• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
güven - vedat türkali
2 cilltten ibarettir.


son kitabı “güven”de, 2. dünya savaşı yıllarında illegal türkiye komünist partisi (tkp) ve partiyi arayan bir grup insanın öyküsünü anlatan vedat türkali, “bu kitap, türkiye için gerekliydi” dedi.
5 kitaptan oluşan 2 ciltlik, yaklaşık 1300 sayfalık kitabını yazdığı 10 yıl boyunca ingiltere’de yaşayan 81 yaşındaki yazar, “bir gün tek başına” ile başlayan, “yeşilçam dedikleri türkiye”, “mavi karanlık” ve “tek kişilik ölüm” adlı kitaplarla süren yazım serüveninde, “güven”in ayrı bir yeri olduğunu vurgulayarak, “hep
yazmak istediğim kitap... bugüne kadar yazdıklarım, güven’i yazmak içindi” diye konuşuyor.
şiir, sinema ve tiyatro oyunu yazarak başladığı yaşam serüveninde romancılığı seçmesinde dönemin siyasi baskıları ve sinemanın pahalı bir sanat olmasının büyük rolü olduğunu anlatan türkali, “bunun için adımı bile değiştirdim” diyor. yazar türkali, 1945’lerden beri yazmak istediği ve adını “itimat” koyduğu kitabının öyküsünü şöyle anlatıyor:
“türkiye’yi değiştirmek isteyen, bunun için bir kavga yürüten, bu uğurda türlü baskı ve işkencelere maruz kalan insanların öyküsünü anlatmak istiyordum. onları gözlüyordum ama ulaşamıyordum. çünkü onlar gizleniyordu. ben de tkp’nin içindeydim ama sıradan bir kişiydim. sonra kitap için birçok kişiyle birlikte oldum. şefik hüsnü’ye kadar gittim, bana partiyi, sırlarını anlattı. ama anlatılanları, öğrendiklerimi, (polisin eline geçer ve birilerine zarar verir) korkusuyla yazamıyordum. sonra tutuklandım. cezaevi, benim için gerçek bir üniversite oldu. reşat fuat’ı, şefik hüsnü’yü, dr. hikmet kıvılcımlı ve çok sayıda partiliyi orada tanıdım. romanım için gerekli asıl bilgi ve belgelere orada ulaştım. cezaevinden çıktıktan sonra hemen güven’i yazmaya başlamadım. önce romancılığı öğrenmem gerekiyordu. bir gün tek başına, iyi bir çıkış oldu. ödüller kazandı. hala satıyor.”
“güven”i yazmak için rusya ve eski doğu bloku ülkelerine gittiğini, komünistlerin yaşadığı mekanlarda bulunduğunu anlatan türkali, komintern arşivinin açıklanmasıyla, “karanlıkta kalan bir dönemin aydınlandığını”, kendisinin de bu belgelerden yararlandığını söyledi.

yazmak 10 yil sürdü
gönüllü olarak eve kapandığı 10 yılın sonunda kitabı tamamladığını, ancak yayınevi sahibinin, “başım belaya girer, mahkeme kapılarında sürünürüm” endişesiyle basmak istemediğini anlatan türkali, “sonra 5 ayrı yayınevi basmak için başvurdu. kitap basıldı ve satılıyor. kimse zarar görmedi. çünkü bu kitap türkiye için gerekliydi” görüşünü savunuyor.
kitabın piyasaya çıkmasından sonra hep olumlu tepkiler aldığına işaret eden türkali, özellikle sol çevreden gelen “cinsellik dozunun fazla olduğu” eleştirilerine katılmadığını, insanı tüm yönleriyle vermenin kendisi için önemli olduğunu belirtiyor.
türkali, “güven”in sonunda okuyucuya bir çağrı yaptığını ve herkesin kitabı istediği gibi sürdürebileceğini vurgulayarak, “duyduğuma göre bazıları yazmaya başlamış... bundan çok büyük mutluluk duydum. ben, 2. dünya savaşı sonrasındaki tkp’yi, olayları, kişileri yazmayı düşünmüyorum. türkiye’nin kültür hayatına küçük de olsa bir katkıda bulunmak için çalıştım ve bunun için ağır bedeller ödedim” diyor. (ntv kültür sanata verdiği röportajdan alıntıdır)

1. cilt hakkında:
doğru. kim ne yapıyor ki? bir şeyler diyecek oldu, vazgeçti rahmi. tkp için alınan desantralizasyon kararında, bunun gerekçelerini açıklama görevi de verilmemiş miydi kendilerine? doğru dürüst yaptık mı bunu biz? yapmadık. niye? işimize gelmediğinden! o güne dek tuttuğumuz yolun çıkmazlığını, yanlışlığını bir özeleştiriyle halka duyurmamız isteniyordu bizden. gelmedi işimize! muhalefet doğru mu söylemişti yani! muhalefet nerden çıktı şimdi? o muhalefeti suçlayan da komintern’di! ilkelerine göre doğruydu suçlarken. 32’lerdeydi o suçlama. dünya devrimi peşinde komintern. sınıf sınıfa karşı! muhalefet de merkez’den daha keskin o günler. yedinci kongre’den sonra alındı desantralizasyon kararı. 36 sonları. karar 37 başlarında çıktı. naziler iktidara gelmiş. savaş kazanları kaynıyor. dengeler altüst olmuş. bizimkiler doğru dürüst anlamamış yedinci kongre’de alınmış kararları. kemalistleri değerlendirmeler değişmiş; savaştan yana olmayan devlet sayılmış kemalist türkiye. biz, “kahrolsun kanımızı emen zenginler iktidarı, kemalist burjuvazi,” diyoruz! hiç mi iyi bir şey yapmadı bu adamlar? dediler komintern’de. dediler! yıllarca sonra dediler! habersiz mi yapıyorduk onlardan; bilmiyorlar mıydı daha önce yaptıklarımızı? “bu işin tüm sorumluluğu merkez komitesi’nindir; biz bunu üstleniyoruz” dedi doktor. evet, komintern’e verdiği yazılı bildiride dedi. kaç kişi gördü o bildiriyi? devlet sırrı gibi sakladık. oturup şimdi anlatayım mı bunları? “kim ne yapıyor ki?” diye taş atıp dursun mu bu adam? legaliteye geçin, dediler. olan biteni şu adamla bile konuşamıyorsak, nasıl geçeceğiz legaliteye. rakı mı çarpıyor? ağır ol bakalım rahmi yoldaş! kimsenin sana bir şey sorduğu yok.



2. cilt hakkında:
polisin fellek fellek aradığı hasan basri alp kayıptı, nerde olduğunu bilen yoktu. ele geçeceği pek düşünülmediğinden olacak, soruşturmada sıkışıldı mı, kimi işleri onun üstüne yıkma eğilimi, polisin basri’yi arama kızgınlığını daha da kışkırtıyordu. istanbul da istanbulluluğunu yaşıyordu gene. kuzeyden, haliç üstlerinden çıkıveren kış azgını kara bulutları, maviliklere mızrak gibi çakılmış minarelerin onuruyla kabaran, kurşunlu, ağırbaşlı kubbeleri, kör olası açlığın kavgasında tedirgin dolanan delifişek martıları, gelin gibi gezinen tekneleri, boğaz’da yaşayan lüferleri, istavritleri, uskumruları, kuyruğu sokakları süpürerek götürülen derya kuzusu torikleri, balıkçı tablalarına manda gibi serilmiş (...) yabanıl sokak kedileriyle sekiz yüz binlik istanbul kenti; kıran kırana savaştaki bir dünyanın ortasında, boynunu bükmüş, karanlık bir beklenti içindeydi. yalnız istanbul mu, tüm türkiye bekliyordu bu acılı karanlık içinde.
  1. özellikle 2. ciltte olaylar daha heyecanlı bir hal alıyor. kitabın kelime dağarcığıma ısrarla eklediği (bkz: ikircikli) kelimesidir öyle ki gündelik hayatta kullanmaya başladığımda ''ha'' yanıtlı şaşkın bakışlar alıyordum.
  2. ankara eryaman 3. etap, göbekte küçük bir park...sağ tarafta bordo boyalı alarko blokları, evi yeni tutmuşuz, ufak bir bahçesi bile var salondan açılan. bahara da yeni çıkmışız, doğalgaz masrafı da azalacak diye mutluyuz baya...önümüz aydınlık...

    o gün sırt çantam biraz daha ağır, öğle yemeğinde yemediğim elma, küçük su, bir arkadaşımın elinde görüp heveslendiğim kitap...iki cilt, tuğla gibi; bitirmem ben bunu ya, neyse, taşımış yanında, ayıp olmasın diye almış atmışım çantaya...

    evin anahtarı yok, düşürdüm mü unuttum mu bilmem...'otobüslerden biriyle göndersene' diye mesaj atıp sıcaktan yanan bir bankın kenarına ilişiyorum...mesaja cevap gelip gelmemesi umurumda değil, duymadı mı, görmedi mi, bu zahmete girer mi girmez mi gibi sorular asla yok...işte güven öyle bir şey...o anahtarın sana bir şekilde ulaştırılacağını bilmek biraz.

    bir elmadan bir kitaptan...boğazım düğümlenince bir yudum su...
    "gönderdim, otobüsün plakası ....., kafanı kaldır bak arada"
    kaç sayfa okumuştum? 40? 50?

    işte sıcak bir öğleden sonra güneşin altında başladığım o kitabı ben üç gün içinde yemeden içmeden nasıl okudum, nasıl bir açlıkla bitirdim anlatması kitap kadar uzun...bahçeye düşen kuş yavrusu koyduğum karton kutunun içinde, kedileri kovaladık, beraberce tkp'yi aradık, istanbul'u arşınladık, aşık olduk, sevdik, en çok da güvendik...

    bu sabah vedat türkali nin vefat haberini okuduğumda o elma o sıcakta boğazıma takıldı yine, kalktım bir yudum su içtim, gülümsedim. güveni özgüvenle yer değiştirdik, anahtarları kaybettiğimizde gelmediği vaki, biz hayatı kendimize göre eğip bükerken, birbirimizi park köşelerinde yalnız bırakırken "o" güzel bir hayat yaşadı ve zamanı gelince de gitti..."üstü kalsın"*
    mesut
  3. devasa büyüklüğüne rağmen su gibi akıp giden bazı kısımlarında cumhuriyet kuruluş döneminde komünizm tarihi ders kitabı tadı alınsa da insanı hem o günlerde yaşama isteğiyle dolduran hem de türkiyede solun çilesi eskiymiş dedirten kitap.
  4. az önce bitirdiğim devasa cüsseli ama 10 sayfaymışçasına akan müthiş bir roman bir o kadar müthiş tarih kitabı.


    !---- spoiler ----!

    halille turgutu kardeş gibi benimsedikten sonra halil'in ölümünün işkencecilerin bakış açısı donukluğu ve umarsızlığıyla anlatılmasının duygulu bir anlatımdan daha fazla iç parçaladığı kitap. son sahnede seher'in umutla halil'i bekliyor olması da hüzne tuz biber oluyor. umutlu ama göz yaşlı bitiyor kitap.

    !---- spoiler ----!