• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
Yazar jack london
adem'den önce - jack london
jack london gerçek olaylardan yola çıkarak yüzlerce öykü yazmıştır. alaska maceralarını anlattığı “vahşetin çağrısı”, “altına hücum” gibi çok tanınmış kitaplarının yanı sıra, sosyalist ideoloji etkisi ile yazdığı “demir ökçe”, “uçurum insanları” gibi romanları da sevilerek okunmuştur. yayınlandığı dönemde fırtınalar koparan bu eserler gelecekte de önemlerinden hiçbir şey kaybetmeyecektir. “martin eden” kendi yaşantısını anımsatsa da “adem'den önce” bütün kitapları içinde farklı bir yere sahiptir (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. oldukça ilginç ve ilgi çekici bir kitap. dili sade ve akıcı. konu kitabın isminden de anlaşılacağı üzere henüz hiç bir tabunun ahlakın dinin olmadığı ( homo-erectus--neandertal) zamanını çok güzel bir şekilde işlemiş. bir takım kalıtımsal şeylere cevap aramaya çalışmış. mantıklı argümanlarda sunuyor satır aralarında. karanlıktan korkmamızın sebebini zamanında atalarımızın yırtıcı hayvanların geceleri karanlıktan geldiğini zamanla kalıtım yolu ile günümüze geldiğini lakin günümüzde ise yırtıcı hayvan korkusu yerine hayalet, cin gibi varlıkları koyduğumuzu söylüyor.
    ve en dikkat çeken kısmı ise hemen herkesin rüyasında gördüğü "rüyada uçurumdan düşme" olayı üzerine getirdiği açıklamaydı. şöyle diyor jack london amcamız:

    "hocam, bunun kalıtsal bir rüya olduğunu ve ağaçlarda yaşayan ilkel atalarımıza kadar uzandığını açıklamıştı. onlar açısından düşme olasılığı, sürekli tehlike olarak varlığını sürdürüyordu... ilkel insanların çoğu, yaşamını bu şekilde yitiriyor ve hemen hemen hepsi ağaçlardan korkunç şekilde düşüyor, hızla yere yuvarlanırken ölümden kurtulmak için dallara tutunuyorlarmış.
    işte böylesi bir düşüş, -ölümcüllüğünü yitirmişse- çok ciddi organik bozukluklara yol açıyor ve beyin hücrelerindeki moleküllerin değişimlerini belirliyormuş. bu değişimler, kuşaktan kuşağa düşünce hücrelerine iletilerek ırksal anıları oluşturuyorlarmış. yani, siz ya da ben uyuyakaldığımız zaman, ya da uyuklarken, boşluğa yuvarlanıp tam yere değecekken bir çeşit baş dönmesiyle kendimize geldiğimizde, yalnızca, ağaç üstünde yaşayan atalarımızın duyduğu ırksal kalıtım anısıyla iletilmiş duygulan yeniden yaşamış oluyormuşuz.
    ....
    siz ve ben yerde paramparça olmayan şanslı ataların soyundan gelmekteyiz.."
  2. henüz kitap okumak nedir bilmediğim bir zamanda , babamın dev kütüphanesinde ezkaza rastlamıştım bu şahane kitaba. dini bütün bir ailede doğmuş bir çocuk olarak kitabın ismini gördüğümde afallamıştım. adem'den öncesi de mi vardı ? bana kimse bahsetmemişti halbuki. bir nefeste bitirmiştim kitabı sonra bir müddet etkisinde kalmıştım. bilemiyorum ilkel yaşamın samimiliğinden mi yoksa basitliğinden mi , sevmiştim o insansıları ve yaşanılan ortamı. kitap bana evrimi keşfettirip tanrıyı sorgulatmıştı ilk defa bu yüzden bende yeri ayrıdır. okusam mı okumasam mı tereddütü yaşayan insancıklara şiddetle tavsiyemdir.
  3. şöyle mükemmel bir tespit barındırır:

    "erkeğin eşini öldürdüğü tek hayvan türü insandır."
  4. az önce okuyup bitirdiğim kitap. küçükken okuduğum bir jack london kitabından sonra uzun yıllar okumamıştım. fakat bu yıl jack london'ı yeniden keşfediyorum. bazı yazarları okuyabilmek için iyi bir altyapı ve görece gelişmiş bir bilinç gerekiyor. jack london da onlardan biri. dini görüşlerle bezeli zihinlerin evrimi kabul etmemelerinden ötürü kabul etmesi zor bir kitap adem'den önce. bizi ve bizi yaratan olayları ustalıkla anlatmış jack london.

    !---- spoiler ----!

    "...sarkıkkulak çok güç durumdaydı yanımda; o andaki davranışı, yani büyük korkusuna karşın kalkıp gitmeyerek benimle kalışı, sanırım ki insanoğlunu en güçlü hayvan hâline getiren iyilik ve arkadaşlık duygularının henüz tam gelişmemiş bir örneğiydi...

    ...hiç unutamadığım bu sahne üzerinde sık sık kafa yorarım. yarı yetişkin iki hayvancık, insanoğlunun daha çocukluk yıllarında, yan yana. bunlardan biri içindeki büyük korkuyu yenerek, kendisini kurtarmak, kaçmak gibi bencil bir içgüdüyü alt ederek ötekinin hayatını kurtarmaya çabalıyor..."

    "...herhalde on ya da yirmi yıl kuşak sonra biz de sepet örmeye başlayacaktık. kesin olan bir şey varsa o da bir kez sazlardan sepet örmeyi akıl ettikten sonra atılacak adımın kumaş dokumaya başlamak olacağıydı. bundan sonra da giysiler yapılacak, gövdenin örtülmesi ile utanma ve utangaçlık duyguları doğacaktı."

    "...karın açlığına epeyce benzeyen bu açlık nedense karnım tokken beliriyordu her seferinde." (modern anlamıyla aşktan yani çiftleşmek isteğinden bahsediyor)

    "...ilkel hayvanların erkekleri dişilerine bu türlü kötü davranmaz, eşlerini öldürmezlerdi çünkü. öyleyse kızılgöz'ün bütün geriliğine rağmen bu konuda ileri olduğu söylenebilir. erkeğin eşini öldürdüğü tek hayvan türü insandır."

    "...kısacası hep birlik olup kızılgöz'ü ortadan kaldıramayışımızın asıl nedeni söz dağarcığımızın yetersiz oluşuydu."

    "...insanoğlunun imgelemi geliştikçe ölüm korkusu da artmış olabilir."

    "...kendi topraklarına sığamayacak kadar çoğaldıkları için bizim topraklar fethetmeye karar vermiş olacaklar."

    !---- spoiler ----!

    ayrıca kitabın bitiş cümlesi de birçok şeyi özetler nitelikte. "en eski düşmanım kızılgöz... canavar... atavizm..." anladığım kadarıyla en eski düşmanımız saldırgan ve ilkel dürtülerimiz demeye getiriyor jack london burada. çünkü kitapta anlatılan en ilkel "insan" türüne mensup bir yaratıktı kızılgöz.

    yazdığı karakterle modern insan arasında uçurumlar var gibi görünse de özünde benzer basit temellere oturtulmuş, "içgüdü" denilen canavara sürekli olarak yenik düşen, saldırgan ve bir o kadar da tehlikeli canlılarız. madem "ilkellik"ten, "modern"liğe evrilmeye karar verdik -ya da bu doğal bir süreç halinde gelişti- bunun gereklerini yerine getirerek bu saldırgan ve doğayı tahrip eden tutumu bırakmamız gerekiyor. ahali'den bu yana değişen tek şey kullandığımız araçlar ve onları kullanırken gelişen daha komplike bir düşünce sistemi. özünde tek amacımız vahşice hayatta kalmak.

    edit: jack london'ın ve kitabın etkisinden dolayı pınar kür'den bahsetmeyi unutarak ayıp etmiş oldum. çok başarılı bir çeviriyle kitabın üzerimde bu kadar etkileyici olmasını sağladığı için kesinlikle hakkını vermek gerekir.

    edit2: imlâ. teşekkürler @nepentes