1. ben hep düşünüp dururdum annesi arkadaşı gibi olan insanları ve açıkçası bazen kıskanırdım ne güzel iş annesiyle arkadaşıymış gibi takılıyo muhabbet ediyo falan diye. anne çocuğuna sevgilin var mı, nasıl gidiyo vs sorular sorar falan ne güzel şeylerdi. ama sonra mantıklı düşününce bu kanıya vardım ; anne arkadaşlık yapacaksa kim annelik yapacak?
    bu kişinin görevi arkadaşlık, dostluk, kardeşlik değil ki bunun görevi anne olmak adı üstünde anne. o da arkadaş gibi davranırsa ne farkı kaldı mahallede tanıştığı abiyle ablayla.
    bilmiyorum yanlış düşünüyo olabilirim zaten bu yüzden açtım başlığı. bakalım sizlerin tepkileri ne olacak
    flash
  2. bu durumda "annelik nedir, nasıl yapılır?" diye düşünmeme neden olan soru.
  3. görev diye nitelemeden ve sadece annelikle sınırlamadan katıldığım yaklaşım. sağlıklı ilişkiler için -bence- insanların yakınlarıyla/sevdikleriyle ilişkilerindeki iletişim miktarı, seviyesi, çeşitliliği farklı olmalı. bu durum sadece kulvar farkından -sevgili,arkadaş,aile,akraba,patron vb.- da kaynaklanmıyor üstelik, aynı yakınlıktaki arkadaşlarımla farklı konuları, farklı üslupta konuşuyorum mesela.

    ama illa hiyerarşik olarak bakalım dersek, evet ailenin büyüklerinin (anne, baba, abla, abi dahil) çocuğa/ergene sözlerini daha iyi dinletebilmeleri için belli bir seviyeli ilişki şart bence, ama çocuğu ürkütmeyecek, yalana sevk etmeyecek şekilde. kışlada değil, yuvada yaşıyorlar neticede :)
  4. anne demek, korumaktır, kollamaktır, sevmektir, baktır, sabretmektir, cefa çekmektir, yeri geldiğinde yol gösterici olmak, yeri geldiğinde dost olmaktır. hem arkadaş, dost da yol gösterici değil midir? kaliteli bir dostluk nedir? arkadaşlık nasıl olmalıdır? anneyle babayla neyi ne kadar konuşabilmek gerekir? cinselliği, sevgiyi, aşkı konulabilmeli midir?
    kısacası çocuğa arkadaş olmayı başarabilen anne, onu en rahat koruyabilecek olan annedir. çocuğu ile arasında sır olmadan, net bir iletişim kurabilen ve bir arkadaş samimiyeti ile onun duvarlarını kırabilen anne bence başarılı annedir.
  5. anne kavramını gözünüzde öyle sert, öyle sınırlayan, kısıtlayan, kurallarına uyulmadığında cezalandıran, vurduğu yerde gül(!) biten, sürekli hesaplar verilip yeri gelince yalanlar söylenen ama size tüm bu yanlışlarını aslında sizi sevdiği için yaptığını söyleyen biri olarak tanımlamışsınız ki. bu açlık insanların gözünden okunuyor. annenin bir bebek için bağlanmak, sevilmek gibi hisleri temsil ettiğini ve yaşama açılan bir kapı görevi gördüğünü o kadar bastırarak gizlemişler ki sizden. olması gerekeni her söylediğinizde ayıplanmış ve artık öğrenilmiş çaresizliğinizle yanlışları olağan kabul etmişsiniz.
    anne imajı kültüre sert, elinde en azından çocuğa fırlatacak bir terliği eksik olmayan, düşük notlarla gelince azar ya da daha kötüleriyle çocuğa yüklenen, karşısındakini bir bireyden çok kendi oyun hamuru sanarak bilinçsizce hatalar yapan biri olarak geçmiş.
    bakın bir annenin çocuğunun odasına kapısını çalmadan gimesi yanlıştır. onun kişisel sınırlarına izinsizce müdahale etmesi çocukta özgüven problemi yaratan önemli bir etkendir.
    "anne baba dediğin biraz ağır olur kardeşim! o ne öyle çocukla çocuk oluyorlar." ve benzeri yaklaşımlarla kendi at gözlüklerimizi kendimiz takıyoruz. çocuk ile çocuk olunmazsa eğer o çocuk kendini yetişkinlerden aşağı görür, onunla konuşurken dahi göz hizanızı ortak tutabilmek için yere çömelmeniz gereklidir. tabii kendine yeten nitelikli ve mutluluğunu da mutsuzluğunu da problemlerini de en iyi biçimde yaşayabilen bireyler yetiştirmek istemiyorsanız şu an ne halt ediyorsanız aynısına devam edin. burada konumuz zihni sonsuzluğa uzanan, kentleri, uzay mekiklerini, edebiyatı, o muhteşem tabloları, heykelleri, mucizevi melodileri, müzik aletlerini, arzuyu, öfkeyi, varoluşunu ve eylemlerini uçsuz bucaksız hayalleriyle harmanladığı en büyük gücünü fikirlerini zihninde taşıyan şu ana dek eşi benzerine hala rastlanmamış bir zekaya sahip olan bu canlıyı var ediyorsanız siz onun her şeyi olacaksınız. ama çoğunuzun bununla alakadar olmadığını biliyorum ve çok ama çok mutsuzum.

    var edip bir yaşa kadar her anlamda onu kısıtlayıp ayıplarlar.

    sonra da bir seyler basarmasini, mutlu olmasini ve elbette ki size bakmasini istersiniz. annelik ve babaligin ne oldugunu kendi anne ve babalarimizdan gorduk ilk etapta. bu yuzden bu yanlislarimiz. aramizdaki bu biyolojik bag ve ezbere sevgiyi bir sureligine kenara cekip objektif bakarsak onlarin yanlislarini yapmayiz, onlarin cocugu olmaktan cikip kendimizin oluruz. en onemlisi bu yanlislari uygulamamayi hedef haline getirip anne olduktan sonra kendine ozgu bir canavara donusmemek.

    varolusu uzerine bir an bile dusunmeden, bir an bile sevgiyle sevismeden, bir an bile hayatini hayalleri ve gercekleri dogrultusunda yasamaya baslamadan bir canli var ediyorsunuz. yok olma korkusunun verdigi varligini kanitlama icgudusuyle kendinden bir parcayi, tohumlarini yeryuzune firlatmaya basliyorsunuz. ya da sevilmek istiyorsunuz, kosulsuzca, ne olursa olsun koparamayacaginiz biyolojik ve psikolojik bir bag ile bir canliya baglanmak. bir seyleri arzuluyorsunuz, bir seyler karalayacaginiz o kara tahtaniz degil ama bu insanlar. bu insanlar sizin hic yasayamadiginiz hayatinizi tekrar kurguladiginiz kurmali oyuncaklariniz degil.

    geriye donup baktiginizda hayatin yeniden yasanmayacagini anladiginizda sirf bir kez daha yasama ayni sirayla ayni basamaklardan dokunmayi arzulayarak o cocuk uzerinden ayni donemleri yasamak istiyorsunuz. bebekligi, cocuklugu, ergenligi. yetiskin olmak caniniza tak ediyor, yeniden dogmak, o anlamlandirilamaz cocuk sahibi olmak adli duyguyu da tadip, yasamda bir insan genellikle neleri yapiyorsa hepsini uygulamaya muhtac hissediyorsunuz.
    sinirlarinizi kirin, ozgur olun tarzi laflar edip ruhsal masturbasyonunuzu yapiyor, diger yandan sizden once yasamis insanlarin adimlarinin disina basmaya deliler gibi korkuyorsunuz. evlenmemek, calismamak, bir ev sahibi olmamak, kendi basina yasamak, cocuk sahibi olmamak, hayati ne istiyorsa o sekilde sekillendirerek yasamak sizin icin dusunulemeyecek ve imkan dahilinda olmayan olaylar.

    demir parmakliklarinizi cilaliyorsunuz her gun gonullu oldugunuz bu ekstra mesainizde.

    bu parmakliklarin en yogun oldugu yer cinsel organlariniz, oyle korkuyorsunuz ki seksten, oyle tek tarafli arzularin kurbani olmussunuz ki, oyle cok korkunc hikayeler kazinmis ki zihninize, acilarla gecen gecelerinizi bir gorev olarak gormussunuz ki. kullanilmak olarak gormussunuz cunku kullanilmissiniz yillarca evlilik adi altindaki tecavuz yigininda. ve cocuklarinizdan bunu bir sir gibi saklar olmussunuz. saklamissiniz sevismek kelimesinin karsilikli sevmek oldugunu cocuklarinizdan, kullanilacagini veya kullanacagini soylemissiniz bu hayatta hep. nice ruhu yarali ve kokusmus insanlar yetistirmissiniz. yaralariniz bir sonraki nesilde buyuyerek yasamaya devam etmis.

    simdi tüm bunları ve dahasını düşünüp göğsünün sızlamaması elinde mi çocuğun? bir anne olmaktan bu kadar korkmamı kanıtlar ve destekler mi tüm bu yazı? arkadaş olmayıp da zindanının gardiyanı mı olmalı bu insanların?
    hicbirimizin hiçbir şeyden haberi yok, rüzgar eserse kırılgan dalımızdan koparız ve kim bilir nerelere savruluruz bir gün. o ağacın bizde bıraktığı yaralar ve sızılar baki kalır.
    jole