• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
das schloss - michael haneke
bay k.'nın kadastrocu olarak geldiği kasabada karşılaştığı bürokratik sorunları anlatan şato'da, diğer haneke filmlerine nazaran durum biraz daha farklı. aynı rahatsızlığı ve duygusal sıkışmışlığı hissettirse de hiçbir şekilde fiziksel şiddete rastlamıyoruz. bay k.'nın işini yapabilmek için gösterdiği çabalar sonucunda şato yetkililerinden kimseye ulaşamaması, filmdeki deyimle "organizasyondaki" mükemmeliyete rağmen bireye olan uzaklığı, araya bir sürü insanın girmesine rağmen en fazla bir sekreter yardımcısına kadar ulaşması oldukça rahatsız edici. bu noktada haneke'nin tarzı ortaya çıkıyor belki de, şato bir canlı organizasyonu ama onu bilen gören yok, kimse yukarıya ulaşamıyor, ama şato istediği anda herkese kolaylıkla ulaşabiliyor, yani bir anlamda "organizasyonun " birey üzerindeki psikolojik şiddetini görüyoruz bir anlamda. birey bu sistemin en alt seviyesinde bulunuyor ve yukarıyı etkileyemiyor.

bay k. kendisine yatacak bir yer ve rahatlıkla yapacağı kadastroculuk işini ister ama çok temel ihtiyaçlardan sayılacak olan bu isteklerine kavuşamaz. filmin başında barınma sorunuyla başlayıp yine filmin sonunda barınma sorununa işaret etmesi de organizasyonun varlık sebeplerine yönelik belirli bir fikir veriyor. fakat bay k. diğer her şey gibi bu konuda da herhangi bir muhatap ve çözüm bulamaz. ayrıca filmin tamamen kış mevsiminde geçmesi ve baharın bir türlü gelmeyişi de organizasyona dair bir eleştiri gibi görünüyor. barda bay k. pepi'ye "bahar ne zaman gelecek?" diye sorduğunda pepi: "daha kış." yanıtını verir. sanırım bahar hiç gelmeyecektir.
  1. franz kafka'nın aynı adlı romanından uyarlanan bir haneke filmi.

    öncelikle şunu belirtmekte fayda var: bir film bir romana ancak bu kadar sadık bir biçimde uyarlanabilirdi. haneke, hiçbir ek metin, sahne, kesme/kırpma yapmadan neredeyse cümlesi cümlesine bir uyarlama çekmiş. adeta romanın görsele dönüşmüş hali. seçilen tiplerin uygunluğu bir yana (özellikle ikizler), bahsi geçen şatonun da yönetmen tarafından hiçbir zaman hiçbir şekilde gösterilmemesi filme ayrıca bir gizem katıyor. bu, aynı zamanda kafka'ya da saygı duruşu niteliğinde bir yöntem.

    filmde sahneler arası geçiş alışık olmadığımız bir biçimde veriliyor. bu filmin başlarında izleyici tarafından biraz yadırgansa da filmin atmosferine iyice kapılınca inanılmaz derecede etkili bir vurucu silaha dönüşebiliyor.

    neticede iki sıradışı avusturyalının metni birleşince ortaya gayet iyi bir uyarlama çıkmış. film elbette bir klasik tadında değil ancak haneke ve kafka ikilisinden birinin hayranı olmanız filmi beğenmenize yetecek bir sebeptir. ikisini de seviyorsanız zaten tadından yenmez.