julia kristeva

Kimdir?

julia kristeva 24 haziran 1941doğumlu, edebiyat teorisyeni, psikanalist, yazar ve filozof. kristeva, 1970'li yıllardan itibaren çağdaş aydınların en saygın isimlerinden biri olmanın yanı sıra, eleştirel felsefenin de en önemli dayanaklarından birisi olmuştur. 1973 yılından beri denis diderot üniversitesi'de profesör olarak kürsüye sahiptir. dilbilim, göstergebilim, psikanaliz üzerine yazıları yapısalcılık-sonrası-teorinin gelişmesinde belirleyici bir konuma sahiptir ve yapılan tartışmaları derinden etkilemiştir.

kolombiya üniversitesi'nde umberto eco ve tzveton tedorov'la yazınsal göstergebilim kürsüsü'nü paylaşarak katkılarda bulunmaktadır. aynı zamanda uluslararası göstergebilim birliği'nin yönetim başkanı ve birçok yazınsal kurulun üyesidir. julia kristeva, 1997 yılında, otuz yıla yayılan ve on dile çevrilen çalışmaları için fransa'nın en büyük onuru "chevaliére de la légion d'honeur"u aldı.

ünlü ve etkileyici avangard edebiyat eleştirisi dergisi olan tel quel (içinde roland barthes, michel foucault, philippe sollers gibi isimlerin bulunduğu) dergisinde yer almış ve burada önemli yazılarını ortaya koymuştur. lacanci psikanalizin etkisinde kaldığını ama önemli noktalarda kendine özgü bir yorumla ondan ayrıldığı ve dahası freudcu-olmayan bir psikanaliz kuramı yönünde yol aldığı, ayrıca barthes'in ve rus biçimciliğinin (michail bakhtin) etkileriyle yeniden eleştirel teoriyi şekillendirdiğini belirtmek gerek. kristeva felsefe, dilbilim, göstergebilim, edebiyat kuramı ve psikanaliz gibi çeşitli bilim alanlarını ve bu eksenlerde yürüyen kuramsal gelişme dallarını birleştirerek kendi düşünce yapısını oluşturur. cinsiyet araştırmaları önemli başka bir önemli kaynaktır. bu yönde yeni eleştirel söylem biçimleri oluşturmaya çabaladı. felsefi uzmanlık konularının yanı sıra, çeşitli roman dizileri de yayınladı.

1970'lerden itibaren kristeva tarafından, ataerkil sistem içinde (patriyarka'da), kadın kimliğini sorunsallaştırıldığı da görülür. bu sorunsallaştırmalar olumlu ve olumsuz çeşitli tepkilerle karşılanmıştır. helene cıxous, luce irigaray ve julia kristeva hem yapısalcılık sonrası teorik tartışmanın hem de feminizm tartışmalarının önemli isimleridir ve üçü de ortak ve ayrık yollardan fransız feminist kuramları denilen alanda önemli düşünce kanalları açmışlardır. kristeva, özgül yorumlarıyla, kısmen diğer iki isimden ayrılarak, genelde ve bütünüyle bir feminist teorisyen sayılamayacağı yönünde bir kanı vardır.

psikanalize ilgisi sonucunda teorik çalışmalarında bu alanın çözümlemelerini kullandı ve özellikle feminist düşüncenin belli yorumlarından tepkiler aldı. kadının (dişiliğin ya da kadınlığın) doğuştan gelen bir özellik olmadığını söylemesi ve kadınlık konumlarını lacancı bir yönde okuması, geleneksel feminizmin hoşnutsuzlukla karşıladığı bir yönelim oldu. yazı bağlamında erkeklerin ve kadınların konumlarını çözümledi, ancak özellikle feminist edebiyat eleştirisi'nin çeşitli bölümlerinden itirazlarla karşılandı. bununla birlikte postyapısalcı-feminizm'in kaynaklarında kristeva'in belirgin ve tartışmasız bir yeri vardır. [alıntıdır]
  1. yaklaşımları psikanalitik feminist kuramda çok önemli bir yerde dursa da kristeva, kendini 'feminist' olarak tanımlamaz. ona göre feminizmin üç kolu vardır: liberal feminizm - kadınların ataerkil düzene sembolik anlamda eşit katılımı-, radikal feminizm - kadının erkek cinsi karşısında yüceltilmesi- ve kadın-erkek arasındaki karşıtlığın yok edilmesi. kristeva'ya göre şayet ortada bir çaba varsa, bu ancak ikili karşıtlığın reddedilmesiyle gerçekleştirilebilir. bu anlamda 'kadın' olarak bütüncül bir kimliğin varlığını yok sayar kristeva ve dolayısıyla kendini de kadın olarak feminist olmak zorunluluğundan azat eder.

    feminist düşüncenin gelişimine en büyük katkıyı semiyotik ve ab-ject kavramlarıyla yapmıştır. semiyotik (göstergesel) kavramı, kristeva'da annelikle ilişkilendirilir. oedipus dönemi öncesinde, bedenin kendi dışında hiçbir şey tarafından yönlendirilmediği, dilin henüz var olmadığı bir döneme işaret eder, semiyotik. libidinal ekonomiyle - hayata duyulan arzu ile vermek arasındaki serbest ve bilinçsiz hal -ile yakından ilişkilidir. özne ve nesne, şey ve varlık kavramlarının oluşmasından önce vardır; yani çocuk, anne bedeninden ayrılamaz, onunla bir bütün halindedir ve bu sayede ikili karşıtlıklar henüz oluşmamıştır.

    ikinci önemli kavram olan ab-ject (iğrençlik), hepimizin bir anneden doğduğu ve dil, ses, varlık gibi algıların kaynağı olan anne bedeninden ayrılmakla,çocuk için anne bedeninin hem bir arzu nesnesi hem de bir tehdit olarak algılanmasının başlangıcıdır. buradaki sorun kadınlar için, erkeklerinkinden farklıdır; çünkü erkekler, oedipus karmaşasını ve kastrasyon korkusunu yaşayarak özne olmaya çabuk uyum sağlarlar. kadınlar ise, biyolojik olarak anneliğe mahkumdurlar ve bu yazgı, ab-ject kavramını kadınlığın merkezine koyar; anne olan kadın, bedenindeki varlığı hem arzular hem de ondan nefret eder ve yok oluşunu ister. kristeva burada psikanalizin kadının ikincilleştirilmesindeki rolüne atıfta bulunur ve ab-ject'in doğası gereği orada olduğunu fakat anneliğe atfedilen kültürel normların psikanaliz süreçlerinden çıktığını söyler. bu yüzden anneliğin yüceltilmek yerine işleve dönüştürülmesi gerektiğini savunur.

    "bir kadının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur; sadece zincirlerinden hoşlanan kadınlar vardır." (the samurai, 1992)