• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.14)
Yazar bilge karasu
uzun sürmüş bir günün akşamı - bilge karasu
uzun sürmüş bir günün akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğu ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. bizans'ta "resim-kırıcılık" diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş andronikos'un kendi kendine sorduğu soru şudur: birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım? insan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, "ada" ve "tepe" öykülerinden oluşan "uzun sürmüş bir günün akşamı"nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce. "dutlar" ise bizans'taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi. "ada" ve "tepe"nin yazarı olarak bilge karasu'nun, dolaylı - dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü...
  1. bana göre yazarın en iyi kitabı. ada, tepe ve dutlar adlı üç öyküden oluşur.
  2. bilge karasu'nun muhteşem dilini görebileceğimiz çok güzel bir eser. özellikle uzun sürmüş bir günün akşamı, bir hikayenin farklı bakışlardan anlatıldığı "ada" ve "tepe" öyküleri, yazarın kaleminden çıkan en güzel öyküler. garip insanların anlatıldığı, garip bir sıcaklığı olan kitap.
  3. “insan nasıl olsa öleceğine göre bir şeyler yapmak daha iyi olur. ölüm boş bir şey, ölümü beklemek, oturup beklemek, boş bir iş. yıllarca sevgi sözü ile ölüm sözünü yan yana getirip durmuş, ikisi arasında bağ kurmağa kalkmadığı halde, öğrettikleriyle söyledikleriyle, ölümün sevilecek, sevilebilecek bir şey olduğunu düşündürmeğe çalışır gibi davranmıştı."
  4. göçmüş kediler bahçesinden sonra okuduğum en iyi kitabı.
  5. "otuz üç yıllık bir ömrün sonunda, dünyayı değiştirdiğinin farkına bile varmadan filistin'in bir dağında çarmıha gerili ölen o köylü ile aynı yaşta andronikos...

    ama onu aklına hiç getirmemeli şimdi. birçok şey onun yüzünden olmuş gibi, oluyor gibi. oysa kendini aldatmak boş bundan böyle. olanlar onun yüzünden değil, onun yoluna bağlanmış görünen, bağlandığına inanan insanların kendi aralarında çekişmeleri yüzünden oluyor.

    sanki başkalarını suçlu bulmak... neye yarar başkalarını suçlu bulmak? hele bugün...

    kendi kısırlığına dönüyor.

    güneş yalıyor şimdi suları. güneşle birlikte ince bir yel. suların dibi görünmeğe başlıyor. derin, cam gibi, taze yemiş gibi, buz gibi bir yeşil. andronikos yorgun. bakmıyor bile arkasına artık. adanın yaklaştığını, büyüdüğünü, yükselen ışıkta basıklaştığını görmeyecek. biliyor öyle olduğunu. bakmak istemiyor. havanın biraz ısınmasıyla birlikte ürpermeğe, üşümeğe başlıyor. gecenin soğuğu kırıldıkça üşüyor. iyi öyle olması. bu gibi şeyler, küçük küçük gerçeklikler, insanı oyalar."