1. müştak olanda, arzulayanda haslolan arzu'nun mevcudiyetinin ne'ye aitliğine, bu desirein(*:arzu) devimselliğine dair lacan'ın objet petit a'sının yönelimselliğinin açımlamasına giriştiğimizde, ilginç birbiriliklerle rastlaşıyoruz.

    mesela lacan, objet petit a'yı maurice blanchot'nun thomas l'obscur (*: karanlık thomas) kitabından bir pasajla örneklendirir. şöyledir pasaj;

    '' gerçekdışı ve dokunulmaz bir bedene dokunmaya çalışıyordu elleri. öylesine korkunç bir çabaydı ki bu, kendisinden uzaklaşan ve uzaklaşırken kendisini çekmeye çalışan şey, tuhaf bir biçimde yaklaşan şey'in ta kendisiymiş gibi görünüyordu ona. bir anda yere yığıldı thomas. pisliğin içine düşmüş gibi hissediyordu; bedeninin her bir parçası can çekişiyordu, başına bir ağrı saplanıyor ve kafasını ciğerlerine çekiyordu adeta. parkelerin üzerinde yatıyor, kıvranıyor, kendini büzüyor sonra yeniden bırakıyordu. yerde ağır ağır sürünüyordu; bu haliyle sanki yılana benziyordu, ağzında hissettiği zehir ona yılan olduğunu söylüyordu. işte o anda, bir sözcüğe benzettiği ama daha çok delici gözleri ve sivri dişleriyle güçlü bir hayvan olan, devasa bir fareyi andıran bir şeyin onu ısırdığını ya da ona vurduğunu hissetti, ama ne olduğunu tam bilemiyordu. böyle bir anda burnunun dibinde görünce, onu parçalayıp yeme ve içine katma arzusundan kurtulamamıştı. üzerine atlayıp tırnaklarını karnına geçirdi ve kendisinin bir parçası haline getirmek istedi. gece sona ermişti. pencerelerden sızan ışık kayboluyordu. ama o korkunç yaratıkla yaşanan büyük ve onurlu mücadelenin ne kadar sürdüğünü kestirmek mümkün değil. yerde yatıp dişlerini gıcırdatan, yüzünü tırmalayan, karşısındaki hayvanı içine almak için gözlerini deşen ve bir insandan çok şeytana benzeyen yaratık için korkunç bir kavgaydı bu. ama kızıl tüylerle kaplı ve gözleri ışıldayan bir kara melek için güzel bile sayılırdı.
    kâh beriki kazandım diyor ama içini kirleten 'masumiyet' sözcüğünün dayanılmaz bir bunaltıyla içine işlediğini görüyordu; kâh öteki yemek için saldırıyor, kendi yuvasına sürüklüyor ve sonra içi boş ve katı bir cisim gibi geri püskürtüyordu.
    üzerine üşüşen sözcükler her seferinde thomas'yı varlığının derinliklerine kadar götürüyordu ve thomas kendi kabusu ve kabusunun anlamı olarak gördüğü sözcüklerin peşinden gidiyordu. her seferinde kendisini daha boş ve daha ağır hissediyordu; en küçük bir hareket bile korkunç bir yorgunluk veriyordu. onca mücadeleden sonra, bedeni tamamen donup kalmıştı ve kendisini görenlere, sürekli uyanık olduğu halde, uyuyormuş izlenimi veriyordu. ''

    bu okuduğumuz kısım dahice bir imgelemselleştirmedir, arzu'nun devingenliklerini. arzu'nun doğuşundan, arzu'nun boşvermişliğine değin her evresini thomas'nın düşünlerine ve eyleyişlerine yüklemiştir blanchot. objet petit a'nın lacanyan tanımını şu cümlesinde apaçık görürüz örneğin;

    ' kendisinden uzaklaşan ve uzaklaşırken kendisini çekmeye çalışan şey, tuhaf bir biçimde yaklaşan şey'in ta kendisiymiş gibi görünüyordu ona. '

    işte bu objet petit a'nın ulaşılabilir görünürlüğünün ulaşılmazlığındaki kaotik arzu daveti, davete icabet etmenin mümkünsüzlüğüyle çarpışır çarpışmaz thomas gibi yere yığılır istem.
    bu istem'in boşa çıkışının tiksintisini devam ederek şöyle aks eder blanchot;

    ' pisliğin içine düşmüş gibi hissediyordu. bedeninin her bir parçası can çekişiyordu, başına bir ağrı saplanıyor ve kafasını ciğerlerine çekiyordu adeta. '

    sonra ise bu yerdeki bulantı halinde güç istencinin şarteli yeniden kalkar. ulaşılmaz'a ulaşılamıyorsa en yakındaki ulaşılılar'a yönelmelidir, aramalıdır bulmaklığının önemsizliğiyle;

    ' yerde ağır ağır sürünüyordu; bu haliyle sanki yılana benziyordu, ağzında hissettiği zehir ona yılan olduğunu söylüyordu '

    aranırken yerde sürünerek arzu'nun en muazzamını kaybetmişlikle, bir arzu çıkıverir önüne. bu arzu düşün'den sağılan arzu'dur. kelâmdan doğan. ısırır seni, acıtır suniliği. ama ne yapabilirsin ki onu ivedice kendine katık etmekten başka, güç istencine boyun eğersin;

    ' işte o anda, bir sözcüğe benzettiği ama daha çok delici gözleri ve sivri dişleriyle güçlü bir hayvan olan, devasa bir fareyi andıran bir şeyin onu ısırdığını ya da ona vurduğunu hissetti, ama ne olduğunu tam bilemiyordu. böyle bir anda burnunun dibinde görünce, onu parçalayıp yeme ve içine katma arzusundan kurtulamamıştı. üzerine atlayıp tırnaklarını karnına geçirdi ve kendisinin bir parçası haline getirmek istedi. '

    o arzu'yu kendine kattığında ve bunun farkındalığıyla devam ettiğinde yaşamına bu katış'ından ötürü kattığını sevmeye başlarsın, derinlerinden gelip ara sıra vuran 'riyâkârsın' yumruklarına rağmen.
    bu ikiliğin, çatallaşışın, muazzamı seven naifliğinin korkaklığı ve muazzam olmayanı sevmek zorunda kalmış ikiyüzlüce şeytanlığın kapışır dururlar. 'acımak' iğrençliği bile fırlar gelir tenine yapışır bu kapışmadan;

    ' yerde yatıp dişlerini gıcırdatan, yüzünü tırmalayan, karşısındaki hayvanı içine almak için gözlerini deşen ve bir insandan çok şeytana benzeyen yaratık için korkunç bir kavgaydı bu. ama kızıl tüylerle kaplı ve gözleri ışıldayan bir kara melek için güzel bile sayılırdı. kâh beriki kazandım diyor ama içini kirleten 'masumiyet' sözcüğünün dayanılmaz bir bunaltıyla içine işlediğini görüyordu; kâh öteki yemek için saldırıyor, kendi yuvasına sürüklüyor ve sonra içi boş ve katı bir cisim gibi geri püskürtüyordu. '

    bitkin düşmeye doğru yol alırsın bu kavgadan, yapaylıktan, kelâmlılığından;

    ' üzerine üşüşen sözcükler her seferinde thomas'yı varlığının derinliklerine kadar götürüyordu ve thomas kendi kabusu ve kabusunun anlamı olarak gördüğü sözcüklerin peşinden gidiyordu. her seferinde kendisini daha boş ve daha ağır hissediyordu; en küçük bir hareket bile korkunç bir yorgunluk veriyordu. '

    ve nihayetinde muazzamı arzulayanlığın, objet petit a âşıklığın hala kor gibi yanmaktadır içerinde fakat bunu alevlendirirsen arzusuz kalırsın, biçâre, ölü. öyleymiş gibi'liğinde iğrençliklerin içerisinde ' uyursun ';

    ' onca mücadeleden sonra, bedeni tamamen donup kalmıştı ve kendisini görenlere, sürekli uyanık olduğu halde, uyuyormuş izlenimi veriyordu. '
  2. yine havalı bir başlık. çok kelime ile etrafımızda eşelenip durma örneği gibi. başlık ve yazı içeriğini tutturmak da önemli. neyse efendim pek bir güzel olan rome discourse'unda ego gelişimini ve benlik kavramını dil üzerinden irdeler lacan. mevcudiyeti dille bilinç dışında yapılandırma hamlesidir. radikaldir öncekilere göre. buna göre bilinçaltı somut söylemleri ortaya koyarken öznenin hizmetinde olmaz. yani arzu da kendisi hariç hiçbir şeye hizmet etmez. anamorfozun uygulamalarından biridir hatta. tuhaf bir freudian slip yorumudur bu. umarım başlıktan anladığım şekilde yorumlamışımdır.*
    sezgi