1. gündelik hayatta insanoğlunun vazgeçilmezi, illaki ya bunu yapan olarak ya da buna maruz kalarak yaşadığımız eylem. bir derdin olupta paylaşmaya başladığın zaman söz hemen kesilir seninki hiç bir şey ben neler yaşadım bir bilsen diye gereksiz bir yarış başlatılır. eğer aynı karaktere sahipseniz bir anda kendinizi daha mutsuz olanın kazanacağı bir yarışın içinde bulursunuz.

    benim biraz sıkıntılı bir müdürüm var. dün ona çok bunaldığımı yıllık izne ihtiyacım olduğunu söyledim. sağolsun verdi izni ancak hemen akabinde sen nasıl bunalımdasın bak benim iki kızım var kız babası olmak aile yönetmek vs. vs. yarışı başlatmak istedi. yükselişini gördüm ve arttırmadım o yapıda biri olmadığım için. senin durum çok daha can sıkıcı abi dedim hükmen mağlup oldum.
  2. bir değişik versiyonu da hastalık yarıştırmaktır. genellikle ortayaş üstü bayanlarda daha sık görülür.
    -ay dizim çok ağrıyo romatizma varmış
    - benimkinde kireçlenme var sen yine iyisin.
    /
    - şekerim çıkmış 220ye doktor dedi şeker hastasısın.
    -ohoooo benim şekerim 6 senedir var benim normali 250...
    /
    -bel fıtığı
    -disk kayması!
    ...
    vs vs.

    bu hep var 3-5 kadın ve daha fazlasının bulunduğu yerde de hiç çekilmiyor gerçekten.
    -
    birkaç yıl önce menisküs zedelenmesi sebebiyle tedavi görüyordum. yırtılmasına bir adım var. devlet hastanesinden randevu alıp doktorumun dediği iğneleri yazdırmaya gittim. ortopedi polikliniği tabi her yer kırık çıkık alçıyla dolu. yanımda duran teyze benim sıramın ondan önde olduğunu farkedince birden bağırmaya başladı. "şuna bak hem genç hem bişeyi yok en önden sıra almış. ben burda hastayım dizimde kireçlenme var bel fıtığım var fizik görüyorum * gencecik çocuk benden daha iyi ama daha önde"
    beni rezil etti. ben odadan çıkana kadar da bağırmaya devam etti.
    tamam teyze dedim çıkınca. en kötü sensin. yazık sana.
  3. korkutucu gelir insanlarin aciyi, hüzünü bu kadar benimseyip sevmesi, bir insanin acısını itiraf edemeseler bile zevkle izlemeleri, ayni şekilde izlenilmek istemeleri, başka insanlara acımaları, kendi hayatlarıyla karşılaştirmalari.... acima duygusu, bir insana duyulabilecek en aşağılık duygudur çünkü içinde saygı barindirmaz. insanlarin bunu bu kadar çekici bulmalari korkutucu.
  4. derdin büyüğü küçüğü yoktur.

    seninki de dert mi.. benim işim daha zor.. ne kadar empati noksanı insan sözü.. 18 yaşından sonra empati gelişmezse sosyopati vardır resmen aslında..

    mesela, işsiz birine de, ben çalıştığım için derdim daha çok, senin işinin olmaması da dert mi gibi cümleler kurmayınız.
  5. senin derdin dert midir benim derdim yanında veya benim derdim senin derdini döver havasındaki bir sidik yarıştırma bahsi. dert bir defa mizaca göre şekillenir, her dağ kârına göre kar görür, her dert sahibince ve içsel bir yolculuktur yaşayanına. onun için dertleri değil güzellikleri yarıştırmak gerek.
  6. dünyanın en saçma şeyi. kimin ne yaşadığını, o konudaki hassasiyetini, bir şeyleri kaldırma kapasitesini vs. hiçbir şeyi bilmeden yapılan saçma sapan yorumlara deli oluyorum.
  7. çok uzun zaman,yapılmaması gereken şey bu,diye düşündüm.sen böyle bir insansın ve onlar da öyle,bunlar senin dertlerin ve onlarınkiler de öyle. fakat insanın dertleri kendi içine bakabildiği ölçüde,kendini dinleyebildiği ve kendiyle yüzleşebildiği ölçüde büyüyor.ve bu tamamen acılı denebilecek bir süreçken ötekilerin gelip curcunalı,biraz üzerinde düşünülerek çözüme kavuşturulabilecek dertlerinden dem vurmaları,bunları dinlemek,çözüm düşünmek zaman kaybı olup çıkıveriyor. curcunalı dertlerin dünyasında bazı dertler de hep içte kalıyor hani.nasıl anlatılsınlar da nasıl anlaşılsınlar.