• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
gecekuşu kornelius - dezso kosztolanyi
bir kitapçıdaki yeni yayınlar kendi reklamlarını üzerlerine takılı renkli bir kâğıt bandrolle yapıyorlardı:
"okunmaz bir paçavra... beyni sulanmış bir ihtiyarın son yapıtı, bugüne dek tek nüshası bile satılmadı... ervin hörg'nün en mide bulandırıcı, en tumturaklı şiirleri."
"inanılır gibi değil," diyerek şaşkınlıktan şaşkınlığa düştüm. "burada bu kitapları satın alanlar çıkıyor mu?"
"almayacaklar da ne yapacaklar!"
"ve de okuyorlar mı?"
"yoksa sizde böylelerini okumuyorlar mı?"
(...)
parlamentonun önündeki alanda birisi binlerce kişilik bir kalabalığa nutuk çekiyordu:
"dar alnıma, hayvansal bir açgözlülükle çarpılmış yüzüme bir bakmanız yeter, kiminle iş tuttuğunuzu hemen anlayacaksınız. hiçbir meslekten, bilimden anlamam, bu dünyada hiçbir iş için elverişli değilim, özellikle de size yaşamın anlamını açıklayacak ve sizleri bir amaca doğru sürükleyecek bilgim yok. amacımın ne olduğunu da size anlatayım. kısa yoldan küpümü doldurmak istiyorum, haraç toplar gibi para toplamak istiyorum, öyle ki benimki ne ölçüde artarsa, sizinki o ölçüde azalsın. bu yüzden sizleri elimden geldiğince aptallaştırmam gerekiyor. yoksa sizler kendinizi yeterince aptal mı sanıyorsunuz?"
"hayır, hayır!" diye öfkeli bir uğultu koptu kalabalıktan.
"madem öyle, şunu demek istiyorum, vicdanınız ne buyuruyorsa onu yapın. rakibimi tümünüz de tanıyorsunuz. soylu, evcil bir erkek, koca bir kafatası var, insanı aydınlatan bir de beyni. bu kentte onun yanında yer alacak bir kişi var mı?"
"hiç kimse!" diye kükredi kalabalık tek bir ağızdan.
"hiç kimse yok" sesleri yükseldi ve yumruklar da havaya kaldırıldı.
hava karardı.
gecenin içinde dolanıyordum. birden kara gökyüzü aydınlanıverdi, sanki güneş doğmuş gibiydi, pek çok güneş, bütün bir güneş sistemi. alev saçan harfler kıvılcımlar saçıyordu:
"çalıyoruz, aldatıyoruz, soyuyoruz."
"bu ne?" diye sordum esti'ye.
"bir bankanın ışıklı reklamı," dedi aldırmazlık içinde.
  1. dezso kosztolanyi benim dolambaçlı bir yoldan biraz da şans eseri keşfettiğim bir yazar. türkiye'de de sanırım pek bilinmiyor. aslında içinde geçen şöyle bir bölümü türkçe kelimeler üzerine başka bir şeyler araştırırken okuyup sonra ver elini gecekuşu kornelius dedim, az önce aldım:

    "biliyorum ki senin ataların, benim atalarımın kanını döktü ve bir buçuk yüzyıl utanç verici kölelik altında tuttular. buna karşın yine bir yüzelli yıl kölen, uşağın, vergi verenin olmak isterdim sevgili düşmanım, sevgili doğulu akrabam. biliyor musun? gel barışalım. ben hiçbir zaman kızmadım senin halkına, çünkü yokluklarında mutsuz olacağım en güzel sözcüklerimizi sizden aldık. şairim ben, sözcüklerin aşığı, delisi. “inci” sözcüğünü siz verdiniz, “ayna” sözcüğünü, ve sonra “tabut” sözcüğünü de. sen, inci gibi kız, tabutum kapatılıncaya dek ruhumun aynasında parıldayacaksın. eğer ‘yüzük’, ‘yüksük’, ‘buğday’, ‘şarap’ dersem anlar mısın? tabii, niye anlamayacakmışsın, bunlar da sizin sözcükleriniz ve varlıklarından karın doyurduğum ‘harf’ de, ‘yazı’ da sizin. yüzüğüm, yüksüğüm sensin, beslendiğim buğdayım, sarhoş eden şarabım sensin. en gösterişli üç yüz otuz sözcüğümüzü size borçluyuz."

    bitirince tekrar gelirim.
    mesut