1. türkiye'nin önemli sorunlarındandır ve bence bu sorunu aşmak için ancak hakaret dahil her şeyin içine alınarak alanının genişletilebileceği özgürlüktür. neden böyle söylüyorum? çünkü hakaret kendi kendini itibarsızlaştıran bir ifade biçimidir. yani hakaret eden insan, cevap verilmeden kendi gürültüsüne bırakılsa, kendi sessizliğinde boğulmuş da olur. bunun en betimleyici ve sinematografik örneklerinden biri 12 angry men'de sunulmuştur . yani aslında hakaret cezalandırılarak muteber kılınıyor.

    burada en önemli ayrımın tahkir (hakir/küçük görme/düşürme, méprisant) ile tahrik (harekete/eyleme geçirme/gütme, provocateur) arasında olduğunu düşünüyorum. yani biri bu fikre çıkıp diyebilir ki insanları linç eden ırkçı ayrımcı söylemlere de mi prim verilecek. bu noktada söylem/eylem ayrımını yapmak daha kolay olacaktır. yani ifade/hakaret ayrımını yapmaktan daha kolaydır. aksi takdirde insanlar kendilerine çeşitli kutsallar yaratıp bunları dokunulmaz ilan etmeye başladıklarında bu tutum, hakaretleri önlemekten ziyade asıl ifade özgürlüğü kapsamındaki görüşlere zarar vermeye başlıyor ve üzücü olan yine insanlar bunu göremiyorlar.
  2. bir zamanlar anadolu topraklarında var olduğu rivayet edilen ancak uzun süre önce soyu tükenen, eklembacaklılar familyasından olan bir tür.

    birleşmiş milletler tarafından insan hakları evrensel beyannamesi'nde ilan edilen ve birçok ülke tarafından kabul edilen bir hak da olabilir tabi hangi ülkede yaşadığınıza bağlı olarak.
  3. mevcut sistemde dünyanın neresinde olduğundan bağımsız olarak kocaman bir ilüzyondur. özgür değilim diyemeyecek kadar bile özgür olmadığımız bir sistemden bahsediyoruz. bulunduğun yerin, sistemin, yöneticilerin ve güç sahiplerinin çıkarlarına ters bir şey söylersen yok olursun.

    sadece bu da değil elbette. ifade özgürlüğünden bahsedebilmek için oto-sansür ve bulunduğun toplumun/sistemin değerlerinden kendini soyutlayabilmek gereklidir ki mümkün ve mantıklı değildir. sana senin istediğini değil, kendi değerlerine göre düşündüren bir yapının içinde ifade özgürlüğünden bahsedemezsin.

    gel gelelim "ee, o zaman hiçbir zaman var olmadı ve olamaz da neyi bu kadar önemli? kaldı ki sen burada bunlardan bahsediyorsan demek ki ifade özgürlüğü var!" argümanına. yok kardeşim, vallahi yok billahi yok. ifade özgürlüğü bir ütopyadır haklısın fakat aya gitmeyi hedefleyip gökdelenin tepesine düşmek de bir kazanımdır. sırf olamayacağı için bir hayalden vazgeçmek olur mu hiç?

    anarşist düşünürlerin, anarşizm için dediğini buraya yerleştireceğim, "ifade özgürlüğü gerçekçi olmayabilir hatta asla var olmayacak da olabilir ama düşüncesi bile güzel."
  4. amerikan rüyası. herkes bahçeli evlerde mangal partisinde kendi görüşünü savunur. biri diğerinin görüşlerine saygılıdır, hoşgörü vardır. bilimsel şekilde tartışılır.birbirlerine elit, dinci, çomar demezler. hayal etmesi bile güzel. ama bizim için sadece hayal.
  5. empati yoksunu insanların hayatlarına ve çevrelerine sunamadığı imkan.
  6. bireysel özgürlüğün tanımından farklı olmayandır.

    özgürlükler sonsuz değildir, başka bir insanın özgürlüğünü kısıtladığı anda biter.
  7. günümüzde bu özgürlük, akit vb. gazeteler tarafından olta olarak kullanılıp bir anda hedef göstermeye dönüşebilmektedir.
  8. kavramları açıklamaya girişirsek;

    ifade: dışa vurum (tdk)
    (tdk da başka tanımlar var fakat en genel tanım bu olduğu için bunu seçtim.)

    yani ifade, herhangi bir şeyden sınırlarının dışına bir geçiştir. bir taş düşünelim, bu taşın sınırları belirlidir. ve ne zaman bu sınırların dışına çıkılırsa, ve bu çıkma işleminin kaynağı taş olursa; işte o zaman ifadeden bahsedebiliriz. bu yüzden ifade sadece insana ait değil; soyut veya somut her hangi bir varlığa ait bir özelliktir.
    bu kavramı biraz daha açıklığa kavuşturduğumuzu düşünüyorum ve diğer kavrama geçmek istiyorum.

    özgürlük: herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî (tdk)

    tdkda böyle bir tanım verilmiş fakat ben bu tanımdan düşünme ve davranmayı çıkarmak istiyorum. çünkü bunlar daha çok iradeyle alakalı ve ben şu an biraz daha arındırılmış bir tanımdan ilerlemek istiyorum. çünkü sınırlandırılabilen yahut zorlanabilen her varlık düşünme kabiliyetine sahip değildir.

    biraz daha detaya girelim o halde. buradaki kilit noktalar, özet olarak "kısıtlama" kelimesinde birleşir. kısıtlama kelimesinin çoğunlukla, belki her zaman, olumsuz bir imajı vardır. fakat ben sadece işaret ettiği durum hakkında konuşacağım o yüzden olumsuzluğu katmamaya dikkat etmemiz gerekiyor.

    kısıtlama, ya da kısıt, herhangi bir sınırlamaya verilen isimdir. duvara daire çizmek, ellerimizi birleştirmek, bir ev inşa etmek gibi bir çok şeyi sayabiliriz. ve aslında bu kavram, sandığımızdan çok daha önemli. çünkü herhangi bir varlıktan bahsedebilmek için, hatta herhangi bir şeyi düşünebilmek için; onun sınırlara sahip olması gerekir. yine bu sınırlar bir varlığı diğerinden ayırmamızı, son tahlilde dünyayı algılamamızı ve bir zihin dünyamızın oluşmasını sağlar. eğer bu sınırlandırma işlemini bundan daha ileriye götürüp soyutlaştırırsak kısıtlarla karşılaşırız. burası biraz karanlık kaldıysa hiç sıkıntı yok şimdi örneklerle daha iyi aydınlanacağını düşünüyorum.

    bu kısıtlar mühendislik, özellikle mekanik mühendisliği için inanılmaz büyük bir öneme sahiptir. şöyle ki;
    şimdi elinize bir kalem almanızı ve bu kalemi hareket ettirmenizi istiyorum. ettirebildiniz mi? harika. muhtemelen ya ileri geri, ya rotasyonel, ya da bu ikisinin karışımı olan bir hareket yarattınız.

    peki gelin nasıl olup da bu hareketi başarabildiğinize bakalım.öncelikle parmaklarınızla tuttunuz. parmaklarınız ise ellerinize, elleriniz kolunuza, kolunuz vücudunuza, vücudunuz da yere bağlı. buradaki en can alıcı nokta işte şu: vücudunuzun bağlı olduğu cisim, yani yer, sabit. yani biz bu sistemde sabit olarak kabul edebiliriz. ve sonuç ise: yer sabit olmasaydı siz asla bu hareketi elde edemezdiniz. daha doğru bir ifadeyle; herhangi bir sistem sabit bir noktaya bağlı olmadığı sürece hareket edemez, diğer adıyla; bir kısıta.
    ve böyle bir durumda mühendislik ise asla mümkün olmaz.
    hülasa
    kısıtlar; hareketin, veya herhangi bir durum değişikliğinin gerçekleşmesini sağlayan referanslardır.

    bu perspektifle insana bakacak olursak;
    özgürlük, ancak ortada bir kısıt varsa anlam kazanır. çünkü bu kısıtlar ve sınırlamalar bir hareket alanı yaratır.
    bu alan somut olmak zorunda değildir. koşucunun hareket alanı koşu parkuru olduğu gibi, düşüncenin alanı da hayal gücüdür. ikisinin ortak noktası ise herhangi bir şeyle kısıtlanmış olmasıdır.

    bu kısıtlar ise ikiye ayrılır:
    - insanın etki edebildiği
    - diğerleri

    ikinci maddedeki "diğerleri"; insanın uçamaması, ellerinin büyüklüğü, çevremiz, iklim, biyolojimiz, genetiğimiz, doğa kanunları, beynimiz vs vs.
    çoğunlukla, insani-doğal ayrımı yapılır, fakat ben buna anlam veremem çünkü insan da doğanın bir parçasıdır. bu yüzden ben, "insanın etki edebildiği ve edemediği" ayrımını yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

    özgürlük ise doğrudan insanın etki edebildiği veya değiştirebildiği kesin olmayan, yani değişken alanlar ile alakalıdır. bu ise yine doğrudan insan psikolojisinin bir sonucudur.
    yani, evinin önüne yapılan top sahası ne kadar büyükse sen de o kadar top oynama özgürlüğüne sahipsin.

    sıkıntı ise şurada başlamaktadır.
    biri gelip o top sahasının yarısını kapatır ve burada oynamayacaksınız derse, işte o zaman bir kısıt ortaya çıkar. bu önceki kısıttan farklıdır. önceki, özgürlüğün anlam kazanacağı alanı yaratırken bu, zaten var olan bu alanın içinde tekrar sınırlama yapılmasıdır ve asıl kötü olan da budur.

    işte tam burada savaş başlar. topçu şahıs faaliyet alanını kullanmak (özgürlük) isterken, diğeri buna karşı çıkar. eğer iletişim kurulmazsa kavga, kurulursa ya uzlaşma ya da yine kavga ile sonuçlanacaktır.
    kısıtlanan kişi neden diye sorar ve karşıdaki bunu anlatırsa iki seçenek doğar. ya hak verirsiniz ya da vermezsiniz. verdiğiniz durumda bu kısıtlamayı kabul edip kendi özgürlük alanınızı kendiniz kısıtlamış olursunuz. bunun sebebi ise empatidir. eğer hak vermezseniz savaş başlar, güçsüzseniz karşılık veremezsiniz ve içinizde nefret doğmaya başlar yani bu savaş aslında bitmez."bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı" klişesi de bu savaşın asla bitmeyeceğini anlatır.
    karşılık verebilecek gücünüz varsa doğrudan sıcak savaş meydana gelir.

    hülasa;
    ifade de diğerleri gibi bir özgürlük çeşididir fakat belki en temelidir. çünkü sınırlar özgürlüğü tanımlarken yine bu sınırlar ifadenin gerçekleşeceği geçiş yüzeyidir.
    ve ek bir kısıtlama gelmedikçe insan, mevcut ifade alanında kendini gerçekleştirmek ister. bunun aksi durum ise ya empati ya da savaş ile sonuçlanır. yani özgürlük aslında bir empati-güç savaşıdır. realiteye bakacak olursak da toplumun dinamiği içinde, öyle ya da böyle zaman zaman özgürlük alanları ikinci bir kısıtlamayla karşı karşıya kalabilmektedir.
    top sahası örneğine dönelim mesela.
    sahayı kullanmak istiyorsunuz ama maalesef dolu. o gücünüz varsa boşaltabilirsiniz, hiç yoksa isteğinizi gerçekleştiremeden geri dönersiniz, belki korkarsını ya da çekinirsiniz ki bu da sonunda güce çıkar.
    empatisi yetisi ola bir toplumda ise, rahatça aralarına katılabilirsiniz; takımlar bozulacak olsa bile.

    bu yüzden özlenmesi gereken; özgürlüğü değil, empati yetisi yüksek bir toplumdur.
  9. siyasi iktidara ters düşmeyecek şekilde istediğinizi söylemekte, yazmakta özgürsünüz. diğer türlüsü zaten teröristlik. biz buna ileri demokrasi diyoruz. yerseniz. yemeyenleriniz gargara yapabilir.
  10. batı demokrasisine taraftar olanların belirttikleri gibi- düşüncelerin “şiddet hareketleri” halini aldığı anda vardır. devlete karşı girişilmiş şiddet eylemleri, sabotajlar, silahlı çatışmalar vb. bunlar maddi olaylardır, suçtur ve cezalandırılırlar. ne var ki, o maddi olaylara ilham veren düşünceler yasaklanamaz ve cezalandırılmaz. çünkü, batı demokrasisine göre, “düşünce suçu olmaz.” örneğin “anarşik” tipte olaylar cezalandırılacak, ama “anarşizm” hakkındaki görüşler ve eserler yasaklanmayacak ve cezalandırılmayacaktır.

    fransız devlet güvenlik mahkemesi’nde, birkaç yıl önceki duruşmalardan birinde, mahkemenin başkanı romeiro’nun söylediği sözleri hatırlatmak isterim. çeşitli sabotaj hareketlerine girişen, binaları kundaklayıp kamyonları havaya uçuran bir grup insanın duruşması başlarken, mahkemenin başkanı romeiro, savcıya ve sanıklara şu önemli noktayı hatırlatmaktadır: “fransız hukukunda düşünce suçu diye bir şey yoktur. burada yargılayacağımız maddi olaylardır; yoksa bu olaylara ilham veren fikirler değildir...” (le monde, 6/10/1972)

    (server tanilli'ye yazdığı kitap nedeniyle dava açıldığında,mahkemeye verdiği savunmasından.)