1. sivilceli ergenimiz kahvaltıdan sonra çay sigara keyfi yapmak için balkona gider sandalyeye oturup yakar sigarasını. boş boş etrafa bakarken karşı balkonda birşeylerle uğraşan bir çift göğüs görüp hipnoz olur gözlerini alamaz ondan sigarasını bile unutur .nasıl olduysa gözleri birazcık yana kayar kadının kocası olduğunu düşündüğü adamın kendisine baktığını görür ve vücuduna bir ürperti gelir uyancından yok olmak ister . o günden sonra balkonsoz bir evde yaşıyormuş gibi davranır balkona gitmek zorunda olduğu zamanlarda ise karşıya değil sağa-sola yada duvara bakar.
  2. üniversite 2. sınıftım sanırım o zaman. ben beyazıtta okuyorum o zamanki sevgilim kocaelinde. araya mesafe giriyor özleşiyoruz sürekli. bir gün o geldi kocaelinden bende çıktım okuldan hareme gittim onu karşılamaya. karşıladım maltepeye geçmek için otobüse bindik. sanırım sınav dönemi bitmişti o yüzden uzun süre görüşememiştik, dolayısıyla gerçekten özlemiştik birbirimizi.

    neyse otobüste ayaktayız demirlere tutunuyoruz ben sürekli öpüyorum kokluyorum. o kapının kenarındaki demiri tutuyor bende onun demirdeki ellerini tutuyorum okşuyorum. bi 20 saniye sonra farkettimki bizim kız demiri daha aşşağıdan tutuyormuş. bende onun eli diye 20 saniye boyunca 60 yaşlarındaki bir dedenin elini okşamışım. 20. saniyenin sonunda dedeyle göz göze geldik. şok oldum napacağımı bilemedim dedenin yüzüne ve onun elinin üstündeki elime baktım. ani bir hamleyle ellerimi çektim. o kadar utanmıştımki ellerim bile kıpkırmızı oldu. dede hiç tepki vermedi o da ayrı bir düşündürdü beni.*
  3. eve haylaz çocukları olan bir misafir takımı gelmişti. yanlarına oturdum sessiz sakin, kimse 'gittik de wrongside yanımıza bile gelmedi" demesin diye. geldiklerinden beri yerlerinde durmayan ufaklıklardan biri koşup geldi "anneee çişim vaar". sonra nolduysa annem atıldı ordan "durun siz zahmet etmeyin içeriye kadar, wrongside götürsün". kadının da canına minnetti herhal. ben ne anlarım diyerek kalktım yerimden içeri gittik. tuvaletin kapısında bekliyoruz. ne yapmam gerektiği hakkında bi fikrim yok, ben ne anlarım çocuktan !
    ben-tuvaletini yapmayı biliyor musun?
    ç+(bön bön suratıma bakıyor)
    -ben şimdi ne yapmalıyım ?
    +benim çişim var

    ' tamam kardeşim onu anladık zaten, ortalığa pisleyip başıma dert açma gir içeri 'diyeceğim yerde sorduğum soru

    - pantolunu çıkarayım mı ?

    çocuk başını hafif sola yatırıp kaşlarını ne kadar kaldırabiliyorsa o kadar kaldırıp

    -sen neden benim pantolonumu çıkarıyorsun ki ? dedi.

    gittim.
    burası doğuda küçük bi yer.kızın babası namus davası/töre deyip kapıya dayanırsa durumu açıklatmazlar.
  4. geçen yaşadığım ve mağma tabakasıyla buluştuğum andır.
    otopsi salonu önünde her gün ama hergün tartışma, saldırı yaşanır. vaka yakınlarını da anlıyorum. acılılar allah kimseye yaşatmasın ama anlatamıyoruz direk üstümüze yürüyorlar kesmeyin, ellemeyin ama yapacak bir şeyimiz yok ki.

    geçen bir intihar vakası geldi. vaka yakınları bağırıp çağırıyor. biri doktor arkadaşın yakasına sarıldı küfür kıyamet.
    ben "beyefendi yapmayın bakın prosedür bu savcılık yolladı yapmak zorundayız" diye anlatamaya başladım bu halen bağırıyor "şerefsizler, kansızlar" ben gene bakın intihar deniyor bakalım belki biri intihar süsü verdi araştırmamız lazım" diyorum bu gene üstümüze yürüyor. "elini sürenin elini ......" dedi. yeminle böyle dedi. işi küfüre döktü.

    tamam anlıyorum çok acılı ama anlatıyorum " savcılık getirdi otopsi yapılmadan veremeyiz. hem işte dinimizce de caiz sizi anlıyorum vs vs " teselli etmeye çalışıyorum.
    bu gene" s..... lan şerefsiz köpekler otopsi diye oğlumun böbreklerini alıp satacaksınız kalıbınızı ...." ben gene bakın ex olmuş bu durumda böbrek satılmaz olur mu öyle şey" dedim. içimden ya sabır kurban olduğum allah'ım ya sabır çekiyorum.

    bu artık aştı kendini güvenlik, polis ortalık karıştı zaten. "ulan ecdadınızı ... sizin ananızı ..... hırsız köpekler" deyince, bende kayış koptu. "eeee yeter be anamızı ne karıştıyorsun sabahtan beri uvzunu ağzına sakız ettin yürü git ananla uğraş" dedim.
    evet hayatım da ilk defa böyle iğrenç bir kelime kullandım. dumura uğradım yapmamam gerekliydi ama kontrolümü kaybettim. o laftan sonra adam bir durdu o ara içeri giriverdik. güvenlik onları dışarı çıkardı. üzülüyorum o lafı dedim diye ama biz de insanız ve her gün aynı olayları yaşamak bazen böyle dumur olaylara yol açıyor.
    utandım mı? utandım. üzüldüm mü? hem de çok üzüldüm. yerin dibine girm mi? girdim. keşke orada kalsaydım
  5. suvana ve arkadaşı konserdedir. birkaç müzik grubu arka arkaya sahneye çıkacaktır. arada ikisi de yorulur ve yere çömerler. hava soğuk gece karanlık kafa da biraz gidiktir. nerden çıktığı belli olmayan bir er kişi yerde oturmakta olan suvana ve arkadaşına yaklaşır ve "hanımlar pardon biz şişe çevirmece oynuyorduk, aranızdan birinin numarasını almam gerekiyor" der. suvana ve arkadaşı tereddütle birbirlerine bakarlar. "sonradan silerim numaranızı, oyun için alıcam" diyerek ısrar sürdürülür. suvana'nın arkadaşı "ben vermicem, özür dilerim" der ve kestirip atar. suvana er kişiye bakar. kendisi kıvırcık saçlıdır ve suvana kıvırcıkları sevmektedir. "ben veririm" der ve akabinde numarasını söyler. "çok teşekkür ederim, valla rahatsız etmiycem aramicam seni" der er kişi. suvana gülerek "arayabilirsin yani istersen ehehe" der. o gittikten sonra suvananın arkadaşı "naaptın kızım seeen" nidasıyla yeri göğü inletir. "o çocuğun arkasında bi' kız vardı bunu gizli gizli kontrol eden büyük ihtimal sevgilisiydi." der. suvana, yavaşça atomlarına ayrışır
    ve
    yok olur.
  6. ilkokulda müdür yardımcısının sinsi kızının yanıma gelip "bilmemne hoca nasıl biri sence?" diye sorması ve benim de acı gerçeğin farkında olmadan saf saf "nefret ediyorum, çok gıcık, aptal!" gibisinden hunharca saydırmam ve kızın " o benim babam." demesidir. tahminimce ispiyonlamıştı da sonra babasına. kim bilir kaç masum bebeyi daha böyle oyuna getirdi. öğrencilerin telefon kullanması yasakken bu sinsi mendebur telefonu boynuna asıp dolaşırdı bir de.
  7. en çok ergenlik dönemlerin de geçen zamanlardır. bir de yıllar sonra hatırlanıp sohbeti açılınca kötü olur, insan daha da bir utanır, kaçacak yer aranır. yazarken aklıma gelenler var. daha anlatmadan utandım.
  8. dört kilo altı yüz gram (yaklaşık dört okka) doğan bir bebekmişim. annem beni doğururken birkaç defa bayılmış ve itme esnasında ölümle burun buruna gelmiş. kafa kafaya da olabilir.
    bugün hala bana anlatılan ve bende yer kabuğuna kaçma isteği uyandıran olay ise kordona dolanarak ve mosmor halde çıkan ben, daha vücudumun yarısı annemin rahmindeyken orada altıma yapmışım ve evet, adeta boklar içinde gelmişim bu dünyaya.

    daha doğuştan 'sıçmışım' yani.

    asıl bomba ise doktorun beni kaldırıp önce anneme, sonra yanındaki hemşireye tutarak "bu nedir?" demesidir...

    bir olay düşünün ki üzerinden çeyrek asır geçmiş ama bugün halen içim bir garip oluyor.
  9. bir yaz günü erken uyanmışım hava pek güzel, açmışım camı pencereyi şarkı söylüyorum..
    üst kattaki komşunun 12 yaşındaki oğlu balkondan eğilmiş bağırıyor; "abla ya sabah sabah bağırma nolursun annem beni zorla uyandırdı zaten sesin de çok kötü.."
    evet küçücük çocuktan utandım:(
  10. sabahın erken saatlerinde üç saatlik davranışsal nörofizyoloji dersi için nadide fakültemizin yolunu tuttum, gittim, bir köşeye oturdum dersi dinliyorum. aralıksız işlenen iki saatten sonra bende kayış koptu, montumu başımın altına koyup bir güzel uyumuşum. sonra birisi dürtükledi uyandırdı beni yoklama kağıdını uzattı, imzayı attım kafamı kaldırdım, etrafa bakındım ve hayatımda ilk kez gördüğüm insanlarla karşılaştım. bizim dersimiz bitmiş, yeni bir grup girmiş içeriye ve ders yarılanmış, kimse beni uyandırmamış... hiç bozuntuya vermeden dersi dinlemeye devam ettim. kadın bir şeyler anlatıyor hiçbir şey anlamıyorum, bana bakınca kafamı sallıyorum anlıyormuş gibi yapıyorum. sonra göz göze geldiğimiz bir an "fetal kromozom anomalileriyle ilişkili hastalıklar nelerdir?" tarzı bir soru yöneltti, görmezden gelip gözlerimi kaçırdım, not alıyormuş gibi yaptım. yanıma kadar gelip iğneleyici bir şeyler söyledi, bir güzel ego tatmini yaptı benim üzerimden. dersle alakalı soru yağmuruna tuttu sonra beni, bir sessizlik oldu herkes bir cevap beklentisi ile bana doğru baktı. baskı altında konuşamayan bir insan olarak cevap da veremedim. süt dökmüş bir kedi gibi, evdeki antika vazoyu kırmış küçük bir çocuk gibi sıranın üzerine kazınmış motifleri incelemeye başladım. en son bir yere varamayacağını anlayan hoca başka kurbanlar aramak üzere yanımdan söylenerek ayrıldı. hikayenin sonu. biliyorum sözlük, ben anlatınca çarpıcı bir etki yaratmadı ama utandım...