• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.97)
dogville - lars von trier
30'ların amerika'sında rock dağlarında bir kasabadayız. peşindeki gangsterlerden kaçan güzeller güzeli grace, bir kasabaya sığınmak zorunda kalır. kadına acıyan kasaba halkı, başlangıçta iyi niyetlerle kadına sahip çıkar ve arasına alır. fakat kadının konumunun kendileri açısından da bir tehlike arz etmesiyle, aralarındaki ilişki farklı boyutlar kazanmaya başlayacaktır. grace, kasabalının öteki yüzünü görmeye başlar ve çaresizliği bir kurban konumu almasına neden olur.
  1. başrolde nicole kidman olduğu için izlediğim beklentilerimin üstünde çıkan fazlasıyla etkilendiğim filmdir. alışılmışın dışında bir sistemle çekilmiş. ilk 15 20 dakika zorlu geçse de, alışınca uzunluğuna rağmen sıkılmadan bitirdim. düşünsel bir yolculuk gibi. özellikle tiyatro seyretmeyi seviyorsanız bunu da kesinlikle seversiniz. izlemeden önce hakkında bir kaç yorum okuyup spoilere maruz kaldım. başka filmlerde önemsemesem de bu filmde bakış açımı ciddi derecede etkiledi. keşke dikkat etseydim dedim.

    !---- spoiler ----!

    kötüyüm, kötüsün, kötüler.

    !---- spoiler ----!
  2. bu filmi izlediğimde adamlar tiyatro sahnesinde film çekmeyi mi denemişler diye düşündüm. bu film
    kimilerine ilginç gelebilir. farklı bir teknik ve yaklaşımı var. ama soğuk bir havası var.rahatsız edici bir film bu tarzı sevenler tarafından güzel bulunabilir.
    tiyatronun yüz yüze etkisini iyi verebilmiş mi bu konuda net bir fikrim yok.
    mafya babası babasından kaçan bir kızın sığındığı köyde daha beteriyle karşılaşmasının öyküsü.
    film benim ilk yüz elli sıralamamda sonlarda yer alır. böyle sinema sıcaklığı olmayan filmleri pek sevmiyorum sanırım.
  3. bugün bu filmi seyretmedim bugün dogville adlı romanı okudum. filme dair her şeyi bu cümleyle anlatabilirim kanımca. bir de trier in izlediğim en sakin filmlerinden biriydi.
  4. yönetmen lars von trier' in "the usa: land of opportunities" üçlemesinin ilk filmi.

    !---- spoiler ----!

    üçlemenin adı her ne kadar amerikayla ilgili olsa da dogville atıfta bulundukları bakımından bütün insanlığa yapılan bir eleştiri niteliğinde. biri giriş olmak üzere toplam 10 bölümden oluşan filmin giriş bölümünde kasabayı ve sakinlerini tanıyoruz. ilk bölümde ise kasabaya kafkaesk bir şekilde giriş yapan bir kadını. kasabalı ilk zamanlar bu gizemli yabancıya karşı temkinli yaklaşıyor, kadın ise kasabanın filozofu!' nun tavsiyesi üzerine kasabalıya kendini sevdirmek amacıyla onlara işlerinde yardımcı olmaya başlıyor. kasabalı ilk etapta yardıma ihtiyaçları olmadığını söyleyip kasabalarına gelen bu gizemli yabancının onların "huzur ve mutluluklarına" karşı tehlike oluşturacağını düşünselerde zamanla kadını ve ondan gelen yardımı kabulleniyorlar. kadının kasabayı terk edememesinden dolayı kadını polise teslim etmekle tehdit edip adeta köleleri haline getiriyorlar.
    film bir çok dini metine de atıfta bulunmakta. filmi izleyenler için olaylara birde şu gözle bakmalarını tavsiye ederim.

    kadın - isa
    mafya babası - tanrı
    kasabalılar - insanlık

    ayrıca yedi ölümcül günah, 7 çocuk, 7 biblo.
    kasabanın köpeğinin isminin moses olması.

    !---- spoiler ----!
  5. !---- spoiler ----!

    hayatın anlamı ve hayatın amacı sorularından daha önce gelen bir soruyu cevaplayan filmdir. hayat gerekli midir? dünya iyilerden ve kötülerden mi oluşuyor yoksa bu çarkı döndüren herkes kötü müdür? koşullar ve adaptasyon bizim anafikrimiz olmalıdır. sıradan bir köy bir anda despotizmin tillahını gözler önüne serebilir. güç dengesi diye bir şey yoktur, gücün varsa kullanırsın yoksa güçsüzler ordusuna katılırsın. bütün taşları sağa sola atarak bir bina inşa edemezsiniz onları üst üste koymanız gerekir. asıl sorumuz yine aynıdır bizim bir binaya mı ihtiyacımız var? peki bu taşlar ne olacak? üst üste koymazsak toprağa karışacak o taşlar, karışmaması mı gerekiyor? insanlar birlikte yaşamazsa ölür, birlikte yaşamak için hiyerarşik düzen kurulur ve güçlü gücünü kendinden daha az güçlüye karşı kullanır. işte kibir de tam bu noktada devreye girer, güç kullanmayı reddeden bir insan eninde sonunda hatasını anlar ve katliam gerçekleştirme arzusuna kapılır.

    filmin can alıcı notu bence şudur; insanlar hayatlarına sahip olmak ister, doğrularının mükafatını almak, hatalarının cezasını çekmek ister. sen kim oluyorsun da bunu onların elinden almaya kalkıyorsun?

    tam anlamıyla bir başyapıt.

    !---- spoiler ----!
    abi
  6. affetmek duygusu ve insan duyulan saygının irdelendiği lars von trier filmi. filmde ayrıca insanın intikam duygusunun perçinlendiği ve acı karşısında zevk gerçekçi bir şekilde ele alınmıştır. bir insanı affetmek ne kadar kolaydır ya da sana acı çektiren insanlara aynı acıları yaşatmak insanın yaratılışından gelen bir olgu mudur? sorusunu sorarsınız filmin sonunda. aciz ve zavallı bir insan olduğunuzu hatırlayıp kendinizi sorgulayacağınız bir film olarak kalır hafızalarınızda.
  7. lars von trierin yazdığı insan doğasını eleştiren bir felsefe kitabı, insanı huzursuz eden bir şiir, nicole kidman'ın bütün muhteşemliğini gösterdiği bir podyum.

    hakkında çıkarımlar yapmayacağım çünkü herkesin farklı bir şey anlayacağı ve bir çoğunun doğru olduğu bir film dogville.

    ben sadece filmin ne kadar başarılı bir film olduğunu ve trier'in ne kadar başarılı bir yönetmen olduğunu vurgulayacak bir kaç şey söyleyeceğim;

    !---- spoiler ----!

    sahne köyün kadınlarının grace'in odasına girip "erkekleri baştan çıkarttığı" için onu cezalandırdıkları sahne. bir noktada vera grace'in heykelciklerini -ki film boyunca seyirci bu heykelciklerin grace'in nihai hedefi, mutluluğunun anahtarı olduğuna inanır- teker teker kırar ve eğer ağlamazsa heykelleri kırmayı bırakacağını söyler. grace istenileni yapamaz ve vera bütün heykelcikleri kırar.

    sonraki sahnelerden birinde; grace'in babası şehre geldiğinde -yani güç grace'in eline geçtiğinde- grace ve babasının adamları vera'nın çocuklarını yan yana dizer ve grace vera'ya çocuklarını bir bir öldüreceğini eğer ağlamazsa çocukları öldürmeyi bırakacağını söyler. vera istenileni yapamaz ve gangsterler bütün çocukları öldürür.

    "there's a family with kids. do the kids and make the mother watch. tell her you'll stop if she can hold back her tears. ı *owe* her that."

    bu iki sahne böyle okunduğunda aynı şiddette iki eylem değilmiş gibi geliyor değil mi? ama filmi izleyenler bilecektir ki ilk sahne çok daha yoğun bir sahne ve ikinci sahnede izleyici vera'nın başına gelenlerden mutlu oluyor. yönetmen bizi bir anneye çocuklarının teker teker öldürülmesinin izletilmesinden zevk alacak bir noktaya getiriyor. işte sinemanın gücü budur.

    bütün bunların üzerine bir kaç alıntı yaparak tamamlayayım:

    alıntı 1;
    "the big man: you do not pass judgement, because you sympathize with them. a deprived childhood and a homicide really isn't necessarily a homicide, right? the only thing you can blame is circumstances. rapists and murders may be the victims according to you, but ı, ı call them dogs. and if they're lapping up their own vomit, the only way to stop them is with a lash.

    grace: but dogs only obey their own nature, so why shouldn't we forgive them?

    the big man: dogs can be taught many useful things, but not if we forgive them every time they obey their own nature."

    alıntı 2:
    "grace: so ı'm arrogant. ı'm arrogant because ı forgive people?

    the big man: my god. can't you see how condescending you are when you say that? you have this preconceived notion that nobody, listen, that nobody can't possibly attain the same high ethical standards as you, so you exonerate them. ı can not think of anything more arrogant than that. you, my child, my dear child, you forgive others with excuses that you would never in the world permit for yourself. you should be merciful, when there is time to be merciful. but you must maintain your own standard. you owe them that. you owe them that. the penalty you deserve for your transgressions, they deserve for their
    transgressions. "

    !---- spoiler ----!
  8. bu film kesinlikle hem yönetmen hem oyuncu mucizesi. çekim şekline ve nicole' un oyunculuğuna bayıldım.

    sen ne kadar iyi olmaya çalışırsan çalış şartlar gerektirdiğinde yapman gerekeni yapıyorsun. karakterin adını hatırlayamadım ama nicole' un yerinde olsaydım ben de aynı şeyi yapardım. üzgün değilim.
  9. lars von trier'in tekniğini konuşturduğu ontolojik şaheseridir.
    izlerken gayriihtiyari marquez'in cronica de una muerte anunciada romanını akla getirir. toplumda oluşan aynısallaşma, çürüme, apati sürecini adım adım keskin hatları ile ortaya koyar. böyle bir film için böyle bir atmosfer kurarak böyle bir set hazırlamak müthiş bir yaratıcılık örneği olmuş. lars von trier yine zekasını konuşturmuştur. böyle bir film başka türlü bu kadar güzel anlatılamazdı.
    filmde bütün deccal, şeytan, tanrı hikayelerinin dışında çok sert ve gözde kaçan bir faşizm eleştirisi de söz konusudur. kendinden olmayanın yadsındığı yapı maalesef canlıların doğasında vardır. küçük bir tavuk kümesinde her şey olağanken, kümese yeni, oraya ait olmayan yani yabancı bir tavuk atarsanız dogville'nin nasıl bir yer olduğunu anlarsınız. özellikle yeni katılan tavuk, fiziki bakımdan da güçsüzse o bütün tecavüz, itelenme kakalanma atmosferi adaptasyon süreci tamamlanana kadar tezahür edecektir. bazen bu süreç hiç bir zaman tamamlanamamasıyla tavuğun gagalanarak, aç kalarak ölüme mahkum olmasıyla da sona erebilir.
    böylece kendinden olmayanı statü, iş, aş, cinsellik gibi türlü kayıplar yaşanacağı gerekçesiyle, adına toplum dediğimiz, sosyal yapı dediğimiz sürü tarafından ötekileştirme, yabancılaştırma gerçekleştirilmiş olur. oysa insan dediğimiz bilinçli organizmanın diğerlerinden en azından tavuklardan biraz farkı olması gerekir.
    işte dogville'de tam da bu faşizmle yoğrulmuş, yozlaşma, doğal olmayanı doğallaştırma, etik olmayanı mübahlaştırma, normalleştirme süreci işlenmiştir. filmin son sekansında yaşanılan hadisenin, çoğu izleyeni tatmin etmiş olması, müstahak görülmesi de tam bir ters köşedir.
    "oh olducu", "içimin buzları eridici" entrylere ithafen, izleyicinin filmin başından beri eleştirtirdiği, kabul edemediği olgu son sekansta izleyicinin dogville sakinine dönüşmesiyle tamamlanmış olur.
    kurunun yanında yaşı da yakmak, bir milyonda bir masumun bile haksız yere cezalandırılması eğer sizin vicdanınızı, ahlak, adalet düşüncenizi mamur ediyorsa, siz de aslında bir dogville sakinisiniz.