• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.31)
samsara - ron fricke
samsara filmi, dört yıllık bir süreç boyunca dünya üzerindeki 25 farklı ülkede ve 100 farklı yerleşim yerinde çekildi. dünyanın en uzak köşelerinde kameraya alınan görüntüler, insanlığın sonsuzlukla kurulu ilişkisini gözler önüne seriyor. filmin yönetmeni ron fricke, kutsal mekanlar, endüstriyel bölgeler, doğa harikaları ve felakete uğramış yerleşim yerlerini ziyaret edip bu farklı yerlerden olağandışı görüntüler elde ediyor; bu manzaraları kişisel yorumlarını eklemeksizin doğanın kendi yorumuna bırakıyor. ortaya çıkan iş ise görüntü ve modern müziğin birleştiği, eşsiz bir doğa ve insanlık belgeseli oluyor.
  1. "samsara" sanskrit kökenli modern dillerde birincil olarak "dünya" anlamında kullanılır. hinduizm, budizm, jainizm, sihizm dinlerinde reenkarnasyon ya da yeniden doğum döngüsünü anlatan bir kavramdır. bu kelime, yönetmene hayatlarımızı belirleyen sıradışı ve güçlü bağlantılar zincirini belirtme konusunda ilham kaynağı olmuştur.
  2. filmde izlediğim çoğu görüntü halen aklımda. özellikle endüstriyel alanların görüntüleri izledikten sonra bakış açınızı değiştiriyor. içinize dönüp bakar gibi izliyorsunuz, neler yapıyoruz bu güzel dünyaya, neler yapıyoruz burada.
  3. anlatısız, sözsüz dünyanın özeti…

    günümüz insanının bir parçası olduğu çarkı, onun yarattığı eşitsizliği, vahşeti ve sefaleti yüzümüze çarpıyor...

    dünyanın çeşitli yerlerinden doğanın enginliğini vurgulayan, mistik kokulu görüntüler ardı ardına sıralanıyor: kilise motifleri, vaftiz edilen çocuklar, mevsimsel döngü içerisinde büyüleyici doğa manzaraları…

    bu görüntülerin ardından kapitalizm, teknoloji ve modern toplumun insanı köleleştirdiği ‘’birey’’ görünüyor: kapitalizm köleliği, bir yanda açlık bir yanda israf ve aradaki uçurum, bedensel kalabalıklar, bilişimden yalnızlıklar, hız, daha çok hız, iş, daha çok iş, daha çok para, teknoloji ve telaş içindeki insan, zoraki gülümsemeler, yemek sanatı ve hızlı tüketim, bir yanda kemikleri görünen açlar bir yanda kendini kaybedercesine yiyenler ve obezite, spor salonlarına hapsolmuş bireyler, tüketme, yaşamın her yerinde tektipleşme, varlık ve hiçlik arası med cezir…

    bakışlar, her bölgeden her yöreden insanın bakışındaki sorgulayıcı anlam, ‘’bunu bana neden yaptınız’’ der gibi…

    kendine hayatı kolaylaştırmak için bulduğu teknolojinin bir çarkı haline gelmiş, ruhunu, merhametini, yaratıcılığını, estetik anlayışını, doğa, hayvan sevgisini ve insanlığını kaybeden yeni birey artık endüstri ne derse yapacak hale gelmiş...

    tüketir, doyumsuzca tüketir, tükettiği önüne gelene kadar insanların onu üretmek için ne kadar acı çektiğini düşünmeden tüketir, yediği tavuk, inek ve diğer hayvanlara yemek masasına gelene kadar yaşatılan ızdırabı düşünmeden tüketir...

    en dayanamadığım sahneler bunlardı. orada kıpırdayacak alanı olmayan yerlerde süt sağma makinelerine bağlı insanın tüketimine hazırlanan hayvanlara mı acıyayım yoksa o hayvanları mamul haline getiren devasa fabrikalarda pembe tek tip formalarıyla robot gibi çalışan insanlara mı bilemedim...

    yoksa çöp dağları içinde yiyecek arayanlara mı?

    saniyede milyonlarca silah ve mermi üreten fabrikada çalışanlar, buradan çıkan silahları taşıyan çocuklar, heryerde silah, askeri resmi geçiti hayranlıkla izleyenler, bundan gurur duyanlar, üniformalar, üniforma giyenlerin, silah taşıyanların gururlu duruşları...

    şişme kadınlar, sonra striptiz kulübünde danseden şişme kadınların benzeri kadınlar, onların acı dolu bakışları...

    ve dinler, daha fazla tapınmalar, ayıbını örtmek ister gibi…

    sanayileşme, makineleşme, üretim kolaylığı, rekabet, serbest piyasa, daha çok üretme, daha hızlı üretme, daha çok tüketme, daha hızlı tüketme, daha da fazla tüketme, tüketmeye mecbur kalma, tüketmeye mahkum olma ve sonunda tükeniş...
  4. çok da devam filmi niteliğinde olmasalar bile önce '92 yapımı baraka'nın izlenip, duygu girdabına kapılıp sonra samsara'nın izlenmesi daha da güzel olabilir.
    doris