dil


  1. simgelerin simgeleştirilmiş hali. simgenin simgesi gündelik hayatta "gerçek" olarak karşımıza çıkıyor. çok garip. simgeception...
  2. gelişim itibarıyla öldükten sonraki yaşamı ve yaratıcıyı kabul eden varlık. bu aynı zamanda dilin zihinden doğduğunun kendi kendine varolmadığını ispatlar diye düşünüyorum.

    mesela ahmet diye birisi vefat ettiğinde cenazeye ahmet denmez artık. ahmet'in cenazesi, ahmet'in ceseti, ölüsü falan denir. biraz daha sıkıştırsak ahmet'in fani varlığı bile deriz. ama ceset için ahmet denmiyor, zihin bunalım yaşıyor. başına geçip cesetin ahmet'in ölüsü değil o ahmet desek mesela ne olur acaba.

    yaratıcıyı da bulmuştum ama şu an unuttum maalesef. özetle dilin kullanım biçimi yaratıcı varlığına dayanıyordu.
    abi
  3. sadece iletişim aracı olmadığı kesin, dil bir çeşit varlık, kültürle birlikte dünyadaki en eski şeylerden biri.

    mesela biriyle karşılaşınca sorulan ilk soru nasılsın? olur. çünkü bir insan için en önemli şeyin sağlık olduğu kesin bir birikimdir.

    -merhaba, nasılsın?

    değil

    -merhaba, maddi durumun iyi mi? de olabilirdi ama olmadı çünkü maddi durum iyiliginin çok da bir önemi yoktur.

    mesela bizim dilde bu soru nasılsın ile kalmaz vurgulanır, sağlığın sihhatin yerinde mi? annenler nasillar afiyettesiniz inşallah vs.

    demek dil bize öğretiyor bakarsak diyaloglara, kelimelere nasıl yaşamamız gerektiğini öğreniriz hem de binlerce yıllık tecrübe birikim sonucunda.
    abi
  4. bedri rahmi eyüboğlu'nun "üç dil" şiiri hatırıma geldi:

    en azından üç dil bileceksin
    en azından üç dilde
    ana avrat dümdüz gideceksin
    en azından üç dil bileceksin
    en azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    en azından üç dil
    birisi ana dilin
    elin ayağın kadar senin
    ana sütü gibi tatlı
    ana sütü gibi bedava
    nenniler, masallar, küfürler de caba
    ötekiler yedi kat yabancı
    her kelime arslan ağzında
    her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    her kelimede bir kat daha artacaksın

    en azından üç dil bileceksin
    en azından üç dilde
    canımın içi demesini
    kırmızı gülün alı var demesini
    nerden ince ise ordan kopsun demesini
    atın ölümü arpadan olsun demesini
    keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    insanın insanı sömürmesi
    rezilliğin dik alası demesini
    ne demesi be
    gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    en azından üç dil bileceksin
    en azından üç dilde
    ana avrat dümdüz gideceksin
    en azından üç dil
    çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    ne şu ne busun
    oğlum mernus
    sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.
  5. "tutmasını biliriz de kemiği yok bunun"
  6. sevgili rakel dink bir konuşmasında şöyle demişti: "ben üç dil biliyorum, ermenice, kürtçe ve türkçe. benim içimde bu üç dil hiç kavga etmiyorlar, barış içinde yaşıyorlar. bazen konuştuğum dilde bir kelime bulamazsam, öbür dilim yardımcı oluyor bana."

    bu da yeni öğrendiğim bir bilgi: hrant dink'in biricik rakel'ine ilk 'seni seviyorum'u kürtçe imiş.
  7. sanırım 'dil' veya 'lisan' dünyada gerçekleştirilen tüm hiyerarşinin ve dahası düşünce sisteminin en yalın hali.

    çok dikkate değer bir özellik!
    şu anda bulunduğumuz seviye, lisanın sınırı ile doğru orantılı. öyle değil mi?

    insan, fark ettiği şeyi anlamak ve sonrasında da kavramak için düşünür. lisana sahip olmayan bir varlık düşünür mü sormak gerek! bu soruyu sorarken elbette düşünmenin nasıl gerçekleştiği hakkında biraz fikir yürütmek gerekir.

    düşünmek.
    bu kelimeyi anlamak ve tanımlamak için bile kelimelere ihtiyacım var. ve sanırım bu kelimeleri bulabildiğim ölçüde buraya aktarabilirim. dahası, öncelikle bu kelimeleri bularak benim anlamam gerekecek.
    düşünmek için dile ihtiyacımız var diyebilirim sanırım.

    insanlar kuantum teorisini neden anlamakta zorluk çekerler?
    cevabını bulmaya çalışmadan önce şunu farketmek gerek sanırım: insan kelime hazinesine bağlı olarak kavrıyor. lisan, dil iletişim konusunda gerekli bir araç ama iletişim için kelimeler gerekiyorsa kelimeleri kavramak için de düşünmek gerekiyor. ve en ilginci de düşünmek için kelimelerin gerekiyor olması.

    kuantum da dahil olmak üzere bütün yabancı olduğumuz fikirlerle karşılaştığımız zaman anlama konusunda güçlük çekmemizin nedeni, sanırım gerekli kavramlar için gerekli kelimelere sahip olmamamızdır.
    einstein' ın, izafiyet ile hep dediği gibi "tanımlamak için referans almak gerek" örneklemeler gerek. örnekleme için de anlamak. ve anlamak için beynimize kodlamak... kodlamaktan kastımı da söylemeye gerek yok sanırım.

    yani, düşünebildiğin kadar özgürsün... ama özgür olmak için de lisana ihtiyaç varsa, lisanı olmayan hayvanlar düşünemiyor mu? elbette düşünüyor....iletişim araçlarının kapsamına göre.

    evreni veya yaratılışı anlamamızın sınırı, düşünce gücümüzle ve düşünce gücümüz de dilimizin sınırlarıyla belirli ise o halde, daha iyi anlamak için tüm dünyadaki insanlardan farklı bir dile sahip olmamız gerekmez mi? yani elbette daha ileride çok farklı şeyler keşfedeceğiz... bu kesin. ama demek istediğim şey, çok daha gelişmiş bir dil ile binlerce yıl aldığımız yolu bir ayda almak!? mümkün olamaz mı?

    "bir lisan bir insan, iki lisan iki insan" sözü şimdi daha anlamlı.

    sanırım arrival filmindeki de bunu anlatıyordu.

    şu var ki, insanoğlu bakterilerin farkında ama bakteriler, farklı bir düşünce sistemine sahip olmadan asla onların farkında olduğumuzu anlamayacaklardır.

    peki, uzaylılar gelse diyoruz, uzaylıları fark etme noktasında bir bakterinin insanları farketme durumu gibi kaldığımızı anlamak çok zor olmasa gerek?! çünkü, uzaylılarla aramızdaki hem sosyal hem de zihinsel farkımız, eminim ki bakteri ile aramızdaki fark kadar olacaktır.

    diğer taraftan da telapatik bir iletişimde neler olabileceğini düşünüyorum da, kendimi "aman allah' ım" demekten alamıyorum.

    not: algı

    saygılarımla,