1. aslı "aileyle birlikte yaşamak mı daha iyi, onlardan uzakta yaşamak mı daha iyi?" olan, bir türlü cevabını bulamadığım soru.

    okul başlayınca ilim irfan uğruna elin memleketine giden 8 ayda 10 kere ailesinin evine sanki daha önce hiç "çekip gitsem de kurtulsam sizden" diye düşünmemiş gibi koşa koşa giden, gözyaşlarıyla otogara uğurlanan bir insanım. elin memleketinde çektiğim sıkıntıların hiç biri ailemin evinde yok ama bu sefer de yeni yeni sorunlar türemeye başladı.

    +saat çok geç oldu, ne zaman geleceksin, çabuk gel, itler gibi dolaşma! (saat akşam 8)
    +hayır dışarı çıkamazsın bana ne arkadaşından, temizlik yapıyoruz derhal!
    +bgueeemmm! çabuk kalk kahvaltıya in! (saat sabahın 7'si)
    +senin gibi evlat olmaz olsun, görgüsüz! salonda yemek mi yenir?
    +elin kızları anasının dibinden ayrılmıyor, sen benimle hiç ilgilenmiyorsun!
    +bulaşıkları makineye koyma, elin iş tutsun azıcık da sen yorul, elinde yıka! (neden?)
    +dünkü çamaşırlar hala askıda, onları toplamadın ya sen de çocuklarından çekesin!
    +asla arkadaşının evinde kalamazsın! utanmadan bir de teklif ediyorsun!
    +ne demek ben arkadaşımın yazlığına gitmek istiyorum? sahipsiz misin sen?!
    +bizim olmadığımız hiçbir yere gidemezsin, biz nereye sen oraya!

    bu hafta sonu 4 aylık yaz tatili ile birlikteliği kesintisiz sürdürdüğüm sevgili ailemin yanından okul başladığı için ayrılıyorum. aslında mutsuz olmam lazım, ama ilginç bir şekilde içimden "nihayet şöyle rahat rahat uzanıp kafamı dinleyeceğim tek başıma, ne istersem onu yapacağım." diyorum. böyle düşününce de vicdan yapıyorum, sanki ben değildim "keşke biraz daha çalışsaydım da başka şehre gitmeyip, ailemle yaşasaydım." diye bütün sene isyan eden...

    merak ediyorum acaba 4 yılın sonunda özgürlüğe, gereksiz yargılanmamaya, beyninin devamlı vıdı vıdı kemirilmemesine tam anlamıyla alışmışken nasıl tekrar aileye uyum sağlanır? "aynı şehirde ayrı eve çıkmak" asla mümkün görünmezken, evden kurtulmak için de evlenmek, denizden kaçıp yılana sarılmak gibi bir tehlikeyi barındırıyor. bana gözüken tek kaçış yolu herhalde yine elin memleketinde bir başına kalmak ya da tüm bu muameleye alışmak, altında ezilmek, çok sorgulamamak, itaat etmek. * *

    bilmiyorum ki be youreads, konuştum gene.
    bguem
  2. tavsiye ettiğim aileden ayrı olanıdır. yani eve çıkmak şart değil, yurtta da kalıyor olabilirsiniz. ya da bir arkadaşın yanında. ya da "hostel"de. aileden ayrılmak, özellikle ergenlik çağının tam da alevli döneminde, kişisel pusulanızı ayarlamak için bulunmaz nimet. avrupa'da ailelerin on sekiz yaşına gelen çocuklarını belli bir harçlık ile evden ayırdıklarını gördüm. kaldığım "hostel"de ailesi bir iki mahalle yanda oturan bir çocuk vardı.

    asıl argümanın "aile"nin ne olduğu ile ilgili olduğunu düşünüyorum. biz türk toplumu olarak aileye düşkün ve daha çok anaerkil bir yapıya sahibiz. bu kötü bir durum değil; hatta ben bunun iyi bir avantaj olduğunu düşünüyorum. aile yapısı kuvvetli toplumların insani duyguları daha gelişgindir. ailesine bizimki gibi yakın ve kuvvetli bağlarla bağlı bireyler ileride daha hoşgörülü ve affedici olabiliyorlar. ha, diyeceksiniz ki “biz niye böyle bir toplum olamadık peki?” onu başka bir başlık altında yorumlamak gerekir.

    kanımca en büyük sorunumuz yapıştırılmış yaftalardır. öyle çok derin düşünmenize de gerek yok; gayet cinsiyetçi şekilde “kız gibi” ya da “erkek gibi” tavırlar ayırım için yeterlidir. kızlar bulaşık yıkayabiliyor olmalıdır, erkekler odun kesebiliyor olmalı. erkekler çoraplarını hep çıkarıp bir yerlere atarlar, kızlar çikolata ellerinde, ağlayıp duruyor olmalıdırlar. bunlar hep çizilmiş, anlatılmış, öğretilmiş, taklit edilmiş bir kısır döngü gibidirler. tıpkı “eee, artık askerlik de bitti, ne zaman evleniyorsun?” ya da “kızım, yaşınız geldi, hadi bir çocuk yapın artık” döngüleri. biz sadece yaşımızın bu döngüler içine ne zaman gireceğini bekliyor gibiyiz. “senin yaşındakiler hödö hödö oluyor sen hala …” gibi.

    “aile ile yaşamak mı ayrı yaşamak mı” sorunundan nerelere geldin dediğinizi duyar gibiyim; temel sorunumuzun ne olduğuna değinmeye çalışıyorum. aile kötü değildir. hepimizin kurmaya çalıştığı şeydir aile. çocuk yetiştirmek döneme göre değişebilir ve hatta değişmelidir. bundan 40 yıl önce çocuğun evde oturmasının bir anlamı yokken bugün dışarı çıkması çok tedirgin edici olabiliyor. nasıl ki dünya değişiyor çocuk yetiştirme yöntemleri de değişmek zorunda. annem hep “biz sizi şöyle yetiştirdik, şu zorlukları çektik” felan derdi. bu zorlukları çekmeyen aile var mıydı bundan 40 yıl önce? 40 yıl önce piyasada yokluk vardı. toplumsal sıkıntılar vardı. artık bilgi çağı ile teknoloji sayesinde çoğu temel ihtiyaç ulaşılabilir ve ucuz oldu. eskiden çocuk için bir ayakkabı alacak paranız olsa bile istediğiniz ayakkabıdan bulamayabilirdiniz. aslında herhangi bir şey isteyemezdiniz bile. ne varsa ona talip olunurdu. şimdi kapınıza getiriyorlar, beğenmezseniz geri götürüyorlar. (ben bunu “külkedisi”ne benzetiyorum. ayakkabı kime olacak diye kapı kapı dolaşıyorlar gibi.)

    insanların hayata daha çabuk adapte olabilmesi için hayatın içine girmesi gerekir. herkes annesinin dizinin dibinde oturmak ister; isteyen otursun hatta. hatta oturabilen otursun; ama vicdan azabı felan da duymasın. oturun. en kafanızın çalıştığı, en çılgın, en hareketli, en ekonomik olarak rahat, en araştırmacı, en dengesiz döneminizde annenizin dizinin dibinde oturun.
  3. ayrı eve çıkmanın sebebi kesinlikle "ben artık büyüdüm, kendi ayaklarım üzerinde durmalıyım" değildir. evde rahatım yerinde olsa ne diye başka eve çıkmayı düşüneyim? zaten son beş yıldır senede ancak iki ay evde duruyordum. eve kalıcı olarak döndüğümde yabancılık çekmedim. ama mutlu da değilim. fırsatını bulduğum an gitmek istiyorum. kesinlikle pişman olacağım noktalar var ama kalmaktansa o pişmanlıkları yaşamaya razıyım.
  4. benim için ailevi problemlerden, sorumluluktan kaçıştı. uzun zamandır aileden ayrı yaşıyorum. buna rağmen ailevi karmaşa zihnimi meşgul etmekten geri kalmıyor. dallas gibi entrikaların döndüğü, dallı budaklı, geniş bir aile ve akraba sarmalından bunalan bünyem, ayrı eve çıkarak sorunları minimuma indirmiş durumda olsa da, bir yerlerden tekrar yakanıza yapışacak sıkıntılarla debeleniyorsunuz.

    bayramdır, ottur, püsürdür, buluştuğumuzda aileme yabancılaştığımı hissediyorum. bir an önce tatilin bitip, sakin ve huzurlu hayatıma dönmek için gün sayıyorum.

    evet, sorumluluk almaktan kaçıyorum. akrabalarım tarafından gevşek diye nitelendiriliyorum.
  5. benim gibi ailenin ciddi bir baskısıyla büyümüş, sürekli olarak azarlanma korkusuyla yaşamış birisiyseniz ayrı eve çıkmak bulunmaz bir fırsat. üniversiteyi kazandıktan sonraki dönemim hayatımı etkiledi. bir ay aile yanında kalmak ile bir ay evde kalmak arasındaki farkı gördüm.

    kesinlikle hayat sizin oluyor. hesap vereceğiniz tek kişi siz oluyorsunuz. akşam istersen eve gelme, kimse sana sormuyor neredeydin diye. ancak bunun bazı sorumluluklar getirdiği bir gerçek.

    üniversite öğrencisiyseniz ve rahat bir aileniz yoksa sınıfı geçmeniz şart. çalışacaksınız!

    her gün dışarıda yemeyi bütçeniz kaldırmıyorsa evde o yemek pişecek!

    evin içinde çalı haline gelmiş kir görmek istemiyorsanız temizlik yapılacak!

    kedi köpek besliyorsanız onun bakımı olmazsa olmaz zaten...

    ama sakın ola ki anne evi rahattır demeyin. özgürlük var bir yanda...