren insanın kafasına dank eden korkudur aslında.

    aklın, kapsamlı düşünme yeteneğini kazandığı,
    ruhun olgunlaşmaya başladığı ve bin gün etrafındaki herkesin öte diyarlara göçebileceği düşüncesinin ne kadar da gerçek olduğunun fark edildiği zamanlar...

    gece yatağa yatarsınız,
    bir anda aklınıza gelir ihtimal dahilinde olan tüm ölümler;
    cenazeler bir bir gözünüzde canlanır,
    bir sıralama oluşur zihninizde.
    tüm yüzler, teker teker, hiç olmadığı kadar net bir şekilde canlanır kafanızın içinde.
    her yüz, kalbinizdeki derin bir parçalanma hissini ortaya çıkartır.

    engel olamayacağınızı bilirsiniz.
    bir gün olacak; bir gün hepsi göçüp gidecek.

    çaresizliği gerçek anlamda iliklerinize kadar hissedersiniz ve
    "ölüm allahın emri, ayrılık olmasaydı" sözü olur teselliniz.
  9. bir çocuk tanıdım. herşeyi, herkesi kaybetti sadece 1günde. onunla kimse konuşmadı, kimse yardım etmedi. ne oldu ona? bir ölü gibi yaşamak, hissiz kalmak onun hayatı miydi? daha önce sevdiklerini kaybedecek bir korkusu bile olamayacak kadar küçüktü yaşı. sevmeyi öğreniyordu ama ne oldu? zaman orada dondu kaldı onun için. bulamadan kaybetti, hissizlesti.
    etrafındaki insanlar sadece kendileriyle kiyasladi durumu. ya benim de başıma gelseydi diye üzüldüler. işte bu yüzden anlayamadilar onu.
  10. "eski bir şiir
    eski bir hikaye
    eski bir ezgi
    var aklımda

    herkes hayattaydı
    bildiğim herkes
    hiç korku yoktu
    yoktu aklımda

    eski bir kitap
    eskimiş resimler
    eski bir şarkı
    var aklımda

    sevdiğim birini
    hiç kaybetmemiştim
    kaybetmek yoktu
    yoktu aklımda

    sıradan basit bir günün uğruna
    hiç dua etmemiş hiç yalvarmamıştım

    sen nasıl başardın
    yüz yıllık ağaç gibisin
    nasıl böyle kaldın
    büyürken eskimeyen eskise de değerlenen"

    (bkz: eski - şebnem ferah)