1. ben varoluşçuluğu on yaşında mecburiyetten öğrenmiş biri olarak pek umursamam dünyayı insanları ya da yaşadıklarımı. çok da önemsemem yani.

    ben sokaklarda büyümüş sokak çocuklarıyla hayatı öğrendim. sonrasında bir şans eseri bazı insanlar elimden tuttu. tıp fakültesini bitirdim. pek isteğim bir şey değildi ama beni yanlarına alıp destek koyan insanlara bir borcumdu.

    sonrasında sinema olayına sardım. senaryo yazdım on kısa film sonrası bir uzun metraj film çektim. iki kitap yazdım. pek başarılı olamadım. hala senaryo yazıyorum ve film çekme hayallerim var.

    neyse bu özetten sonra gelelim sikilecek kafaya.

    ben eskişehirliyim nicktende belli. çok seviyorum bu ülkeyi. hiç beğenmiyorum ama seviyorum. en çok eskişehri seviyorum. kutsal topraklar dedim hep.

    tıp fakültesinde öğrenciyken kendimden yaşça büyük sevgilim vardı. ya bu ülkede yaşanmaz. gel gidelim bu ülkeden dedi. sanatla uğraşalım sevdiiimiz şeyleri yapalım. ben bana bakan insanlar mutlu olsun diye okulu bitirmeyi tercih ettim.

    sonrasında bir paranormal olay sarıldı başıma. hangi kadını sevsem kendime yakın hissettsem belli bir süre sonra türkiyeden siktir olup gitti. ya bilemiyorum belki de ben siktir olup gitmeye yakın kadınları sevdim. ama hep böyle oldu.

    sonra bıraktım aşkmış meşkmiş bizden geçti yaşlandım derken hiç beklenmeyen bir an bir kadın çıktı karşıma. onunla çok şey paylaşamasak da çok yakınlaştık. tam her şey istediğim gibi giderken öğrendim gradiva'nın memleketine göç ediyormuş.

    ya dedim ben yıllardır gradivayı aramışım freud benden esinlenmiş ya da jensen benim sevdiğim kadınların özetini geçmiş. gelip bana serbest çağrışım yapıp kaybolan bana iyi gelen kadınları.

    kafamı sikeyim dediğim an ise ilk fırsatta bu ülkeden uzaklaşıp sanata kendimi bırakmadığım an. malın tekiymişim. hayatımı boşa harcadım.
  2. acilan basligin sahibine bakmadan yazdiklarini okumak. hep ayni hataya dusunuyorum. kafami sikeyim ne diyim yani.
  3. başlığın eski hali ''kafamı sikeyim dediğim an'''a dair bir entry girmek gerekirse;

    hem annem hem babam hasta olmuşlar. 3-5 gün işe gitmedim onlarla ilgilendim. içmek için suculardan su istiyorlar kapıya geliyor. yemeklere, çaya, kahveye koymak içinse marketlerden içme suyu alıyorlar. evde bu amaçla her daim 40-50 litre, 8-10 hatta bazen daha fazla büyük pet damacana şişelerin içinde su olur. onların hasta olduğu bu süreçte defalarca market alış verişi yaptım ama bu çeşit su almak hiç aklıma gelmemişti. bittiğini görünce ve ailemin de çok stoklu aldığını bildiğim için bu amaçla markete gittim.

    market taş çatlasa 150-200 metre mesafedeydi ama yerler kar, buz, istanbul'un nadir kar altında kaldığı zamanlardan biriydi. markete girdim ve ortada çok büyük bir yığın büyük pet bidonumsu şişelerin içinde sular olduğunu gördüm. bol yıldızlı kampanya kampanya, şok fiyat 20 litre su şu kadar yazıları her tarafta. damacana pet şişeler evde gördüklerimden daha büyük gözüktü gözüme ama pek önemsemedim. 2 damacana şeffaf kalın bir naylonla kaplanmış birlikte duruyor. herhalde 2 si 20 litredir deyip kaptım 2 çift kasanın yolunu tuttum.

    biraz ağır geldiler, sporu çok ihmal ettin extracts, hamladın tabii, yiyip içip yatıyorsun diye kendime kızarak kasaya ulaştım. sonra kasiyer kız dıtlattı kafamdan hesap ettiğimin 2 katı fiyat çıktı. bir hata mı var şu kadar yazıyordu dedim, kız o tanesinin fiyatı siz 4 tane almışsınız dedi. genizden ama çok sakin bir hıaaaa dedim. nasıl götüreceksiniz bunları dedi. erkekliğe bok sürdürmedim, kafamı çok hafifçe sallayarak götürürüm ben canım dedim. yerler kar buz, eve kadar bir elde 40 kilo, diğer elde 40 kilo toplam 80 kilo suyu taşıdım.

    işte o yol boyunca, bir yandan gülmemeye çalışıyordum bir yandan kafamı zükeyim, bıraksaydın ya bir çiftini kasada diye düşünüyordum.

    içeri girdiğimde annem ayaklanmış salonda camdan dışarı bakıyordu. döndü beni gördü o halde. 1 tane alsan yeterdi niye bu kadar çok aldın aaa oğlum dedi. siz çok bulunduruyorsunuz evde hep, bitttiğini görünce aldım dedim.
  4. şu yorumda bahsettiğim muhteşem gösteriye gülay ismindeki bir arkadaşımla gitmiştik. Hatta benim pek ilgim olmadığı için biletleri o almıştı. Biraz da sürükleyerek zorla götürmştü beni.
    Aradan uzun zaman geçti ara sıra görüştük, sık telefonda konuştuk filan.
    Sonra benim bir şeye kafam attı görüşmeyi kestim.
    Bir gün dışarıda içerken aradı beni, mesafeli konuştum, ne söylüyorsun duymuyorum gibi şeyler söyledim. Aslında gayet net duyuyordum.
    Bir daha aramadı, ben de aramadım.
    Bazı günler arayıp bir şeyler zırvalamayı çok istediğimi fark ediyorum.
    Numarasını da sildim ki youreads sarhoş başlığı tarzı gibi aramıyım. Zaten gerekirse bir şekilde ulaşırım illa ki...

    Başka bir zaman da sevgi diye bir arkadaşla çok flörtümsü takıldık. Ne tam flört edebildik ne de ayrı kalabildik. Öyle anlamsız bir görüşme modeliydi.
    Ara sıra buluşur, her gün telefonda istisnasız minimum 1 saat konuşurduk.
    Sonra biriyle sevgili olucam galiba dedi. Ben de o gün 2 aylık bir ilişkimsiden çıkmıştım. Canım sıkkındı.
    Aradım buluştuk. Telefonu çantasındayken tam 26 kez çalmış, gürültüden duymamış. Sevgili adayı eleman meraklanmış 26 kez aramış.
    Ohaa sevgi dedim. 26 ne lan?
    Neyse onla başladılar takılmaya.
    Ama istisnasız yine her gün beni telefonla arıyor 1 saat konuşmacalar filan.

    Kaydet derken yanlışlıkla yolla'ya bastım iyi mi..

    Neyse yine kafam attı... Aradığında böylr ortadan konuştum. Beni meriç mi addettin sen dedim.
    Daha konuşmayı bile beceremeyen adamla sevgililik yapıp benimle de medeni konuşma ihtiyacını mı gideriyorsun kızım dedim..
    Bir daha aramadı. Sanırım bedeni ihtiyaçları, medeni ihtiyaçlarına galip gelmişti.. Ben de kendi yoluma baktım. (İyi ki bakmışım o ayrı)

    Gülay olayında pişmandım bak ama sevgi olayında değilim. İki ayrı münferit hadise ayrı ayrı yazamam.bu başlıkta toplansın işte idare edin.

    (Bir de özge konusu var ama o pişmanlık bambaşka. 1 aya kadar netleşir pişman mıyım yoksa ucuz mu kurtardım.)

    Edit: ufak tefek eklemeler yaptım.
  5. kesinlikle istediğim mesleği tercih etmemektir benim için. birazcık fazla puan yaptım diye ama ailem, ama benim gururumdan dolayı hiç de beceremeceğim bir mesleğe girdim. sonra aklım başıma geldi, bari uzmanlıkta arka plan, insanlarla muhatap olmayan bir bölüm yazayım dedim. gittim tam da insanlarla haşır neşir bir bölüm yazdım. şimdi de ne yapacağım, ne edeceğim diye zırlıyorum. ama müstahak bana. bu konuda kimseyi suçlayamam. kendim ettim kendim buldum.
  6. benim pek yok gibi. yalnız hayata karşı biraz korkak ve garantici davranıyorum. bu da bazen yapmak istediğim şeyleri yapmama engel oluyor. tam tersi davranıyorum falan. ilginçli :) bu bahsettiğim garantici tavırlarım sayesinde hiç zor durumda da kalmadım gerçi. bu da avantajı.

    düşündüm de şimdi hayatta yaptığınız şeylerden pişman olmak daha iyi olabilir. ihtimaller yok en azından. yapmadığınız şeylerden pişman olmaktan iyidir o açıdan. o yüzden kafanıza çok takmamaya çalışın. sonuçta geçmişe dönüp değiştiremezsiniz hiçbir şeyi. hatalarınızdan ders çıkarın ki bir daha daha büyük pişmanlıklar yaşamayın. selametlen.

    edit: konuyla bağlantılı buldum. ekleyeyim.
    "bundan yirmi yıl sonra yapmadığın şeylerden, yaptıklarından daha fazla pişmanlık duyacaksın. bu yüzden halatlarını söküp at. güvende olduğun limandan ayrıl. yelkenlerini rüzgarla doldur, araştır, hayal et, keşfet."
  7. selamlar bu başlığın bir talihlisi de ben oldum. aptal yerine konmuşum ya sözlük. hani zaten sevilmediğimi biliyordum da bu çok ağır oldu be. son fırça darbesi gibi hoop gümletti. elim kolum bağlandı etrafa salak salak bakıyorum. birileri bir şeyler diyo duymuyorum. kulaklarım uğulduyor bacaklarım kollarım karıncalanıyor. en önemlisi beynim yanıyor. bunu hak edecek bir şey yapmadım ki diyorum. sonra zaten hak etmesen de yaparlar ki diye kendimi geçiştiriyorum. kendimi düşürdüğüm konumdan nefret ediyorum. keşke o gün bana kamyon falan çarpsaydı ne bileyim kafamın üzerinden traktör geçseydi de seninle tanışmasaydım. çok pişmanım ama son pişmanlık neye yarar sözlük?
  8. yaptıklarımdan pişman degilim aklım hala yapmadıklarımda.