• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.40)
Yazar trevanian
katya'nın yazı - trevanian
yarattığı kahramanlar kadar gizemli bir yazar. kim olduğunu yalnızca yayıncısı, nerede olduğunu ise yalnızca kendisi biliyor. şu anda hangi adreste oturduğu ise herkesten gizli...

"herkesin kimliğini merak ettiği yazar bu kez de bask bölgesini mekan seçmiş romanına. genç bir doktor birinci dünya savaşı'nın eşiğinde hayatının ilk aşkını yaşıyor...

ve bu olağanüstü öyküyü ikinci dünya savaşı öncesinde anımsadığı şekliyle anlatıyor. bir aşk romanı görüntüsünde, insan ruhunun derinliklerine iniyor. umulmadık dönüşlerle sürprizli bir son hazırlıyor." (arka kapak)
  1. her ne kadar bir aşk romanı gibi sunulsa da kitabın son bölümünde öyle bir şamar çakar ki, en az 30 dk. kendinize gelemezsiniz.
  2. trevanian'ın şibumiden sonra okunması gereken kitabı, bambaşka bir atmosfer kurmuş bu kitapta, ayrıca bask kültürüyle ilgili satır aralarında verdiği bilgiler çok ilgi çekici.
  3. özellikle son sayfaları akıcı olan, trevanian'dan okuduğum ilk ve tek roman. tabiri caizse sinsi bir kitap, sona yaklaşana kadar çitlerin etrafında dolandırıyor -gerci bu tamamen okurun niyetine bağlı- tek bir noktaya koşan olay örgüsü değil; daha çok oldu bittiye getirmeden, olağan bir akışta ilerliyor. verilen bilgilerle hiç duymadığım bask kültüründen de haberdar olmamı sağlayan kitaptır ayrıca.


    !---- spoiler ----!

    "aşkımı çok ağır başlı bir biçimde itiraf ettim: ona taraçada çay içmekten mutluluk duyacağımı söyledim"

    "ama gençlik gururunun parçalanması da korkunç bir şeydi. parçalanan gurur kendini deli gibi yerden yere atıyor, insanın en sevdiklerine zarar veriyordu."

    "bu taşı ben almazsam... kim alır? "

    ve

    "onu hem bırakmak hem de öpmek istiyordum, hangisini yapacağıma da karar veremiyordum. çok gençtim. öptüm onu."

    !---- spoiler ----!
    nisa
  4. esrarengiz yazar trevanian ın yine bask bölgesinden bizlere getirdiği , bitirdiğinizde bütün taşların yerine oturduğu ama okurken asla biten noktaya gideceğini öngöremediğiniz güzel bir hikaye. şibumi den sonra burda da bask bölgesinin işlenmesi google ı açıp basklar hakkında bilgi almaya zorluyor. benim asıl kendimi özdeşleştirdiğim karakter paul oldu . hayattan alınabilecek zevklerin mantığında sınırlayıp değersizleştirerek kendini babasına ve kız kardeşine feda etmesi üstünde durulması gereken bir bakış açısı. kitap bittiğinde ne olacak bunların sonu hep böyle mi derken yaşanan trajik duruma rağmen yine de rahatlıyorsunuz.
    !---- spoiler ----!

    "bana da acımakla vakit kaybetme, montjean. ben hayatta kendi durumumu dikkatle saptadım. ne fazla mutluluğa, ne de fazla acıya yer bırakıyorum. kendime güvenli ve kararlı bir yüzeysellik edindim. zevklerim var ama iştahlarım yok. gülüyorum, ama pek seyrek gülümsüyorum. beklentilerim var, ama umutlarım yok. esprilerim var, ama mizahım yok. çok atağım ama hiç cesaretim yok. açık sözlüyüm ama içtenliğim yok. çekiciliği güzelliğe tercih ederim. rahatlığı da yararlılığa tercih ederim. güzel kurulmuş bir cümle bence anlamlı bir cümleden daha iyidir. her şeyde yapaylığı seçerim!" sustu ve sırıttı. "belki bazıları beni kendime acımakla bile suçlayabilirler." omuzlarını kaldırdı. "ne olursa olsun, senin beni ziyan ediyorsun diye suçladığın hayat, zaten o kadar değerli bir şey değil. kumar oynuyorsam bile, bozuk parayla oynuyorum sayılır.

    !---- spoiler ----!
    hana
  5. okuduğum bir kitabı, tekrar okuduğum oluyor bazen. katya’nın yazı nı ilk okumamın üzerinden 10 yıl kadar geçti sanırım. o zamanlar trevanian’ı tanımıyor, şibumi’yi okumamıştım. kitabın konusundan çok arka kapağında ki; kim olduğunu yalnızca yayıncısının, nerede olduğunu da yalnızca kendisinin bildiği, gizemli yazar trevanian hakkında ki yazı ilgimi çekmişti. kitabı okumaya başlayınca gizemli olduğu kadar iyi bir yazarla da karşı karşıya olduğumu anlamıştım. büyük bir keyifle, kısa süre de okuyup bitirdiğimi hatırlıyorum. emanet kitap olduğu içinde altı çizilesi satırlara dokunmamıştım.(not alabilirdim, nedense onu da yapmamışım.) altı çizilesi satırlardan birkaçını zihnime mıh gibi çakılıp kalmıştı. ama gel gör ki insan bazı şeyleri unutmaya mahkûm. zamanla zihnime çakılı cümleler silindi gitti. bazen, kitapçıların raflarında romana rastlarsam unuttuğum cümleleri görüp hatırlarım beklentisiyle sayfalarına şöyle bir göz gezdirirdim ama ne fayda. kitabı okuduğum için almaya da pek yanaşmazdım. 4-5 yıl önce günlerden bir gün vaktimi kitap aramaya ayırmış, sahaflarda define avcılığı yapıyordum. girdiğim kitapçıda, üst raflardan birinde bir kitap dikkatimi çekti; kitabın sırtında trevanian katya nın yazı yazıyordu. ama benim okuduğum ve kitapçılarda görmeye alkışkın olduğum kitaptan farklıydı. kitabı uzanıp elime aldığım da kitabın türkiye de ki ilk baskısı olduğunu anladım. kapağı çevirip ilk sayfasına bakınca haklı olduğumu gördüm. birinci baskı: kasım1983 yazıyordu. rafların arasında gezinmeyi bırakıp, kitabın ücretini ödedim( 6 lira olarak hatırlıyorum ) eve dönünce, kitaplıkta ki diğer trevanian kitaplarının arasına koydum. o günden beri koyduğum yerde duruyordu. ta ki geçen haftaya kadar. kitaplığın önünde hangi kitabı okusam diye dikilirken gözüme çarptı. alıp altı çizilesi satılara rastlarım diye sayfaları çevirirken, dedim tekrar okuyayım ve okudum. ikinci kez okumama ve sonunu bilmeme rağmen olayların detaylarını unuttuğum için ilk okuduğum zaman ki ilgiyle okudum.

    kafka ‘okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar?’ demiş. katya’nın yazı tam da böyle bir kitap. akıcı kurgusu ve trajik sonuyla (yumruğu tam burada indiriyor)enfes bir roman. ama bu kitabı iyi bir kitap yapan sadece bunlar değil. arka kapağında yazdığı gibi bir aşk romanı görüntüsünü verse de insan denen canlının karmaşıklığını anlatmak üzerine kurulu. romanda olayların geçtiği zamanın, birinci dünya savaşının hemen öncesi olması boşuna değil. zira her bir karakterin kendince bir huzursuzluğu var, kendileriyle bir savaşım içindeler ve her bir karakter bu iç çatışmalarının farklı bir şekilde üstesinden gelmeye çabalıyor. bu bakımdan kitapta doktor freud’un ismi de bolca geçmesi şaşırtıcı değil. trevanian ın psikolojiyi çok iyi bildiği kesin. bu ikinci okumada benim ayrıca keyif aldığım kısımlar; özellikle dr. gross ve bay treville nin olduğu felsefe, tarih, mizahla yüklü diyaloglardı.

    altı çizilesi satılardan bazılarına gelecek olursak:

    “ insanın kafasını boşaltıp…neşeyi değilse bile, en azından huzuru aramayı öğrenmesi şart. başka nasıl yaşanabilir?”

    “insanın kendini farklı sanmasından daha sıradan, daha olağan bir şey yoktur.”

    “insan ne olacağını önceden bilse bile, o umudu gerçeğin tekrar tekrar yıkmasına yine de engel olamıyor.”