el


  1. parmakları olan organ.

    şimdi nereden çıktı bu el diyeceksiniz. sponten gelişen bir konu. bu akşam nöbetciyim eldivenlerimi çıkartıp elllerimi dezenfektanla yıkadım. öyle kurularken ellerime baktım. halk arasında "ellerine bakarsan düşman seni anar" diye bir batıl inanç vardır. önce o aklıma geldi. "kim anarsa ansın" dedim.

    sonra okuduğum bir anektod aklıma geldi. james joyce, 1920’lerde paris’teyken bir partiye katılmış. o sırada yanına bir kadın yaklaşıp, “ulysses’i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?” diye ricada bulunmuş. joyce sağ elini kadına uzatacağına havaya kaldırmış, bir süre inceledikten sonra şöyle demiş: “size şunu hatırlatayım madam, bu el başka işlere de yaramıştır.”

    evet el her işe yarıyor. her yerde, her işte elimiz, ellerimiz var. savaşan, dua eden, üreten, yaklaştıran, uzaklaştıran, öldüren, yaşatan.
    öyle meslekler var ki sadece ellerle yapılır. sanatın bazı dalları gibi hayat verir bir tabloya, bir heykele, ya da bir müzik notasına.
    sadece organ olarak kalmıyor elimiz, ellerimiz.

    melih cevdet anday ne güzel demiş.
    hayvanlar konuşamadıkları için kimbilir ne güzel düşünürler tıpkı ellerimiz gibi.