1. "dil canlıdır."ın kanıtı.

    dili bir insana benzetelim. insan doğar, büyür ve ölür. yaşarken de eksilir, artar kimi zaman. dil de bu evreleri yaşar bir nebze. safken yani "öz" haldeyken farklı kültür tanışmaları ile zenginleşir. öz'ünde var olanı işine geldiğince korur. gereksiz görür kimi zaman da eksiltir bünyesindekini.

    aslolan temeli yani "gramer"i korumaktır. bunu koruduğunca yaşarsın, ömrünü uzatırsın. yabancı kökenli bir sözcük olan "telefon"u dilimize yerleştirip "cep telefonu" şeklinde bir tamlama oluşturmak dilimizi zenginleştirir. çünkü bizim söz dizimimize uygun bir isim tamlaması yapmışızdır. buna karşılık bir devlet dairesine gittiğimizde ulaşmak istediğimiz birimin hangi katta yer aldığını gösteren tabelalarda "kat 1" ifadesi yer alıyorsa işte o noktada dilimiz katlediliyordur. böyle bir söz dizimimiz yok bizim. "1. kat" şeklinde olmalı. yani "q kapısı" ifadesi değil "kapı a" ifadesi dilimize zarar verir.

    bugün kullanmadığımız ve bilmediğimiz öz türkçe sözcük sayısından, zamanında kullandığımız ama bugün reddettiğimiz arapça ve farsça sözcük sayısı daha çoktur. bu sebeple tevfik fikretleri, fuzulileri, mehmet akifleri anlamıyoruz. bugün medeniyetimizle beraber dilimiz de yüzünü doğu'dan batı'ya çevirdi. medeniyetimiz yüzünü nereye dönerse dilimiz de o yöne dönecektir. böylece bazı sözcükler ölürken bazıları da doğmaya devam edecektir.