1. jean paul sartre’ın, varoluşçuluk ve hümanizm adlı kitabında şöyle bir konuşma geçer.

    “mary, mungo ve midge. büyük bir suç işlemiş olmakla yargılanıyorsunuz. kendinizi savunmak için ne diyeceksiniz?”

    “evet, yaptım” dedi mary, “ama benim kabahatim değildi. bir uzmana danıştım, o böyle davranmam gerektiğini söyledi. yani beni değil, onu suçlayın!”

    “ben de yaptım” dedi mungo. “ama benim de kabahatim değildi. terapistime danıştım, onun söyledikleriyle böyle davrandım. yani beni değil, onu suçlayın!”

    “yaptığımı reddetmiyorum” dedi midge. “ama benim kabahatim değildi. bir astrologa danıştım. neptün koç burcunda olduğundan yapmam gerekenin bu olduğunu söyledi. yani beni değil, onu suçlayın!”

    yargıç bir iç çekti ve kararını açıkladı: “bu daha önce benzeri görülmemiş bir dava olduğundan durumu deneyimli meslektaşlarımla konuşmam gerekti. üzülerek söylemem gerekir ki, gerekçeleriniz onları inandıramadı. bu nedenle hepinizi en ağır cezaya çarptırıyorum. ama unutmayın ki, meslektaşlarıma danıştım ve bu cezayı vermem gerektiğini onlar söylediler. yani beni değil, onları suçlayın!”
    (kitaptan alıntı)

    insanlık tarihinden bu yana değişmeyen gerçektir. suçu kendimizde aramak yerine hep karşımızdakini, çevremizi, şunu, bunu, onu suçlarız. kendimizce haklı gerekçeler üretmekten hiç geri kalmayız. yasaları çiğnediğimizde, uygun olmayan davranışlarda bulunduğumuzda ya başkalarını suçluyor, ya bilgisizliğimize sığınıyor ya da cin, şeytan gibi doğaüstü güçlerin bizi yönlendirdiğini öne sürüyoruz. eğitimimiz, bilgimiz, aklımız sanki bir an için devre dışı kalıyor. sanırım insanın kendi yüzleşmesi burada başlıyor.
    hatalarımızı bilme erdemi kadar, suçlarımızı da üstlenme yürekliliğini göstersek içsel huzuru o zaman bulacağız buna inanıyorum.
  2. yapılabilecek en kolay şeydir birini suçlamak. kolaya kaçmaktır, aslında kaçmaktır. gerçekleri görmek istememektir. yaptıklarının ve yapacaklarının faturasını kendinden başka herkese kesmektir.