1. şu sıralar sardığım garip olaylardan bir başkasının kahramanları.

    june ve jennifer kardeşlerimiz 1963, barbados doğumlu tek yumurta ikizi. anneleri ev hanımı, babaları kraliyet hava kuvvetleri adına çalışan bir teknisyen. kızlar doğduktan kısa bir süre sonra aile galler'e taşınıyor.
    kızlar etle tırnak gibiler ve kendilerine özel yüksek hızlı bir lehçe kullanıyorlar. bu yüzden çevrelerince pek anlaşılmıyorlar. giriş bilgilerimiz bu kadar, ikizlerin fotoğrafını paylaşayım.

    http://showbizgeek.com/wp-content/uploads/2013/10/Screen-Shot-2013-10-28-at-22.57.20.png
    şaka*

    http://36.media.tumblr.com/e97e0e174e2a2b1f18dc6c155a7d22bd/tumblr_nm1z4v43uH1rdredko1_1280.jpg

    bulundukları yerde sadece kendilerinin siyahi olması okulda dışlanmalarına sebep oluyor. okul müdürü sataşmaların önüne geçmek için her gün onları diğer öğrencilerden erken çıkartıyor okuldan ama bu bile başlı başına bir baskı unsuru tabii.
    kendi aralarında kullandıkları dil giderek daha da anlaşılmaz oluyor ve ikizimiz kendilerine özel bir dil geliştiriyor. cryptophasia diyorlarmış buna da.
    ancak bununla da kalmıyorlar ve verdikleri anlık tepkilerin hepsi bir aynadan yansır gibi benzerlik gösteriyor. ve sonunda ikizimiz, küçük kardeşleri rose dışında kimseyle konuşmamaya başlıyor.
    14 yaşlarına geldiklerinde terapistler, ikizler başkalarıyla da iletişim kurabilsinler diye onları ayırma kararı alıyor ve iki ayrı yatılı okula gönderiliyorlar.

    tekrar birleştiklerinde birkaç yıl boyunca kendilerini odaya kapatıp orada izole bir yaşam sürüyorlar ve yine kimseyle konuşmuyorlar. bir karar alıyorlar; eğer uzun vadede birimiz ölürse, diğerimiz normal bir hayat yaşayacak ve diğerleriyle konuşacak.
    bu süreçte pembe dizi tarzında birçok öykü yazıyorlar ve bazen kardeşlerine güzellik yapmak için bunları beraber yüksek sesle okuyorlar. doğum günlerinde kendilerine alınan birkaç günlükle birlikte de iyice gaza geliyorlar, posta ile çalışan bir yaratıcı yazarlık kursuna katılıyorlar ve her ikisi de birbirinden farklı roman yazıyor. bu roman ve öykülerdeki genç erkek ve kadın karakterlerin davranışları ise çoğunlukla garip ve sıklıkla suça yakın.

    june'un 'pepsi-cola addict' adlı eserinde bir lise kahramanı öğretmeni tarafından baştan çıkartılıyor, kahraman ıslah evine yollanıyor,* orada da bir gardiyan tarafından tecavüze uğruyor.
    jennifer'ın 'the pugilist' adlı eserinde ise bir doktor oğlunun hayatını kurtarmak için bir köpeğin kalbini söküp, oğluna takıyor. köpeğin ruhu çocukta yaşamaya devam ediyor ve babadan intikam alıyor.
    öykülerini kendileri bastırıp dergilere satmak için çok kasıyorlar ama başarısız oluyorlar.

    ve ikisi de birbirlerini öldürme girişiminde bulunuyor. jennifer radyonun kablosuyla june'u boğmaya çalışıyor. june ise ikizini köprüden atmaya çalışıyor. sonra aralarında kundaklamanın da olduğu birtakım suçlar işliyorlar ve 14 sene kaldıkları yüksek güvenlikli akıl sağlığı hastanesine yollanıyorlar. maruz kaldıkları yüksek dozlardaki antipsikotik ilaç tedavileri yüzünden uyuşmaya başlıyorlar ve konsantre olamıyorlar. jennifer'da sürekli kendini tekrarlayan, istemsiz hareketler ortaya çıkıyor ki ona da tardive dyskinesia demişler. şuna bakar mısınız ya, aynı tanımın karşılığına biz 'tik' deyip geçmişiz.*
    kardeşler eskisi gibi öykü yazabilsin diye ilaçlarının dozları yeterli miktarda kesiliyor ama çoktan yazma yeteneklerini kaybetmişler tabii.
    aynı dönemde 'dahi ikizler konuşmuyorlar' diye haber yapıyor the sun kardeşleri, hastanede yapılan zeka testlerinin referansıyla. haberi yapan marjorie wallace da ikizlerin tek arkadaşı oluyor böylece.

    ikizlerin yaptığı bir uzun vadeli anlaşma vardı hatırladığınız gibi ve işte o uzun vade geldi. ikizler, aralarından birinin artık kesinlikle ölmesi gerektiğini düşünmeye başlıyor ve birçok konuşmanın ve tartışmanın ardından jennifer kendini feda etmeyi kabul ediyor. hatta bir muhabbetin ortasında wallace'a şöyle fısıldıyor, "marjorie, ben öleceğim. karara vardık."
    1993 mart'ında yüksek güvenlikli akıl sağlığı hastanesinden, az güvenlikli merkeze geçişleri yapılıyor. yolculuk boyunca june'un omzunda uyuyan jennifer, varış yerine gelindiğinde uyanmıyor. hemen hastaneye götürüyorlar ve ölüm sebebinin kalbinde oluşan ani bir patlama olduğunu saptıyorlar. vücudunda ilaç veya zehire rastlanmıyor. ölüm sebebi de hala bilinmiyor.

    wallace birkaç gün sonra june ile konuşuyor ve june şunları söylüyor;
    "bizler savaş yorgunlarıyız. uzun bir savaştı ve sonunda birimiz bu kısır döngüyü sona erdirdi. sonunda özgürüm. onun karanlık gölgesinden kurtuldum. nihayet jennifer benim için hayatından vazgeçti."

    wallace ve ikizler:
    http://hilobrow.com/wp-content/uploads/2012/04/gibbons-e1333632778655.jpg

    jennifer'ın günlüğünden bir sayfa
    http://www.hamhigh.co.uk/polopoly_fs/1.1137588!/image/1927185043.jpg_gen/derivatives/landscape_490/1927185043.jpg