1. öyle birini sevip hayal kurmalar sonra kavuşamamalar, ne bileyim çok çalışıp bir şeyi kazanamamalar falan değil de çocuksu şeyleri kapsayan durum.

    benim en büyüğü başıma lisedeyken gelmişti. okuldan eve gelmiştim. yorgun argın mutfağa girdim su içmek için. market poşetlerini gördüm. öylesine bir bakayım dedim belki annem çikolata falan almıştır bana diye (evet o yaşta hala). annem de anneannemdedir büyük ihtimal diye rahat rahat kurcalamaya başladım paketleri. ama aman tanrım. bir poşette irmik gördüm (ki bu irmik helvasına işarettir), bir diğerinde yufka (patatesli börek), bir diğerinde çikolata sosu (kekte falan kullanır sanırım)... ve şu an aklıma gelmeyen nice güzel yemeklik malzeme. içimde öylesine büyük bir mutluluk oluştu ki. tüm bunları neden bir seferde yapacak diye düşünmedim bile. kilo almak falan umurumda değildi o an. neyse üstümü değiştirdim o mutlulukla oturdum annemi bekliyorum. gelir gelmez "annem beniimm" diye seslendim. kadın da durduk yere bir sevgi patlaması yaşıyorum sandı sevindi "annemmm" dedi o da. sarıldım falan. sonra yüzüne bakıp "ne zaman yapacaksın böreği?" diye sordum. ardından o olmaz olasıca cevap geldi. tüm hayalleri bir bir suya düşüren o cevap... "yarın yapacağım oğlum, günüm var ya"... hayıııııır diye bağırmak geldi içimden. ama sadece annemin suratına bakıp kaldım. "benim için olduklarını sanmıştım" dedim. tabi ki tam bir anne cevabı aldım "sanki her zaman yapmadığım şeyler. yine yaparım annem niye üzülüyorsun". hala aklımda en çocuksu hayal kırıklığı olarak kalsa da bir yandan da annemi ne kadar sevdiğimi hatırlatır bana.
    jimi
  2. herkesin bir çocukluk aşkı olmuştur. bu çocukluk aşkı ile tanışma süreci ve yaşadığınız olaylar hep masumca aklınızın bir köşesinde yer etmiştir.

    bende çocukluk aşkımla memleketimde tanışmıştım. ailemle memlekete yılda 1- 2 ay süresince uğrayabilirdik. ben ise tatilde eniştemin bakkalında, o yok iken yerine arada ben bakardım.

    onu ilk defa bakkala ekmek almak için geldiğinde gördüğümü hatırlıyorum. çocukluk işte, el ayak dolaşıyor birbirine. öyle ki aldığı ekmek için vereceğim poşeti dahi açamıyorum, heyecanlanıyorum. konuşamıyoruz ama o masumca bakışlardan da hoşlandığımızı birbirimize belli ediyoruz.

    zamanla, bakkalın arkasındaki cadde üzerinde olan evlerinin bahçe içinde yakar top, saklambaç oynuyoruz derken samimiyeti kuruyoruz. birbirimize ismimizle hitap edemiyoruz resmiyet olmasın diye..

    mahalleye yeni gelen bir çocuğun ondan hoşlandığını öğreniyorum. çocuğun mahallede abisi ile beraber konuşurken muhabbetlerinde onun isminin geçtiğini duyunca çılgına dönüyorum, ilk çocukluk kavgamı orada çocuğa abisinin yanında kafa atarak yapıyorum.*

    eniştemlerin evleri ile çapraz olan evlerinde, aynı mahallede oturuyorlar. arada evlerinin pencerelerine kapılarına bakıyorum, eğer evden çıkarsa hemen bende aşağı iniyorum. yine bir gün, tarihi evleri andıran evin pencerelerine bakarken, o benim onların evini kestiğimi görüveriyor. bana aşağıdan sesleniyor : "heey, heey çıksana dışarı". birbirimize halen ismimizle hitap edemiyoruz. yaz bitip eve gitme vakti gelince hem birbirimizi göremeyecek olmanın üzüntüsünü hemde diğer yaz gelince evlerini bahçelerinde oynayacağımız oyunların heyecanını bir arada yaşıyoruz.

    böyle 2 yaz boyunca hep diğer bir yazın gelmesini bekliyorum.

    o yaz ise otobüsten iniyorum. eniştemin bakkalına doğru koşuyorum. çantaları önce bakkala atıveriyor sonra her yaz yaptığım gibi bakkalın arkasındaki mahalleye bakmaya çıkıyorum. gözlerimin önünde boş bir arsa duruyor. evleri yok, yıkılmış.. enişteme dönüp soruyorum, neredeler ? eniştem bana ailesinin taşındığını ve bu eski evinde onlar taşındıktan sonra yıkıldığını söylüyor. çocukluk halimle bir şey konuşamadan donup kalıyorum.. o yaz eniştemlerin balkonunda tüm gün caddeyi izlemekle geçiriyorum, ve hiç dışarı çıkmıyorum.

    sonraları ne kendisinden bir haber alabiliyorum ne de nereye taşındıklarından.. şimdi büyüdük koca adam olduk, çocukluk aşklarımız kim bilir nerede ne yapıyordur herkesin az çok bilgisi vardır. benim ise halen memlekete gittiğimde top oynadığımız caddenin sessizliğinden başka bir bilgim yok. ve ancak sağlıklı ve mutlu bir şekilde sevdikleriyle bir ömür geçirmesini dileyebiliyorum.
  3. annem doğum yaptığında bana kardeş olarak bir abla ya da abi değil kundakta sürekli ağlayan kapkara bir bebek getirmeleri. hayatımın en büyük hayal kırıklığıydı.
  4. kırılan kalemim :(

    tepesinde sallanan poncigi ile ne de guzel yazardi . en parlak oydu ama sonra kirildi :(
  5. dedemin ölümünün ardından annemin ağlamamam için söylediği 'köye gitti' yalanı. kuzenime 'bak beni oyaladın dedem köye gitmiş beni götürmedi burada unuttu senin yüzünden' diye kızmıştım. sonra da yazın bütün köyde bağıra çağıra dedemi aramıştım. girmediğim ev, aramadığım köşe kalmamıştı. sonra da 'dedem beni sevmiyor. sevse benden kaçmazdı.' diye hüngür hüngür ağlamıştım.