1. örnek; tansu çiller- özer çiller. kadının soyadını bile aldı adam. daha ne olsun ?

    pardon yanlış örnek oldu galiba.

    belki de mesele cinsiyetle alakalı değil.
  2. olmayan egodur. zira kadın erkeğin gücüyle var olmaz. türümüze ait ve/veya yakın her canlı gibi temelde iki cinsiz ve kadının erkeğin gücüyle var olduğuna inan bir zihniyetin bir erkek tarafından doğrulduğu ihtimalinden başka bir şey gelmiyor aklıma.
  3. başlığı açan arkadaş genel konuşmamış diye düşünüyorum. malum kişinin karısına seslenmiş gibi geldi.
  4. sabah kahvaltıma eşlik etsin diye şöyle bir bakıyordum ki arman'ın ali ağaoğlu' nun "ortanca karısıyla" olan röportajını gördüm.. nitekim ağaoğlu böyle nitelendirmiş ayten alpar'ı. nikahsız iki eşinden biri.. şuradan okuyabilirsiniz

    okudukça dehşete düşmemek de elde değil. kadın o kadar normalleştirmiş ki kendince ve şaşıramama haline bürünüyorum.. kadınlar artık bir savunma mekanizması getirmişler kendilerince. olayın ne kadar vahim olduğunu kavramaya da güçleri yok.

    her hangi bir maddi katkısı yok bana demiş. okuduğuma göre ağaoğlu'nun bugünlere gelmesinde kendisinde haklı bir pay görüyor. eğitim seviyesi burada dikkatimi çekti. küçümsemek adına değil ama yine de eğitimine devam etmek yerine değişik bir özgüven ile bu konuda da farklı olduğunu vurgulamış..

    baştan ayağa falsolu sözler bana kalırsa. ben okuduklarım konusunda tatmin olmadım. dahası yakıştıramıyorum anne olan bir kadına. insan sırf egoları için çocuk sahibi olmamalı. sırf sevdiği adam zengin diye kendine bunu haklı göstermemeli. çok kere vurgu yapmış, bir uzmanı da referans göstererek; çocuğum anne baba ile büyümüş bir çocuk kadar sağlıklı.. nereden biliyorsun sayın alpar demek isterdim. çocuk buna hiç bir zaman hazır olamaz.. değil 10 yaşında olsun, 50 yaşında bile olsa anne babasının ayrı yaşıyor olmasına bir mana yükleyemez. ayrılmaları zaruri bile olsa, içinde her zaman burukluk hissi taşır. tüm bunları bir kenara koyarak şimdi nasıl o çocuğun huzurlu olduğundan dem vurabilir ki?

    ısrarla parasal gücünün şu anki konumuyla alakası olmadığını vurgulamış olsa da ayten hanım, başlıkta konusu geçen kadınlara sadece bir örnek.. lakin sanılmasın ki sadece kadınlara has bu durum. erkekler arasında da bu tarz düşüncede olanlar yok değil.. burada kilit nokta ise; kendinden yararlı bir insan yapmak varken, başkalarının aracılığı veya tam ve hep desteği ile bir yerlerde olma arzusu, hatta bir kaç adım ötesi hırsı.. hırs dediğimiz şey ne menem bir duygu gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum..

    bir başka dikkat çeken tarafı kadınlar tarafından ele alacağım.. evli olan kadın kendini hep bir tık üstte görüyor, hele çocuk da yapmış olmasın bu his çarpım çarpım karşımıza çıkıyor. sen bekarsın ne anlarsın laflarına maruz kalan pek çok hemcinsim bunun ne demek olduğunu anlayacaktır elbet. burada da erkek yoluyla elde ettiği medeni halini, bir başka ego aracına dönüştürmüş kadını görmek mümkün..

    kendine yetme duygusu sanırım içlerde gelen bir duygu.. ister tek olun ister birisiyle yaşamınıza yön vermiş olun, her zaman rotayı kendiniz çizin. bu güce sahip olmanın verdiği his, paha biçilemez...
  5. son dönemlerde çok fazla ön plana çıkmaya başlayan durumdur. ekonomik (ya da maddi demeliyiz) güç her zaman için bir statü sayılıyordu ancak son yıllarda daha da önem kazandı. (sanırım burada sosyal devlet anlayışından iyice uzaklaşmamızın etkisi var)
    yanındaki erkeğin statü olarak yukarıda olduğunu gören kadının, kendisinin pek bir katkısı olmadığı halde (maddi anlamda söylüyorum) tuhaf bir şekilde duyduğu egosantrik hislerin dışavurumunu gözlemliyoruz.
    kişisel eksikliklerini perdelemeyi, diğer her şeyden önde gösteren bu anlayışı oluşturan taşları incelersek;
    - aile baskısıyla hor görülerek yetiştirilme tarzı
    - toplumun gitgide bağnazlaşmaya başladığı dönemde bireysel gücü yetersiz kalması sebebiyle erkeğin gücünü kendisine koruma kalkanı yapması içgüdüsü
    - aklını zorlayıp okuyup eğitimli olmaktansa işin kolayına kaçarak kuddetli erkeği kaparak rahatına bakma hali
    gibi bir kaç sonuca varabiliriz.
    buna benzer bir durumu; gezi olayları esnasında hükümetin düzenlediği mitinge giden ablamızın "g.tünün kılıyım" demesinde de gözlemleyebiliriz. bu ablamıza kimse "sen g.t kılı olma, toplumun eşit bir bireyi ol diye bu insanlar kazan kaldırdı" şeklini anlatamıyor. onun gözünde ortanca hanım da olsa, g.t kılı da olsa, bireysel olarak yok da olsa, görünmez de olsa sorun değil, güvenlik çemberinin içinde nasılsa. bu çemberin içinde kalabilmek için ödediği bedel hor görülmek, itilmek hatta daya yemek de olsa sorun etmiyor bunu.

    hani ihtiyaclar hiyerarşisi vardır bir çoğumuzun bildiği. fizyolojik ihtiyaclar en önemlisidir, peşinden güvenlik ihtiyacı gelir. işte sayılma ve saygınlık ihtiyacı bunlardan çok sonra geldiği için belki de en kolay feda ettiğidir. fizyolojik/güvenlik ihtiyaçları için saygınlığından kolaylıkla vazgeçebilir.
    güçlü erkek yanındayken onun da gölgesine sığınarak hayatını idame ettirmekte bir beis görmez. kendinden alt gördüklerini de ezerek ruhunun tatminine devam edebilir.