• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.57)
delicatessen - jean-pierre jeunet, marc caro
savaş sonrası fransa'da bir apartmanda geçiyor hikaye. insanların korkudan kapıdan dışarı adım atmaya korktuğu bir zamanda, yiyecek, çok az ve değerlidir. insan eti en değerli yiyecektir. eski bir sirk soytarısı olan louison, apartmanın yeni kiracısı plarak taşınır. alt kattaki kasap başta olmak üzere herkesin gözü louison üzerindedir. louison ise kasabın güzel kızı julie'ye aşık olmuştur. julie diğer kiracıların başına gelen makus kaderden louison'u korumaya çalışmaktadır.
  1. şarküteri (delicatessen) jean-pierre jeunet ve marc caro imzalı 1991 fransa yapımı bir kara komedi. sürrealist film akımının güzel bir örneği olan bu film kült statüsünde sayılmaktadır.

    şahane bir film.
  2. bir de de grønne slagtere (green butchers) filmi vardır bu minvalde
  3. jeunet ve michel caro işbirliğinden ortaya çıkma lezzetli mi lezzetli film. filmi izledikten sonra bu lezzetli lafımın filmle dair bir sıfat olamayacağını anlarsınız zaten. daha çok kanlı canlı diyelim. normal dünyada ölümün doğal nedenleri nedir? bir trafik kazasında bir insanın ölmesi pek dahi doğal ( bence ) . filmde böyle bir şey yok çünkü filmdeki dünya zaten normal bir dünya değil. gece saatlerinde apartman içinde dolaşıp bir kasap tarafından öldürülüyor oluşunuz bu filmde ''doğal'' .ben ilk başlarda şu intihar etmek istediği halde bir türlü ölemeyen kadının o dönemki şartlardan dolayı oluşmuş ağır bir psikolojik stres yüzünden böyle olduğunu düşünmüştüm . meğer öyle değilmiş. ayrıca filmde güzelliğiyle biraz dikkat çeken ve kasaba yiyecek ve diğer şeyler karşılığında metreslik yapan ablamız en iyi kadın oyuncu césar ödülü sahibi karin viard dır.
    dlg
  4. yönetmenin eski filmlerinden. o evlerde fare görmeyi bekliyorsun ama dört ayaklı hayvan bile yok yemişler. filmde platonik aşklar, ikiyüzlülük, yamyamlık, fedakârlık, açlık, açgözlülük, vejetaryenlik,barbarlık, yardımseverlik, ritim, hayal gücü, yaratıcılık, ölüm, intihar..
  5. film biraz karanlık, evet; ama alışmanız sadece bir kaç dakikanızı alır; sepya tonlarla bir derdiniz yoksa, seviyorsanız, öyle bir alışma süresine bile gerek kalmayabilir. bu filmi izlemeyi ısrarla ertelemiş olmamda amelie ile benzerlik kurulmuş olması büyük etkendi, ve şimdi rahatlıkla söyleyebilirim: ne alakası var?! olsa olsa anti amelie olur, çok da iyi olur*
    !---- spoiler ----!

    birden fazla film çıkartacak kadar iyi düşünülmüş, çok da iyi kotarılmış karakterler var bir kere. ve hiçbiri de gölgede bırakılmamış pek, hepsine hakettiği değer verilmiş.

    yer zaman verilmemiş olması pek güzel, çok güzel olmuş; savaş - tarih filmleri ile dalga geçercesine. ama diğer yandan inceden inceye bir nazi dokundurması hissettim; bilemiyorum, belki de yönetmenin izleyicinin algısına bıraktığı açık kapı beni oraya yönlendirmiştir sadece.

    insan kesip biçen, fena mı fena uğraşları olan bir kasap var ama kan yok, rahatsız edici görsellikler yok; kurbağalı adamın dairesi gibi görüntüleri ise gözünüzü kaçırma ihtiyacı duymadan izleyebiliyorsunuz; sanırım bu jeunet abimizin büyük yeteneği; kötüyü çirkini rahatsızlık yaratmadan gösterebiliyor.

    "beni bu şartlar kötü yaptı" gibisinden bir şey söylüyor kasap efendi filmin bir yerinde. hmmm... tercihler olmasın o? yer altı örgütündekilerin hepsinin istisnasız masum, azıcık saftirik halleri de tercihlerin daha çok vicdanla bağlantılı olduğunu hissettiriveriyor.

    ve son olarak; yatak gıcırtıları ile ritm tutma sahnesini başka bir filmdeki benzer bir müzik yapma şekline benzettim ama ne o diğer sahneyi hatırlayabildim ne de filmi... hangisi diğerinden esinlendi acaba?
    !---- spoiler ----!
    mesut